Test Negatif AMA Damga Pozitif

Ilgar Seyidov

Yarım asırdan da fazla bir süre önce, 1963 yılında Erving Goffman, kitabında damgayı bireyin “toplumsal olarak itibarsızlaştırılması” olarak tanımlayarak, toplumsal dışlanma ve ötekileştirmeye ilişkin etkili bir kavramsal çerçeve sundu. Aynı zamanda bir sosyal psikolog olan Goffman, damgalamayı ise -toplumsal etkileşime odaklanarak- bir süreç olarak kavramsallaştırır. Bu süreç bireyin aktüel kimliği ile toplumun ondan beklediği kimlik arasındaki farkla birlikte gelişir. . Yani daha açık söylersek, damga, toplum içinde iletişimsel dolaşımla birlikte “normalden sapma” kategorisi oluşturan bir etikettir. Bu etiket “normal olmayan” bireyler, gruplar ve topluluklara atfedilen olumsuz anlamlarla yeniden üretilerek daha da gelişir ve yaygınlaşır. Buna yardımcı olan en önemli ve güçlü araçlardan biri de medyadır.

Günümüz dijital çağında, çeşitli etiketler sosyal medya platformları ve algoritmik görünürlükler aracılığıyla daha hızlı ve kolay şekilde “ifşalarla” dolaşıma sokulmakta ve “linçlerle” yeniden üretilmekte. Hele ki mevzu bahis ünlüler ve mevzu bahis zararlı madde (uyuşturucu) kullanımı ise durum daha karmaşık hale gelmekte.

İçinde çok sayıda ünlü şarkıcı, oyuncu ve fenomenlerin olduğu uyuşturucu operasyonları 8 Ekim 2025 tarihinden itibaren sıklaşmaya başladı ve medyada da geniş yankı buldu. Gözaltılar, yapılan uyuşturucu testleri, açıklamalar, mahkemedeki ifadeler, tutuklananlar… Hepsi geniş şekilde hem geleneksel medyada hem de sosyal medya platformlarında fazlasıyla tartışılıyor ve gündem oluyor. Daha önce medyada “başarılı sanatçı”, “iyi oyuncu” ya da “rol model” olarak çerçevelenen ünlülerin, söz konusu operasyonların ardından “bağımlı”, “yoldan çıkan” veya “ahlaki olarak sorunlu” biçiminde yeniden tanımlanması; bu iki karşıt çerçeve arasındaki etkileşimli çatışma içinde damgalamanın da yeniden üretilmesine yol açıyor. Peki, bu süreç nasıl ilerliyor?

Medyada uyuşturucu gibi zararlı madde kullanımı öncelikle tıbbi bir sorun ve problemden önce içinde ünlüler de varsa daha sansasyonel biçimde “ahlaki çöküş” gibi bir ana çerçeve içinde sunulmakta ve dolaşıma sokulmakta. Böylece konu, sağlık meselesinden ziyade karakter sorunu olarak çerçevelenmekte. Bu çerçeveyi skandal başlıklar, dramatik açılardan çekilen fotoğraflar, polis görüntüleri, “itibarın lekelenmesi” ve “kariyerin bitmesi” gibi bağlamlarla şekillenen bu söylemler de alabildiğine besliyor.  Bu işin daha “keskin” bir tarafı da var: gözaltına alınıp, test sonucu negatif çıkan ünlüler.

Onlar da aynı şekilde medya tarafından etiketlendiler ama aklanmalarına rağmen bu etiketleri olumlu yönde dönüştürülmedi. Çünkü damga tamamen yok olmayan, dönüştürülen bir süreç. Örneğin, daha önceki uluslararası örneklerde zararlı madde kullanımı test sonuçlarıyla kanıtlanan ünlüler, rehabilitasyon açıklamaları, travma anlatıları ve pişmanlık içeren söylemleriyle yine medya aracılığıyla damgalanmayı dönüştürebiliyorlar. Ancak bu her zaman etkili olmayabiliyor. Hele konu ünlülük ve gündem peşinde olan medya ise.

Çünkü hukuken beraat etmiş olmak her zaman simgesel beraat kazandırmıyor. Bir kere “adınız karıştıysa”, “şüpheli” etiketi oluşturulduysa, testin negatif olması ve böylece aklanmak “kesin bir şey vardır” düşüncesini ortadan kaldırmış olmuyor. Nedeni medyanın daha önce uyuşturucu için kullandığı olumsuz çerçeve çabasının, aklanma olduğunda aynı düzeyde olmamasıdır. Manşetlerle, başlıklarla, görsellerle dolayımlanan bu etiket, aklanma olduğunda sadece dipnotta olumlanmaya çalışılıyor. Aklanma gündem haline gelemiyor. Çünkü negatif test sonucu bir haber değeri taşımaz, ama gözaltı ve tutuklanma eğer konu ünlüler ise ilgi ve tepki çekicidir. Hâlbuki gerçek gazetecilik anlayışında, haberin değeri aynı zamanda doğru ve gerçek bilgidir.

Son olarak, bir dipnot olarak değil, hatta önemli bir paragraf olarak şunları belirtmek gerekir. Elbette Türk Ceza Kanunu’nun 191’ci maddesinde de belirtildiği üzere uyuşturucu satın alma, herhangi şekilde kabul etme, temin etme ve ticaretini yapma suçtur ve cezası da açık şekilde belirtilmiştir. Buradaki mesele medyanın bu durumu nasıl çerçevelediği ve nasıl toplumsal bir etiketleme oluşturduğu ve dolaşıma soktuğudur. Diğer taraftan ise aklanan kişilerde benzeri çabayı göstermeyerek, atfedilen damganın kalıcılığına katkı sağlamasıdır.  

Oku

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Doç. Dr. Ilgar SEYIDOV

Lisans: Nahçıvan Devlet Üniversitesi Yüksek Lisans, Doktora: Ankara Üniversitesi

Araştırma Konuları : Siyasal İletişim, Medya Çalışmaları, Büyük Veri ve Dijitalleşme, Göç ve Entegrasyon, Azınlıklar, Sivil Toplum.

Latest videos