ÇİN İRAN SAVAŞININ NERESİNDE?

Nilgün Eliküçük Yıldırım

2026 İran Savaşının bir tarafı olmamasına rağmen hem petrol ithalatı bakımından Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığı hem de İran’ın temel müttefiklerinden biri olarak görülmesinden dolayı Çin’in İran Savaşında nasıl bir pozisyon aldığı ve alacağı merak uyandırmaktadır. İran Savaşının en önemli maliyetlerinden biri şüphesiz ki Hürmüz Boğazı’nın kapanması sonucu yaşanan enerji krizidir. Hürmüz Boğazı dünyada deniz yoluyla taşınan petrolün yüzde 30’u ve doğalgazın yüzde 20’sinin geçtiği dar bir deniz yoludur. Fakat Hürmüz Boğazı’ndan taşınan petrol ve doğalgazın yüzde 80’ni Çin, Japonya ve Güney Kore gibi Asya’nın en büyük ihracat ekonomilerine ulaşmaktadır. Yani Hürmüz Boğazı’na olan enerji bağımlılığı bir Asya problemidir. Çin’in petrol ithalatında da Hürmüz önemli bir yer tutmaktadır. Çin’in petrol ithalatının yüzde 50’den fazlası Hürmüz üzerinden sağlanmakta ve Suudi Arabistan’la İran bu ithalatta ilk iki sırada yer almaktadırlar. Analiz firması Kpler’in 2025 verilerine göre, Çin İran’ın sevk ettiği petrolün %80 ‘inden fazlasını satın almaktadır. Yine Kpler’e göre Çin, geçen yıl ortalama olarak günde 1,38 milyon varil İran petrolü satın almıştır. Bu, deniz yoluyla ithal ettiği toplam 10,27 milyon varil petrolün yaklaşık %13,4’üne tekabül etmektedir. Çin’in İran’dan ithal ettiği ham petrol miktarı yüzde 13 gibi bir yüzdeyle yüksek gibi görünse de petrolün Çin’in toplam enerji tüketimi içerisindeki yerini bilmek aslında Çin’in İran petrolüne ciddi bir bağımlılığı olmadığını göstermek için önemlidir. 2025 yılı Çin enerji tüketimi verilerine göre yüzde 51’le kömür, yüzde 21 ile yenilenebilir enerji kaynakları ve ancak üçüncü sırada yüzde 18 ile petrol, ülkenin enerji tüketiminde rol oynayan önemli kaynaklar olarak yerini almışlardır. Yani Çin’in İran petrolüne olan bağımlılığı yüzde 18’lik toplam petrol tüketiminin içinde yüzde 13’üne tekabül etmektedir. İran Savaşının kısa vadede Çin için çok büyük bir enerji krizine dönüşmesini engelleyecek diğer bir husus ise Çin’in büyük miktarlarda ham petrol stokunun bulunmasıdır. 2026 Ocak-Şubat aylarında tahminlere göre Çin günlük 1,24 milyon varil petrol depolamıştır. Çin’in İran’dan aldığı günlük petrol miktarının 1,38 milyon varil civarlarında olduğu düşünülürse bu ham petrol stoklarının Çin’in için kısa vadede kurtarıcı olacağını söylemek mümkündür. Yani Çin’in temel olarak Hürmüz Boğazı’na olan petrol bağımlılığı ülke ekonomisini kısa vadede sarsacak derecede bir bağımlılık olmadığı için jeopolitik gerekçelerle Çin’in savaşa müdahil olması olası görünmemektedir. Ayrıca İran savaş ekonomisini yönetmek için İran petrolünün temel alıcısı olan Çin’e enerji akışını da kesmek istemeyecektir. İran’ın Hürmüz Boğazı’nda Çin bayraklı gemilere güvenli geçiş sağlaması bunun en önemli göstergesidir.

