NOTALAR ARASINDA KADIN: MÜZİK ENDÜSTRİSİNDE CAM TAVAN[1]

 

Yiğitcan Çankaya[2]

 

Günümüzde kadınların özellikle toplumsal cinsiyet rolü temelli olarak uğradığı ayrımcılığın çalışma hayatında sektörel bazda çoğu alanda oldukça azaldığını ve cinsiyetçi dezavantajlar ile kapitalist ataerkil sömürünün yarattığı mağduriyetin önlenmeye çalışıldığını görmekteyiz. Çalışma hayatının içerisinde bulunan sayısız sektörde yaşanan gelişmeler bir yana, müzik endüstrisinde, özellikle rock ve pop türlerinde (zira klasik müzik gibi farklı fraksiyonlarda böyle bir sorunla sıklıkla karşılaşılmamaktadır) kadınların uğradığı ayrımcılık, bunun belli başlı sebepleri ve genel olarak kadınların müzik endüstrisindeki yeri incelenme gereği duymaktadır. Müzik Atölyesi, bu konuyu seçerek atölye çalışmasında uzun süredir birçok sanatçıyı rahatsız eden ve güncel olarak da birtakım vesilelerle gündeme getirilmiş olan ve pek de sıradan olmayan bu konuya bir ışık tutmayı amaçlamaktadır.

 

Ayrımcılığa Uğranılan Başlıca Alanlar

 

Müzik endüstrisinde birçok kalıp yargının ve ön yargının var olduğu açıkça görülebilmektedir. Bu durum kendisini şarkı sözlerinde, şarkıların videolarında ve yapılan her türlü PR çalışmasında gösterir. Özellikle kadınlar üzerinden şarkı, video ve sözlerinde gördüğümüz metalaştırma ve kadının müziğin pazarlanmasında bir obje hâline getirilmesi ataerkil kapitalizmin oldukça sert bir şekilde uygulandığı bir alan olarak müzik endüstrisinde yansımasını bulur. Kadınların müzik endüstrisine katılımı ve hiyerarşik düzeyi genellikle bir pazarlama tekniği olarak kullanılmaktan öte gitmemektedir. Sanatçı-şirket ilişkisinde şirket her zaman erilliği kullanıyor ve elbette bir tüzel kişinin cinsiyetinden söz edilemeyecek olsa da, bu şirketlerin işletmelerinde çalışanların tutumları kadını her zaman pazara gerçek katılımdan dışlamaktadır. Bu durum kendisini çok yakın geçmişte göstermekteydi; kadınlar şirketlerde şirket patronunun ona tavsiyeler veren eşi yahut sekreteri olmaktan öte gidemiyordu. Öyle ki, müzik endüstrisindede kadınların yeri öylesine rastgele ve spontandı ki kadınların gizli yedek iş gücü olduğu rahatlıkla söylenebilirdi.[3] Mevcut durumda ise kadınlara atfedilen bu roller varlığını yavaş yavaş yitirmekteyse de yönetim kademelerinde yer almada veya sanatçı olarak kabul edilmede birçok temelden kadının ayrımcılığa uğradığı ortadadır.

 

Müzik endüstrisi şaşırtıcı bir şekilde kadına yönelik ayrımcılığın toplumsal olarak neredeyse kabullenildiği bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu alanda kadına yönelen her türlü ayrımcılık artık öylesine kanıksanmıştır ki fark edilmez dahi. Kimse üçüncü bir göz olarak bu durumun toplum ve en azından ekonomi için bir sorun teşkil ettiğinin farkına varmamaktadır. Kadınlar bir müzik grubu üyeliğinden teknolojik yardım alınan ses mühendisi veya yapımcı olmaya, sanatçı menajerliğinden tur organizasyonlarına kadar birçok alanda bariz bi ayrımcılığa uğramaktadır. Bazı hâllede işe alımın dahi yaş ve cinsiyet kriter gözetilerek yapıldığı görülmektedir, ki bu elbette Türk hukukunda Anayasa md. 10’a ve İş Kanunu md. 4’e aykırılık teşkil etmektedir.

