Funda Gençoğlu
Türkiye siyaseti, uzun süredir görülmemiş bir iç çatışmaya sahne oluyor. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi’nin 21 Mayıs 2026’da CHP’nin 38. Olağan Kurultayı’nı “mutlak butlan” gerekçesiyle iptal etmesi, Özgür Özel ile Kemal Kılıçdaroğlu arasındaki gerilimi fiilî bir iktidar savaşına dönüştürdü. Kılıçdaroğlu genel merkezde, Özel meclis grubunda tutunmaya çalışırken muhalefet cephesi tarihsel bir ikilemle yüz yüze geldi: Ya CHP’de kalıp içeride(n) mücadele etmek, ya da yeni bir siyasi yapı inşa etmek. Bu ikilem, Türkiye’nin siyasi iklimi ve gelecek seçimler düşünüldüğünde, sadece taktik bir tercih değil; muhalefet siyasetinin geleceğini şekillendirecek stratejik bir dönüm noktası.
Gitmek mi zor kalmak mı?
Partide kalıp mücadeleyi parti içinde yürütmek lehine en güçlü argüman, kurumsal miras. CHP, 100 yılı aşkın tarihi, köklü sembolizmi ve milyonlarca seçmenin hafızasındaki ağırlığıyla eşsiz bir siyasi marka değeri taşımakta. Özel’in 110’u aşkın milletvekiliyle meclis grubunu elinde tutması ise bu kurumsal kapasitenin hâlâ büyük ölçüde kendisinde olduğunu göstermekte. Kılıçdaroğlu genel merkezi ele geçirmiş olsa da Özel’in belediye başkanları, milletvekilleri ve taban örgütü desteğini koruyor. İkinci önemli avantaj, hukuki meşruiyet zeminidir. Özel cephesi, mahkeme kararını Siyasi Partiler Kanunu’na aykırı bularak itiraz yolunu seçti. Eğer Yargıtay veya Anayasa Mahkemesi nezdinde bu itiraz sonuç verirse, Özel yeniden genel başkanlık koltuğuna oturabilir. Parti içinde kalarak kurultay zorlamak, hem iktidarın “muhalefeti böldük” söylemi üretmesini engelleyen hem de seçmenin nazarında “biz ayrılmadık, bizi zorla ayırdılar” mesajını güçlendiren bir tutum olarak değerlendirilebilir. Üçüncüsü, seçime girme eşiği sorunuyla ilgili bir avantajdır. Türkiye’nin siyasi partiler mevzuatı, yeni bir partinin seçime katılabilmesini ağır koşullara bağlamaktadır. Özel’in yakın çevresinin bile kabul ettiği üzere, bir parti kurmak başka, onu seçimlere hazır hale getirmek başka bir iştir. Bu süreç; YSK şartları, il ve ilçe teşkilatları, yasal süre hesapları gibi kırılgan değişkenlere tabidir.
Yeni parti kurmanın avantajlarına bakıldığında ise ilk dillendirilebilecek olan, temiz sayfa açmak meteforu olabilir. CHP’nin bugün iç kamuoyuna akseden imajının başrolünde, mahkeme salonlarına yansıyan kavgalar, meclis kürsüsünde “Hain Kemal” sloganları ve gazetelerin birinci sayfasını dolduran koltuk kavgası bulunuyor. Bu görüntüler, muhalefete sempatiyle bakan ama parti içi kaosun altında ezildiğini hisseden seçmende yorgunluk ve hayal kırıklığı yaratmakta. Yeni bir parti, bu karmaşanın ve kaotik durumun dışında konumlanarak ileriye, geleceğe bakış çerçevesi oluşturabilir. İkinci avantaj, kapatma riskine karşı güvencedir. Özel, bu ihtimali bizzat dile getirdi: Savcılık iddianamesi CHP’nin seçime sokulmaması ya da kapatılması senaryolarını içermektedir. Bu olasılığa karşı “yedekte parti” bulundurma stratejisi, hem pratik bir sigorta hem de iktidarın olası hamlesini etkisizleştirme hesabıdır. Kürt siyasi hareketinin iki yedekli gitme refleksi, bu yaklaşım için somut bir model sunar. Üçüncüsü, taze ittifak olanaklarıdır. Yeni bir siyasi yapı, İYİP’ten kopan kadroları, sivil toplum temsilcilerini ve kentli liberal seçmeni tek çatı altında toplayabilecek bir esneklik sunabilir. Öte yandan 12 büyükşehir belediye başkanının Özel’in yanında açıkça yer alması, mevcut siyasi ağın farklı bir çatıya taşınabileceğinin de işaretidir.
Özel ve ekibi için yeni parti kurmanın riskleri debulunmakta. Bu bağlamda en büyük risk elbette muhalefet oylarının bölünmesidir. Türkiye’nin seçim sistemi, parçalı muhalefete tarihsel olarak acımasız davranmıştır. Özel hareketi başarılı bir teşkilatlanma sürdürse bile yeni parti ile CHP arasındaki oy rekabeti ve sonuç olarak yaşanan oy bölünmesi, iktidarın işine gelecek bir sonuç doğurabilir. Ayrıca böylelikle “bölünmüş muhalefet” denklemi, ana siyasi sorumluluğun iktidar değil muhalefet kaynaklı olduğu izlenimini seçmenin hafızasında perçinleyebilir. İkinci risk, kurumsal boşluktur. CHP’nin belediye ağı, partinin en güçlü ve görünür kurumsal varlığıdır. Belediye başkanları Özel cephesine yakın dursa da belediyeler CHP çatısı altında faaliyet göstermektedir. Parti ayrışması bu ilişkiyi hukuki ve idari açıdan karmaşık bir zemine taşıyabilir.
Sonuç olarak, Özel ve ekibinin önündeki tercih, özünde iki farklı muhalefet felsefesini temsil etmektedir. Birincisi, mevcut kurumların içinde kalarak sistemi değiştirme iradesi; ikincisi, sistemin araçlarını devre dışı bırakacak radikal bir yeniden yapılanma.Tarihsel bağlamda değerlendirildiğinde, Türkiye’de muhalefet partilerinin bölünmesinin kısa vadede oy kaybettirdiği, uzun vadede ise ittifak aritmetiğini bozduğu görülmektedir. Bu gerçeklik, yeni parti seçeneğini mümkün kılmak için siyasi cesaret kadar siyasi netlik de gerektirmektedir. Şu an için Özel’in tutumu, kurultay zorlamak ve CHP çatısını terk etmemek yönünde şekilleniyor. Ne var ki baskının artması, kurultay kapılarının kapanması ya da seçim sürecinin hızlanması halinde bu denkleme yeni değişkenler girecektir. Siyaset, sessiz saatlerden önce en yüksek sesini çıkarmaya devam ediyor.

Oku