Fatmagül Aydemir
Sinemanın ve festivallerin politik olup olmadığı sorusu genellikle kurumsal dengeleri bozan kriz anlarında yeniden bir tartışma konusuna dönüşür. Nitekim Berlin Uluslararası Film Festivali (Berlinale) son iki yıldır tam da böyle bir krizin merkezinde. 2024 ödül töreninde yükselen Filistin ile dayanışma seslerinin ‘anti-semitizm’ olarak yaftalanmasıyla başlayan süreç, festival yönetiminin bu suçlamalara sahip çıkmasıyla kurumsal bir krize evrildi. Bu durum, festivalin kamu fonlarıyla örülü yapısal bağlarının ve hegemonik rejimle olan ilişkisinin ifşa olmasına yol açtı. Bazı sinemacılar festivali boykot çağrısında bulunurken, bazıları içeriden konuşmanın daha etkili olacağını savundu ve 2026 yılı Berlinale’si bu atmosferde başlamış oldu. Festivalin açılış gününde jüri başkanı yönetmen Wim Wenders’in yöneltilen Filistin sorusu üzerine “siyasetten uzak duralım” açıklaması sosyal medyada ve festival çevrelerinde tepki çekti. Hem siyaset tartışması hem de festivalin en büyük iki ödülünü İlker Çatak ve Emin Alper’in alması ise bu küresel-politik tartışmanın Türkiye’de de yankılanmasına sebep oldu.
Bu tartışmalar, daha köklü akademik tartışmaları yeniden gündeme getirir. Festival dediğimiz kültürel yapı, belirli bir güç, temsil ve meşruiyet ekonomisinin içinde çalışır. Bu nedenle soru şu olmaktadır: Bir kültürel kurum siyasetin dışında kalabilir mi?
Sinema Festivallerinin Politik Doğası
Siyaset, salt parlamentodan ve siyasi kurumlardan ibaret değildir. Toplumun ortak yaşamını ve tahayyüllerini şekillendiren sanat pratikleri ile bunların icra edildiği alanlar, doğası gereği politik birer uğraktır. Bu gerçeği yadsımak, imajın ve mekânın siyasetine karşı hem entelektüel hem de etik bir körleşmedir. Filmler söyledikleriyle ve söylemedikleriyle; anlattıklarıyla ve anlatım yollarına dair tercihlerle politiktir. Bu ilişkiyi yalnızca içerik düzeyinde ele almak da yeterli değildir. Berlinale gibi uluslararası festivaller yalnızca film göstermez. Bu festivaller aynı zamanda kültürel meşruiyet, anlatı üretme, imaj yönetimi ve hegemonik söylemlerin dolaşımı için alanlar açar. Festival, hangi anlatıların uluslararası dolaşıma gireceğini, hangi yönetmenlerin küresel görünürlük kazanacağını belirleyen bir kurumsal düğüm noktasıdır. Bu noktada Pierre Bourdieu’nün “kültürel alan” kavramı açıklayıcıdır. Festivaller, kültürel sermayenin dağıtıldığı ve sembolik meşruiyetin üretildiği alanlardır. Ödül, fonlara erişim, dağıtım ağlarına katılım ve uluslararası tanınırlık sağlar. Bu nedenle festival, kültürel üretimin tarafsız bir sergi mekânı olmaktan öte değer üretim mekanizmasıdır. Yani festivalin politikliği, programındaki filmlerin içeriğinden bile önce, kurumsal konumunda yatar. Dolayısıyla festivalin kendisi, hangi hikâyenin tanınacağına karar veren hem bir sanatsal etkinlik alanı hem de bir politika sahasıdır. Jacques Rancière’in işaret ettiği gibi, siyaset; hangi seslerin duyulur sayıldığı, hangi meselelerin kamusal alana taşındığıyla, neyin görülmeye değer kılındığı ve neyin kadraj dışı bırakıldığıyla, yani dağılımın kendisiyle ilgilidir.