 

Müzik Endüstrisinde Cam Tavanın Başlıca Sebepleri

 

Hegemonik Bakış Açısı

 

Kadınların müzik endüstrisinde uğradığı ayrımcılığın temel sebeplerinden birisi hegemonik bakış açısıdır. Kadınların cinsiyete bağlı işgücü eşitsizliği nedeni ile kendi emek güçleri üzerinde, erkeklere göre daha az söz sahibi oldukları, çalışma fırsatı bulurlarsa da çalışacakları işlerin daha çok hakim sistem tarafından belirlendiği söylenebilir. İşte bu de hegemonik bakış açısını ifade eder.[4]

Hegemonik bakış açısı kendisini rock ve pop endüstrisinde farklı göstermektedir. Rock türünde kadınlar daha ilk başta sanatçı olarak dahi kabul edilmemekte, kadın rockçı olgusunun üstü bir şekilde erkek hegemonyası tarafından örtülmek istenmektedir. Popta ise kadınlar her ne kadar genellikle pazarlama aracı olsa da sanatçı olarak dikkate alınmakta ancak bu sefer yönetimde üst kademelerde yer alamamaktadır. Rock endüstrisinde de kadınların yönetim kademeleri açısından sorunlarla karşılaştığını ayrıca belirtmeye gerek dahi yoktur.

Hegemonik bakış açısını destekleyen iki unsurun üzerinde durulması gerekir. Bunlardan ilki Groupie olgusudur. Groupie olarak tanımlanan kadınlar stereotipik olarak genç, rock müzisyenleriyle veya sektörle ilgili kişilerle cinsel veya romantik ilişkiye girerek kendisine belli bir statü elde etmeye çalışan ve her daim arka planda olan çıkarcı kişiler olarak profil edilmektedir.[5] Bakılacak olursa, medya da bu tiplemeyi desteklemekte ve bu olgu film, dizi veya şarkılarda yerini bulmakta, dolayısıyla da toplumun hafızasına kazınmaya başlamaktadır. Bu tiplemenin müzik yerine parayı ve kazandırdıklarını önemsiyor olduğu imajının bıraktığı leke, belki de komik bir şekilde gerçek hayatta yerini almaktadır. Halbuki daha ilk başta bu tiplemenin ortaya çıkmasının sebebi zaten kadın-erkek arasındaki heteronormatif hegemonik ilişkinin kendisidir. Bu tiplemeyi doğuran kadın profili, aslında buna itilmiş bir kadın profilidir. Mevcut sorunun nedenini araştırmaktan ve çözüm odaklı olmaktan uzak olan endüstri, kadını ikinci kez mağdur etme gayretindedir.

 

Nepotizm

 

Üstünde durulması gereken ikinci unsur Nepotizm’dir. Nepotizm, aile, eş-dost kayırma şeklinde kısaca tanımlanabilecek bir olgudur. Nepotizm de kadınların endüstride kazandıkları konumu aslında hak etmedikleri düşüncesini besleyen olgulardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Akrabalığa dayanan bu statü kazanımı bazı kadınların bu yolla elde ettikleri statünün getireceği başarıya leke sürmektedir.[6]

 

Toplumsal Cinsiyet Rolleri

 

Hegemonik bakış açısı ve nepotizm unsurlarının yanısıra, kadınlar, rock ve pop endüstrisinde ilkel kadın işi-erkek işi ayrımına da takılmaktadırlar, ki bu ayrımın yapılmasının temelindeki en büyük etken de toplumsal cinsiyet rolleridir. Bazı feminist akımlar -örneğin radikal feminizm- kavramların ve buna bağlı olarak ön kabullerin ve anlamların da aslında erkek egemenliğinin bir göstergesi olduğunu ve toplumsal cinsiyetin kadınlar aleyhine olmak üzere kurgulanmasına hizmet ettiğini ileri sürmekteyse de, toplumsal cinsiyet rollerinin mevcut durumda teorik olmaktan ziyade pratik bir etkisi bulunmaktadır. Kadın ve erkeğe çizilen bu sınırlamalar her iki cinsiyetten bireylerin de istedikleri kültürel, sosyal ve ekonomik hayatı izlemelerine engel olmaktan, yani kısacası hak ihlallerine yol açmaktan başka hiçbir amaca hizmet etmemektedir. Kadınlar müzikte bu kalıp ve ön yargılara takılmadan birey olarak özgürce hareket edememekte, üretememekte veya yönetememektedir.

