Mehmetcan Şahin
ABD, İsrail ve İran gibi büyük aktörler arasındaki askeri gerilimler, küresel sistemi derinden sarsmaktadır. Washington’un müdahaleleri, İkinci Dünya Savaşı sonrası inşa edilen uluslararası sistemin altını oymaktadır. Zaten varlığı tartışmalı hale gelen neoliberal düzen bu süreçte daha da zayıflarken, aniden yükselen enerji fiyatları küresel bir endişe kaynağına dönüşmüştür. Bu durum, tüm küresel aktörlerin gözünü yaşanan gelişmelere çevirmesine neden olmuştur. Bu aktörlerin başında gelen Rusya’nın, söz konusu çatışma sürecinden nasıl etkilendiği, bu yazının temel odak noktasını oluşturmaktadır.
Analize geçmeden önce önemli bir ayrım yapmak gerekir: Bu metinde “Rusya” ifadesi, ana akım okumaların aksine tek ve homojen bir birimi temsil etmemektedir. Devlet; toplumsal ilişkilerin yoğunlaştığı ve aygıtlarının bu doğrultuda şekillendirildiği bir mekanizmalar bütünüdür. Dolayısıyla bu yazıda “Rusya” ile kastedilen aktör, ülke nüfusunun tamamı değil; yönetici elit ve onların temsil ettiği küçük bir azınlıktır. Savaşın yarattığı avantaj ve riskler değerlendirilirken bu ayrımın akılda tutulması gerekmektedir.
Savaşın Rusya’ya Etkileri
Orta Doğu’da büyük güçler arasında patlak veren askeri bir çatışmanın, özellikle enerji fiyatlarını tetiklemesi sebebiyle, Rus yönetici eliti için belirli avantajlar sağladığı söylenebilir. İlk ve en belirgin avantaj, ABD ve dünya kamuoyunun dikkatinin Doğu Avrupa’dan Orta Doğu’ya kaymasıdır. Ukrayna’da stratejik hedeflerine tam olarak ulaşamamış ancak sahada avantajını koruyan Moskova, daha önce Washington’un ateşkes baskısı ve enerji yaptırımlarıyla karşı karşıyaydı. Ancak ABD’nin odağının İran’a kayması, bu baskının azalması anlamına gelmektedir. Ayrıca, Ukrayna’nın en büyük askeri destekçisi olan ABD’nin askeri stoklarını İran merkezli bir çatışmaya kaydırması, askeri personel ve ekipman açısından dışa bağımlı olan Ukrayna karşısında Rusya’nın elini güçlendirmektedir.
Bir diğer olumlu etki ise Rusya’nın ihraç etmeye çalıştığı enerji kaynaklarına Amerika tarafından gelen yaptırımların esnetilmesi ve talebin artmasıdır. İran gerilimi öncesinde Trump yönetiminin Rusya’yı ateşkese zorlamak amacıyla uyguladığı sert enerji yaptırımları, Çin ve Hindistan gibi dev alıcıların bile Rusya’dan alımlarını azaltmasına yol açmıştı. Ancak İran savaşıyla yükselen enerji fiyatlarını dengelemek isteyen ABD, paradoksal bir biçimde Rusya’ya yönelik yaptırımları gevşetmek zorunda kalmıştır. Hürmüz Boğazı’ndan geçişin kısıtlanmasıyla birlikte Rus enerji kaynaklarına olan küresel talebin artması, askeri mücadelesinin beşinci yılına giren, bütçe açığı veren ve daralan Rus ekonomisi için kısa vadeli bir nefes alanı yaratmıştır.
Uzun Vadeli Riskler ve Bölgesel Dengeler
Kısa vadeli bu kazanımlara rağmen, Moskova için ciddi riskler de masadadır. İran, Rusya için bölgedeki en kritik stratejik ortaktır. Bu ortaklık ilişkisi askeri, siyasi ve ekonomik olarak birçok alanda ilerlemiştir. Ekonomik olarak Gazprom’un 40 milyar dolarlık anlaşması ve Rosatom’un İran’da inşa etmeyi planladığı 8 küçük ölçekli modüler reaktör (SMR), Rusya’nın bu ülkedeki devasa sermaye yatırımını göstermektedir. İran’da yaşanacak bir istikrarsızlık, bu yatırımların kaybı demektir.
