Mehmetcan Şahin
VAR futbola girerken vaat açıktı: Hakem tartışmaları bitecek, hakem hataları sona erecekti. Aradan geçen yıllara rağmen ne Türkiye’de ne de dünyada böyle bir sonuç ortaya çıktı; tartışmalar yalnızca biçim değiştirdi. Bu küçük örnek, aslında çok daha büyük bir tartışmanın kapısını aralamaktadır. Teknolojik gelişmelerin günlük hayatımızda bu denli yer kaplaması, geleceğimize etkilerinin tartışılmasını kaçınılmaz kılmaktadır. Bu tartışmanın bir safı teknolojiye “ilerici” bir rol atfeder. Onlara göre teknoloji, toplumsal güçler arasındaki denge ya da toplumun normları ne olursa olsun insanlığı kaçınılmaz olarak “ileri” götüren tarafsız bir etkendir. Ancak gerçekten öyle midir? Her teknoloji her toplumda kabul görür mü? Farklı toplumsal yapıları aynı şekilde mi etkiler? Ve teknolojinin bizi götürdüğü “ileri” nokta herkes için mi, yoksa yalnızca toplumun belli bir kesimi için mi “ileri”dir? Bu yazı, birbirine bağlı bu sorular zincirini merkezine alarak ilerleyecek ve teknolojinin toplumsal yapılar ile olan ilişkisini inceleyecektir.
Teknolojik gelişmeler tarafsız ve herkesin iyiliğine olan gelişmeler değildir. Toplumsal güçlerin birbirleriyle ilişkisini etkilerken; bazı kesimlere avantaj sağlarken bazılarını dezavantajlı konuma iterler. Bu nedenle bazı teknolojiler bazı toplumlarda hiç hayata geçmez. Sovyetler Birliği’nde bilgisayar ağlarının akıbeti bunun çarpıcı bir örneğidir. 1959’da Anatoli Kitov’un, 1960’larda ise Viktor Gluşkov’un öne sürdüğü projeler tüm SSCB’yi kapsayan bilgisayar temelli bir enformasyon ağı öngörüyordu. Gluşkov’un OGAS adıyla bilinen projesinde ağ; yerel, kent ve merkez düzeyinde üç katmandan oluşacak, Sovyet işletmelerinde üretimin her aşaması çok daha az iş yüküyle takip edilebilecekti. Üstelik yalnızca yönetim değil, isteyen işçiler de kendi alanlarından raporlarını ve üretimi geliştirecek önerilerini aynı veri havuzuna yükleyebilecekti.
Ancak böyle bir ağ yalnızca daha verimli üretim ve daha hızlı bilgi akışı anlamına gelmez; denetlenebilirliğin de artması anlamına gelir. Bu da bakanlıklarda ve sanayi işletmelerinde bilgiyi gizleyerek ya da çarpıtarak nüfuz ve ayrıcalıklarını elde eden teknokratik “komünist” fraksiyonun çıkarlarına ters düşüyordu. Bu fraksiyonun Sovyet yönetimindeki ağırlığı nedeniyle internetin öncülü sayılabilecek bu proje hiçbir zaman bütünlüklü olarak hayata geçmedi (Daha detaylı bilgi için bkz. Narin, 2020).
Teknolojiler kabul gördükleri her toplumda da aynı etkiyi yaratmaz. Sanayileşme bunun en belirgin örneğidir. Halihazırda yükselen bir burjuvaziye sahip Britanya’da sanayileşme burjuva iktidarını pekiştirirken, Rusya’da gelişmiş Batılı devletlerin jeopolitik baskısı altında daha çok askeri alanda kendini gösterdi ve bir burjuva yükselişinden ziyade feodal dönemden kalma Çarlık otokrasisinin tahakkümünü güçlendirdi (Daha detaylı bilgi için bkz. Troçki, 1998[1930]). Benzer biçimde, Çin’de merkezi imparatorluk düzeni içinde kullanılan barut, Avrupa’ya ulaştığında feodal şatoların ve şövalyeliğin askeri önemini aşındırarak feodalizmin çözülüşüne katkıda bulundu.