 

Kalıp yargılar varlığını sürdürdükçe endüstride emeği ve ürünüyle var olmaya çalışan kadınlar “Groupie” veya “Nepotic” yaftasıyla doğrudan ayrımcılığa uğramaktadır. Bu nedenle de esasen fotoğrafçı, gazeteci gibi gizli kimliklerle kendilerine ileriki hedefleri için bir yer bulmak zorunda kalmaktadır. Bu koşullarda kadınlar, mağdur olarak görülmek bir yana, davranışlarından ötürü eleştiriye uğramakta ve bu tür sebep ve davranışlar, buna sebep olarak ataerkil motif eleştirilmesi gerekirken kadınların endüstride yer alamayışlarına gerekçe olarak gösterilmek istenmektedir. Bu da neticeten kadınlar içn cam tavan engeli yaratmaktadır.

 

Piyasada bir şirketin yönetim kademelerinde ilerlemek isteyen ya da sanatçı olarak şirketle anlaşma yapmak isteyen kadınların ödün vermez bir şekilde profesyonel bir tavra ve “sunum”a sahip olmaları gerekmektedir; asi hâlde birçok kaynaktan eleştiri almaktadırlar. Halbuki erkekler için bu kriter böylesine sıkı bir şekilde aranmamakta ve denetlenmemektedir. Bu profesyonel görünüm kişinin bulunduğu konuma göre değişmekte ancak heteronormatif algının baskınlığı baki kalmaktadır. Örnek vermek gerekirse, piyasaya yeni çıkmak isteyen sıradan bir kadın pop sanatçısının kısa etek, crop-top bluz, topuklu ayakkabı gibi “pop star item”larını yanından eksik etmemesi gerekmektedir.

 

Yönetim Kademelerinde Uğranılan Cam Tavan Bakımından ABD Örneği

 

Endüstride yönetim kademelerinde durumun ne olduğunu tespit edebilmek için ABD örneği üzerinden hareket etmek yanlış olmaz. ABD’nin seçilmesinin nedeni, ülke piyasasının küreselleşerek ve inanılmaz derecede büyüyerek dünya müzik piyasasının kalbi hâline gelmesidir. ABD’de tüm nüfusta kadınların erkeklere oranı yaklaşık olarak %51’e %49’dur.[7] Bu oran çalışan işgücünde %47’ye %53 olarak yansımasını bulmaktadır.[8] Müzik endüstrisinde çalışan işgücünde kadın-erkek oranının tespit edilmesi esasen oldukça güçtür, zira endüstride yer alan farklı çalışma alanlarının tamamının incelenmesini gerektirir. Örneğin: yayım şirketi, sanatçı menajerliği, organizasyon şirketleri. Ancak bu tür şirketlere ilişkin net veriler elde edilememektedir, zira bu şirketler genelde sadece müzik endüstrisinde faaliyet göstermeyen, daha büyük bir şemsiye şirket altında çalışmakta ve kendilerine özgü insan kaynakları ve istatistiksel verileri bulunmamaktadır. Örneğin: Ford, IBM. Bununla birlikte, yapılan incelemelerin çoğu hiyerarşik basamaklarda yukarı çıkıldıkça erkek çalışan sayısının ezici bir şekilde arttığını göstermektedir. 2000 yılı Recording Industry Sourcebook verilerine göre müzik piyasasında 73 orta ve üst düzey yöneticiden sadece 3’ü, yani %4’ü kadındır. Yönetim kademelerinin dışında ses mühendisiliği ve yapımcılık gibi teknik mesleklerde ise bu oran %8,5’tir.

 

Piyasada bu tür düşük oranların yer almasının sebebi olarak evlilik ve çocuk gibi temelsiz ve kendisinin eleştirilmesi gereken gerekçeler gösterilmeye çalışılmaktadır. Halbuki yapılan çalışmalar gösterdiği üzere kadınların %60’ı, doğumdan sonra en çok 6 ay içinde; %25’i ise ilk iki hafta içinde çalışmaya tamamen dönmektedir.[9] Bu nedenle bu argümana katılmak mümkün değildir ve sorunun tamamen toplumsal cinsiyet ve az önce bahsedilen stereotipleştirme, nepotizm, hegemonik bakış açısı ve ön yargı kaynaklı olduğu ortadadır.