Boykot: Meşruiyetin Çekilmesi
Boykot çağrısı ise bu dağılımda rolünü reddederek mekanizmayı bozma yollarından biri olarak belirir. Bir etkinliğe katılmama, bireysel tepki olmanın yanı sıra, meşruiyeti geri çekme stratejisidir. Bir festival küresel kültürel alan içinde sahip olduğu prestij, finansman ve görünürlükle söz söyleme alanıdır. Fakat sanatçı bu alana katılmayı reddettiğinde, bu aslında o kurumun normlarına ve yapısal politikalarına itiraz eder. Boykot, kurumsal ilişkiyi askıya almaktır. Bir sanatçının konuşmaması değil, bu kurumun meşruiyet zincirine eklemlenmeme kararıdır. Bu noktada mesele, aslında kurumsal yapıyla kurulan ilişki biçimidir. Bir festival küresel kültürel diplomasi ağlarının parçasıysa boykot ederek o ağa katkı sunmamayı ve kesintiye uğratmayı hedefler. Analitik olarak bakıldığında boykot, meşruiyet üretimine karşı bir stratejidir. Fakat boykot, bireysel veya küçük gruplarla yapılabildiği müddetçe etkili olup olmadığıyla sürekli tartışma konusu hâline gelir.
İfade Özgürlüğü: Alan mı, Meşruiyeti Yeniden Üretmek mi?
Boykotun karşısında ise, ödül alan pek çok ismin festivalin hem filmlerine hem politik mücadeleye alan açtığı savunusu yer alır. Bu sav, liberal çoğulculuk çerçevesinde güçlü görünür. Sanatçının politik ifadesi önemli olabilir ama bunun festivalin kurumsal konumunu dönüştürüp dönüştürmediği ayrı bir sorudur. Bu durum, ifade özgürlüğü ve meşruiyet arasındaki ilişkiyi sorgulamayı gerektirir. Bir sanatçı festival sahnesinde eleştirel bir konuşma yapabilir. Fakat bu konuşma, festivalin sponsorluk ağlarını, devlet desteklerini ya da diplomatik konumunu dönüştürmez. Hatta bazı durumlarda eleştiri, kurumun “çoğulcu” ve “açık” imajını güçlendiren bir unsura dönüşebilir. Bu dinamik, kültürel kurumların eleştiriyi soğurma kapasitesine işaret eder. Eleştiri bastırılmadan da etkisizleştirilebilir. Kurum, eleştiriyi kendi kapsayıcılık kanıtı olarak kendi lehine dolaşıma sokabilir.
Sonuç
Festivalin politik pozisyonun reddetmek mümkün değildir. Burada apolitik kalma isteğiyle amaçlanan politikanın hangi biçimde dile getirileceğinin ve hangi konuların dile getirilebileceğinin sınırlarının çizilmesidir. Sinema festivalleri sadece film seçen veya gösteren etkinlikler olmanın ötesindedir. Seçimin kendisi bile bir politik eylemdir. Bu nedenle, festivalin kurum haline gelmiş ağları, finansman ilişkileri ve hegemonik normlarla olan bağlarını da sorgulamak gerekir. Öte yandan, festivalin politik çağın koşullarıyla yüzleşme kapasitesine ve Emin Alper’in kürsüyü Türkiye ve dünya sorunlarına değinen bir sahneye dönüştürmesine kayıtsız kalmak da mümkün değildir.
Berlinale örneği gösteriyor ki kültürel kurumlara yaklaşım ikilik arasında sıkışır. Bir yandan evrensel bir ifade özgürlüğü alanına dönüşme potansiyeli barındıran bu festivaller, diğer yandan belirli devlet ve sermaye ağlarıyla iç içe geçmiş kurumsal gerçekliklerdir. Festivalin eleştiriyi sahneye taşımasıyla kazandığı demokratik nitelik, kendi yapısal ve ekonomik ilişkilerini tartışmaya açmayışında kaybolmaktadır.
Atıflar
Bourdieu, P. (1993). The Field of Cultural Production: Essays on Art and Literature. Columbia University Press.
Rancière, J. (2004). The Politics of Aesthetics: The Distribution of the Sensible. Continuum.

Oku