Aynı zamanda yeni teknolojiler mevcut toplumsal ilişkilerin içerisine geldiği için bir teknoloji her zaman kendisinden beklendiği etkiyi de göstermez. Güncel ve daha günlük hayattan bir örnek olarak futbolda VAR teknolojisi üzerinden gidilebilir. VAR, Türkiye’de ve dünyada birçok kaynaktan beslenen futbol kurumlarına ve hakemlere duyulan güvensizliği tek başına kökünden çözemedi; aksine bu güvensizliği yeni biçimlerde yeniden üretti. Kısacası bu teknolojinin etkisinin sınırı içine doğduğu toplumsal yapıda bulunan ilişkiler tarafından çizildi. Bunun da bize gösterdiği en temel şey hiçbir teknolojinin içine doğduğu toplumsal ilişkilerden bağımsız düşünülemeyeceğidir.
Aynı soruyu bugün yapay zeka için de sormak gerekmektedir. Bir kesim yine bu teknolojinin insanlığı ileri taşıyacağını savunurken; argüman olarak üretimi daha verimli kılacağı, pek çok işi daha düşük maliyetle ve bir insandan çok daha hızlı yapacağını öne sürmektedirler. Oysa sorulması gereken, bu olumluluğun insanlık için mi yoksa sermayedarlar için mi geçerli olduğudur.
Bu iyimserlik yeni değildir. Keynes de 1930’da teknolojik ilerleme sayesinde torunlarının kuşağının haftada 15 saat çalışacağını öngörmüştü (Keynes, 1931[1930], s.369). Verimlilik o günden bu yana katlandı, ancak çalışma süreleri öngörülen ölçüde kısalmadı. Aynı şekilde, yapay zekanın kapitalist bir sistemde pek çok sektörde emeğe duyulan ihtiyacı azaltacağını söylemek yanlış olmaz. Ne var ki bu kazanım emekçilere daha az çalışma olarak değil, işsizlik olarak dönme eğilimindedir; sermaye ise daha az işçiyle daha “verimli” üretim yapma imkânına kavuşmaktadır. Yani işin sonunda yapay zeka gibi gerçekten insanlığın büyük çoğunluğuna fayda sağlama potansiyeli olan bir teknolojik gelişime insanların arasında ördüğü toplumsal ilişkilerin ağına düşmekte ve bu ağ içerisinde en büyük avantajlarını belli bir elite sunmakla kısıtlanmaktadır.
“Aydınlık” Kimin için?
Bu yazının en temel amacı teknoloji üzerinde dönen tartışmalarda teknolojik gelişmelere atfedilen o tarafsızlığın sorgulanmasını sağlamaktır. Çünkü bu sorgulanmaya başlandığı anda teknolojik gelişmelerin insanlığı tek başına “ileri” götürüp götürmeyeceği sorusu da boşa düşer. Hatta boşa düşmekle kalmayıp önemli bir sorunun kapısını aralar: teknoloji kimin elinde, kimin çıkarına ve kimin denetiminde gelişmektedir? Bu sorunun cevabı ise bizi içinde yaşadığımız toplumun analizini yapmaya ve teknolojik gelişmelerin bu toplumsal yapıda hangi noktaya düştüğünü analiz etmeye götürmektedir. Bu soruyu sormadan, teknolojinin “ilerleme” getireceğini savunanların vaat ettiği “aydınlık” günlere inanmak kolaydır. Oysa teknolojinin geleceğe aydınlık günler getirme potansiyeli taşıdığı açık olsa da, bu aydınlığın kimin sofrasına düşeceğini makineler değil, toplumsal güçler arasındaki mücadele belirleyecektir.
Kaynakça
Keynes, J. M. (1930). Economic Possibilities for Our Grandchildren. Essays in Persuasion içinde (1931). Londra: Macmillan.
Narin, Ö. (2020). SSCB’de Bilgisayar Ağları ile Planlama: Bürokratik Aygıt yerine Teknokratik Aygıt mı yoksa Üretici Güçlerin Olanakları mı? Abstrakt.
Troçki, L. (1998[1930]). Rus Devriminin Tarihi (B. Tanatar, Çev.). İstanbul: Yazın Yayıncılık.

Oku