 

Müzik endüstrisinin kendine özgü özellikleri ve dinamiği da dikkate alınacak olursa, bu ayrımcılık ve hak ihlali temelini yaratan her unsurun toplumun hafızasından silinmesi ve pozitif ayrımcılığa varacak önlemlerin alınması, ekonomik ve sosyal hayatını müzik endüstrisi üzerinden tanımlamak isteyen kadınların kendini gerçekleştirmesini sağlamak için elzemdir.

 

*** Bu yazı kapsamında dinleyiniz: Lady Gaga- Till it happens to you

 

http://retired-kasaum.atilim.edu.tr/shares/kasaum/images/13219891_10154065530332221_1473964311_n.jpg

 

[1] Bu makale, “Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Duyarlı Üniversite ve Kadın Dostu Kampüs” projesi tarafından KASAUM adına 8 Mart 2016 günü Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Orhan Zaim Konferans Salonu’nda 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla gerçekleştirilen Kadınlar El Ele Şenliği kapsamında sunulmuştur.

[2] Yiğitcan Çankaya, Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi 4. sınıf öğrencisi, “Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Duyarlı Üniversite ve Kadın Dostu Kampüs” projesinde araştırmacı, Hukuk ve Sanat Topluluğu üyesi.

[3] http://christineosazuwa.com/portfolio/gender-inequality-in-the-rock-pop-music-industry-breaking-the-glass-ceiling/  Son Erişim Tarihi: 17 Mayıs 2016

[4] Caputi, J. (2003). Everyday Pornography. In G. Dines, & J. Humez, Gender, Race, and Class in Media: A Text Reader (pp. 61-66). Thousand Oaks: SAGE Publishers

[5] Lull, J. (2003). Hegemony. In G. Dines, & J. Humez, Gender, Race, and Class in Media: A Text Reader (pp. 61-66). Thousand Oaks: SAGE Publishers

[6] suppra: http://christineosazuwa.com/portfolio/gender-inequality-in-the-rock-pop-music-industry-breaking-the-glass-ceiling/ Son Erişim Tarihi: 17 Mayıs 2016

[7] http://data.worldbank.org/indicator/SP.POP.TOTL.FE.ZS Son Erişim Tarihi: 17 Mayıs 2016

[8] https://www.dol.gov/wb/factsheets/qf-laborforce-10.htm Son Erişim Tarihi: 17 Mayıs 2016

[9] http://www.huffingtonpost.com/entry/nearly-1-in-4-new-mothers-return-to-work-less-than-2-weeks-after-giving-birth_us_55d308aae4b0ab468d9e3e37 Son Erişim Tarihi: 17 Mayıs 2016

 

GÜLDÜNYA’NIN ŞARKISI[1]

 

Yiğitcan Çankaya[2]

 

Müzik atölyesi kapsamında üç hacimli bir çalışma metodu izlenmektedir ve bunlardan birisi de şarkıların yazılmasına, sebep olan, müzikte kendi yansımasını bulan sosyal olayların incelenmesidir. Bu bağlamda da 3-4 Mayıs 2016’da gerçekleştirilen Hukuk ve Sanat Günleri’nin Müzik Atölyesi çalışmasının amacı, Güldünya Şarkıları’nın yazılmasına sebep olan Güldünya Tören’in hikayesini incelemek oldu. Bu yazıda Güldünya Tören’in yaşadıkları anlatıldıktan sonra genel bir perspektifte kadınların adalete erişimde yaşadığı sorunlar ve bunların nedenleri üzerinde durulacaktır.

Güldünya Tören (1982) Bitlis ili, Mutki ilçesi, Erler köyünde ailesi ile yaşamakta iken gene orada yaşamakta olan ve köy koruculuğu yapan öz amcasının kızının kocası olan Servet Taş tarafından cinsel saldırıya uğrar ve bu kişiden hamile kalır.