            Çin’in İran savaşına müdahil olması konusunda beklenti yaratan diğer bir husus ise İran ve Çin arasındaki ekonomik ve siyasi ilişkilerin güçlü bir temele dayandığı yanılgısıdır. ABD yaptırımlarından dolayı Çin İran petrolünün temel alıcısı ve İran iç pazarında alternatifi olmadığı için güçlü bir aktördür. Fakat bu ilişki İran için bir mecburiyet Çin için ise ekonomik çıkar ilişkisinden ibarettir. Çin İran petrolünü yaptırımlardan dolayı varil başına Umman petrolüne göre 8-10 dolar civarı indirimle almaktadır. Ayrıca hem petrolün alıcısı olan hem de İran iç pazarında faaliyet gösteren şirketler büyük kamu şirketleri değil kaçakçılık gibi yerel piyasaya da kolaylıkla uyum sağlayabilen küçük ve özel Çin şirketleridir. Yani aktörler arasında Çin gibi büyük bir güçten beklenen değerler üzerine kurulu normatif bir iş birliği söz konusu değildir. Yine ayrıca Çin ile İran arasında Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında 2021 yılında imzalanan 25 yıllık iş birliği anlaşması, Çin’in İran’a 400 milyar dolarlık bir yatırım yapmasını öngörüyordu. Fakat bu yatırımın çok küçük bir miktarı hayata geçirilmiştir. Ayrıca Çin’in savaşın bir tarafı olması durumunda Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi İran’dan daha çok yatırım yaptığı ülkeleri de karşısına alması söz konusudur.

            Siyasi olarak ise, Çin’in sadece İran savaşıyla değil son 2-3 yıldır İran’ın Ortadoğu’da bölgesel bir güç olmasına imkân veren bir askeri kapasiteye sahip olup olmadığı konusunda (özellikle İsrail’in İran güvenlik sistemine sızması gibi) endişeleri vardı. Ayrıca İran’daki rejimin kötü yönetim ve yolsuzluk gibi birtakım iç başarısızlıkları da Çin karar alıcılarını İran konusunda hayal kırıklığına uğratmıştır. İran her ne kadar Çin’in istihbarat paylaşımı, terörizm karşıtı iş birliği ve ortak tatbikatlar gibi askeri konuları da kapsayan kapsamlı stratejik ortaklık ilan ettiği bir devlet olsa da bu ortaklık Çin’in ittifak yapmama stratejisiyle uyumlu olarak kalıcı bir askeri iş birliği içermemektedir. Fakat bu kapsamlı stratejik iş birliği kapsamında yine İran Savaşı özelinde olmasa bile Çin’in İran rejiminin hedefleme kabiliyetlerini, istihbarat desteği, navigasyon ve radar sistem ve teknolojileri konularında askeri kapasitesini arttırabilecek birtakım destekleri olabilir. Örneğin veri ve bilginin önemli rol oynadığı bu savaşta Çin’in İran’a yapay zekâ destekli istihbarat yardımı yaptığı yönünde birtakım iddialar bulunmaktadır.

            Sonuç olarak Çin’in İran’a herhangi bir askeri iş birliği taahhüdü bulunmadığı gibi siyasi iş birliği de her iki otoriter rejim arasında normatif temeli olmayan bir çıkar ilişkisine dayanmaktadır. Bu yüzden Pekin İran’daki olası bir rejim değişikliği gibi en kötü senaryoda bile petrol akışına ve Çin’in ekonomik çıkarlarına büyük bir zarar gelmediği sürece savaşın tarafı olmayacaktır.

Oku

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Doç. Dr. Nilgün ELİKÜÇÜK YILDIRIM

Lisans, Yüksek Lisans, Doktora: Gazi Üniversitesi

Araştırma Konuları : Çin Dış Politikası, Türkiye-Çin İlişkileri, Türkiye Siyaseti, Politik Psikoloji, Uluslararası Ekonomi Politik.

Latest videos