Politik olarak ise İran’ın çok etnikli yapısındaki bir kırılma, Rusya’nın “arka bahçesi” sayılan Kafkasya’da domino etkisi yaratarak Rus hakimiyetini tehdit edebilir. Ayrıca, İran’ın BRICS üyesi olması, Rusya’nın Batı merkezli hegemonya karşıtı “çok kutuplu dünya” vizyonu için önemlidir. İran’da yaşanacak bir istikrarsızlık, inşa edilen bu alternatif diplomatik ve ekonomik blok projesine ağır bir darbe vuracaktır.
Askeri olarak ise, İran özellikle İHA ve SİHA’lar alanında Rusya’ya hem teknolojik hem de üretim anlamında destek sağladığı iddia edilmektedir. Ayrıca iki ülke arasında istihbarat paylaşımı da mevcuttur. İran’da rejimin yaşayacağı istikrarsızlık Rusya’ya bu yönden de zarar verme riski taşır.
Özetle İran, Rusya için birçok alanda önemli bir stratejik ortaktır. Hatta bu stratejik partnerlik, 2025 yılında imzalanan Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşmasında kendisini göstermiş, iki ülkenin Batı yaptırımlarına karşı kader birliği yaptığını tescillemiştir. Ancak İran’ın Rusya için önemine karşın bu Rusya’nın savaşta bir taraf seçtiği anlamına gelmez. İsrail’de Rusya için önemli bir aktördür. Rusya ile Ukrayna arasında askeri çatışmalar başladığında ve Batı ülkeleri Rusya’yı yaptırımlar uygulayıp boğmaya çalışırken İsrail bu yaptırımlara katılmamıştır. Bu yüzden Rusya’nın bu savaşa olan eleştirileri daha çok ABD’nin uluslararası hukuku ihlali ve bu savaşın nükleer silahların yayımını hızlandırma endişesi üzerinden gelir.
Bir de bu savaşın içerde nasıl bir etki yaratabileceğine bakmak gerekir. Rusya’nın devlet dış borcunun 2026 itibarıyla 60 milyar doları aşması, her yıl bütçe açıklarının verilmesi, enflasyonla mücadele politikaları gereği ülkede yeni yatırımların ve üretimin iyice yavaşlaması, yaptırımlardan dolayı petrol ve doğalgazın satışı kısıtlanması, Ukrayna’nın bu ürünlerin depolama merkezlerine düzenlediği İHA saldırılarının depolama kapasitesini azaltması ve savunma sanayisine dayalı büyüme modelinin (askeri Keynesyenizm) doyuma ulaşması, Rusya’da vatandaşların yaşam standartlarını iyice düşürmüştür. Enerji fiyatlarındaki artışın Rusya içerisinde enflasyonu körükleme riski, yönetimin Ukrayna’daki “Özel Askeri Operasyonu” halk nezdinde meşrulaştırmasını daha da zorlaştıracaktır.
Sonuç
ABD ve İsrail’in İran ile olan savaşı, kısa vadede Rusya’ya özellikle Ukrayna özelinde taktiksel bir alan açsa da, bu durumun mutlak bir “fayda” olarak okunması yanıltıcıdır. Savaşın geleceğindeki belirsizlik, Rusya’nın stratejik yatırımlarını ve bölgesel güvenliğini tehdit etmektedir. Sonuç olarak, küresel enerji krizi, ekonomik daralma ve bölgede büyük güçlerin arasındaki askeri kriz Moskova’nın hem Ukrayna cephesinde hem bölgedeki büyük güçler ile ilişkilerinde hem de iç kamuoyunda yönetmek zorunda olduğu, çok taraflı ama bir o kadar da hassas ilişkiler ağının içine atmıştır. Bu hassaslık denge kurmadaki zorluğu da beraberinde getirmektedir. Bu sitede önceki yazımda uluslararası neoliberal sistemin derinleşen krizini ve bütün aktörlerin yeni kurulacak uluslararası düzen için hazırlık yaptığını belirtmiştim. Bu hazırlıklar gün geçtikçe yeni krizler doğuracak ve sadece Rusya için değil uluslararası alandaki bütün aktörler için taraflar arasındaki o hassas dengeyi yürütmek zorlaşacaktır.

Oku