 

Ailesi bu durumdan haberdar olunca aşiret kararı verilerek Güldünya’dan kuma olarak köyü terk etmesi istenir. Güldünya bunu kabul etmez bu sırada Servet Taş köyü terk eder. Bunun üzerine 2003 yılı Temmuz ayı içerisinde çocuğun kürtaj yapılarak alınması için Güldünya’nın hamileliğinin yedinci ayına gelmiş olması dolayısıyla bebek alınamaz. Bunun üzerine babası Güldünya’yı İstanbul’da ikamet eden amcası Mehmet Tören’in yanına bırakarak Bitlis’e geri döner.

 

Güldünya amcası ile kalırken amcasının kendisine ‘’ya sen kendini öldüreceksin ya da biz seni öldüreceğiz’’ demesi üzerine korkarak geceleyin kaldığı evin penceresinden kaçarak Fatih ilçe Emniyet Müdürlüğüne bağlı Şehremini Polis Merkezine başvurur ve burada amcası Mehmet Tören ve kendisine cinsel saldırıda bulunan Servet Taş hakkında şikayette bulunur. Güldünya emniyetçe İl Sosyal Hizmetler Kadın Sığınma Evine teslim edilir. Daha sonra Güldünya amcası Mehmet Tören tarafından buradan alınarak daha önce köylerinde imamlık yapan ve Küçükçekmece’de ikamet eden Alaattin Ceylan isimli şahsa yanında kalsın diye teslim edilir.

 

2003 yılı Aralık ayında Güldünya ‘’Umut’’ ismini verdiği bir erkek çocuğu dünyaya getirir. Bu çocuk bir aileye evlatlık olarak verilir.

 

Güldünya’nın İstanbul’da ikamet eden ağabeyi İrfan Tören ve Bitlis’te yaşayan küçük kardeşi Ferit Tören İstanbul’da görüşürler. İrfan Tören, Alaattin Caylan’ı telefonla arayarak ona Güldünya’yı hazırlamasını, gelip alacağını ve Bursa’daki ikamet eden akrabalarının yanına götüreceğini söyler.

25.02.2004 günü saat 15.00 sularında Alaattin Ceylan yanında Güldünya ile Dörtyol kavşağında bulunan minibüs durağına giderler. İrfan Tören sigara almak için bakkala gider bu sırada aniden ortaya çıkan Ferit Tören Güldünya’yı ruhsatsız silahıyla kalçasından yaralar. Alaattin Ceylan yerde yatan Güldünya’yı korumak için üzerine kapanır. Paniğe kapılan Ferit Tören olay yerinden kaçar, İrfan Tören ise geri dönmez.

 

Güldünya Alaattin Ceylan tarafından Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastahanesi’ne kaldırılır. Güldünya ifadesinde kendisini yaralayanın Ferit Tören olduğunu belirtir. Ancak 26.02.2005 tarihinde kardeşi Ferit Tören hastahaneye girmeyi başarır ve acilde yatmakta olan Güldünya’nın kafasına silahla iki el ateş eder. Olaydan bir gün sonra tüm tıbbi müdehalelere rağmen saat 13.00 sularında Güldünya vefat eder.

 

Olaydan sonra emniyet güçlerinin çalışmaları neticesinde sanıklar İrfan Tören ve Ferit Tören yakalanırlar. Ferit Tören 23 yıl 4 ay hapis, İrfan Tören müebbet hapis cezasına çarptırılır. Amca Mehmet Tören ise ceza almaz.Tecavüz eden akrabası Servet Taş 14 Ekim 2011'de sokak ortasında Güldünya’nın babası Şerif Tören tarafından kurşunlanarak öldürülmüştür.

 

Güldünya'yı öldürdüğü için 23 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırılan ve 8 yıldır cezaevinde olan kardeşi Ferit Tören de 29 Şubat 2012'de ölmüştür. Ölüm nedeni kalp krizi olarak açıklanmıştır.

 

Baba Şerif Tören’in Servet Taş’ı öldürmesi ile ilgili dava iki aileyi birbirine düşürmüştür. Kartal Adliyesi 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki davada bıçak ve sopalarla kavga eden iki aileden 7'si ağır 30 kişi yaralanmıştır.

 

İki aile arasında süren kan davası, 6 Ocak 2013'te Zeytinburnu Yenidoğan Camii konferans salonunda yapılan barış yemeğiyle sona erdirilmiştir. Sekiz yıldır süren kavganın sonunda iki aileyi barıştıran dört maddelik barış antlaşmasına göre "Bu dava yüzünden hiç kimse toprağını satmayacak, köyde kardeşçe yaşanacak, köyden çıkılması söz konusu olmayacak. Töre denilen kötü ve çirkin âdet terk edilecek.". İki ailenin bireyleri birbirlerine kesme şeker ikram etmiştir. Kutsal kitapları altından da geçen aileler birbiriyle öpüşüp barış yemeği yemiştir.

 

Güldünya’nın öldürüldükten 9 yıl sonra cenaze namazı kılınmış, barış anlaşmasına imza atan aile büyükleri, kadınlara şiddet uygulamayacaklarını ve kız çocuklarının eğitimine önem vereceklerini taahhüt etmiştir. Baba Şerif Tören'in davası sonuçlandı ve müebbet hapis cezasına çarptırılmıştır.

 

Adalete erişim nedir?

 

Adalete erişim, adli yardım, adli müzaheret gibi kurumların yalnızca bir parçası olduğu, çok boyutlu  ve birçok katmanı olan, bir bireyin sosyoekonomik durumuyla yakından alakalı olan bir adalet meselesidir.

 

Adalete erişim Hukuk ve Toplum Hareketinin ana gündemlerinden biri olarak tartışılmaya baş- lanmıştır. Hukuk ve Toplum hareketiyle bağlantılı olarak, “boşluk çalışmaları”, hukuk sosyolojisi çalışmalarında oldukça yer tutmuş ve teorideki hukukla gündelik hayattaki (pratikteki) hukukun birbiriyle örtüşmeyişinin gözlemlenmesi üzerine pek çok tartışma noktası oluşturulmuştur.

İlk dalga adalete erişimde genellikle “yoksullar için hukuk” tartışması yürütülür. Bu dalgada adalete erişim dar bir anlama sahip olup mahkemelere ve avukatlara erişim olarak tasvir edilir. Yoksulları avukatlık hizmetlerinden yararlandıracak adli yardım programları, özellikle ceza davalarında, zorunlu ve etkili araçlar olarak mütalaa edilir.

 

Birçok dalgayı gerisinde bırakarak günümüzde gelinen noktada beşinci dalga adalete erişim, hukuk sistemi içindeki tüm birimlere ve otoritelere tam ve eksiksiz şekilde ulaşılabilmesi, dezavantajlı gruplar için eşit fırsatlar sağlamak olarak kabul edilmektedir. Tüm birim ve otoriteler, hukuk eğitimine, yargılama sistemine, polis dahil kamu hizmetlerine, Parlamento seçimlerine ulaşabilmeyi kapsamaktadır. Aynı zamanda bu süreçte vatandaşların dışlanma, güçsüzlük, saygı duyulmama hislerinin üstesinden gelmeye yönelik sistem değişiklikleri tartışma konuları arasındadır. Sağlık, sosyal hizmetler, çalışma, şiddet mağduriyeti ve medeni yargılamaya ulaşma eksikliği arasındaki korelasyon, ileriye etkili adalete erişim sistemi konuları arasında görülmektedir.

 

Adalete erişim üzerindeki engeller nelerdir ve kadınların adalete erişimde yaşadığı engeller neden farklılık arz ediyor?

 

Adli makamlara başvuru, hukuki bilgiye ulaşma, dava açma süreçlerinde ekonomik kaygılar, kent içi ulaşım olanakları vb; genel olarak yoksulluk, eğitim genel adalete erişim engelleri olarak; gündelik hayata ve kent yaşamına katılma gibi süreçlerde eşitsizlik, kadınların, adalete erişim süreçlerindeki pozisyonlarını farklılaştıran etkenler olarak görülebilir.

 

Az sonra bahsedilecek olan neredeyse tüm kategorilerde Güldünya’nın adalete erişemeyişinin nedenlerini göreceğiz. Böylece onun durumunu özel kılan sorunların ne olduğunu tespit edebilmemiz mümkün olacak.

 

-Kategorik hak sahipliği

 

Kanun önünde eşitlik ilkesinin de gösterdiği gibi, “kategorik hak sahipliği”, yani adalete erişimdeki tarafsız ve ayrımcı olmayan düzenlemelerin yarattığı kategoriler, kadınlar açısından gerçek hayatta uygulanış açısından yapay kalma riski taşımaktadır. Kadınların ve erkeklerin gündelik yaşam deneyimleri arasındaki farklılık, bu tip “tarafsız” düzenlemelerin, kadınların aleyhine sonuçlanmasına sebep olabilir. Adli yardım hizmetlerine erişimde tarafsızlık, pratikte kadınlara, erkeklere göre daha az hizmet edebilir. Bunun nedeni olarak klasik liberalizm eleştirisini dayanak alabiliriz. Tarafsız ve devletten “karışmama”, “ayrımcılık yapmama” ödevini yerine getirmesini bekleyen düzenlemeler fiilî olarak eşitsizliklerin önüne geçmek için hiçbir zaman yeterli olmamıştır. Bu nedenle kategorik hak sahipliği de kadınların sosyoekonomik olarak fiilî farklılıklarını göz ardı ettiği nispette adalete erişimde eşitliği sağlamaya yetmeyecektir.

 

-Eşitlik ve farklılık ilkeleri

 

Liberal adalet anlayışları, kadınlara erkekler gibi eşit hak ve özgürlükleri talep eden anlayışlar olarak kabul edilebilir. Bu anlayışın yetersizliği en başta, kadınların erkeklerle aynı haklara sahip olmalarının, onları gerçek anlamda hak sahibi kılmayacağıyla ilgilidir. Az önce de belirtildiği üzere, liberal bir anlayıştan hareketle düzenlenen hak ve özgürlükler gündelik yaşamın çok çeşitli faktörlerinden kaynaklanan bir biçimde kağıt üzerinde düzenlendiği şekliyle uygulanma imkanı bulmaz.

Bu konuda Martha Nussbaum, cinsiyet ve toplumsal cinsiyet hiyerarşileriyle ilgili feminist teorilerin, kadın ve erkeğe eşit muamelenin yeterli olmadığını, güç ve fırsat hiyerarşilerini değerlendirip onları kaldırmanın gerekli olduğunu belirttiklerini ileri sürmektedir. Örneğin cinsel taciz alanında da benzer muamele yerine, belki de Althusser’ci bir yaklaşımla hiyerarşi ve bağımlılık üzerinde durulması gerekmektedir.

 

Kanun koyucunun eşitlik ve farklılık ilkelerini gözeterek yapacağı düzenlemelerde kamusal-özel alan ayrımının da tartışıldığı görülmektedir. Örneğin hukukun eve ne kadar karışacağı bir ikilik olarak kalmakta ve bunun da kamusal-özel alan ayrımıyla ilgili olduğu belirtilmektedir. Bu bağlamda da feminizmin “özel alan politiktir” sloganı önem taşımakta ve yine ailedeki iktidar ve güç ilişkisini görmezden gelen liberalizmin hiyerarşi ve bağımlılık üzerinde durmaması, kamusal-özel alan ayrımını problemli kılmaktadır. Bu da neticeten bize eşitlik ve farklılık ilkeleri gözetilirken liberal bir anlayıştan uzaklaşılması gerekliliğini bir kez daha göstermektedir.

 

-Adalet kurumlarının yapısal sorunları

 

Eril yargılama ve güvenlik kurumları, hakim, savcı, polisler dahil erkek görevliler, özellikle ev içi şiddet ve

cinsel saldırı gibi konularda, kadınların şikayetini ya da sürecin takibini, utanç veya damgalanma gibi korkularla birlikte zorlaştırmakta, kadınların hak ihlallerine karşı gerekli duyarlılığı göstermemektedir. Özellikle yargısal sürecin başlangıcında ve devamında, kolluk görevlilerinin, savcıların ve kurumların zayıflığı, adalete erişimi engellemekte, üstünkörü soruşturmalar ve kanıt toplamalar bunun somut örnekleri olmaktadır. Ayrıca belirtilmesi gerekir ki, verilen yargı kararlarında hakim ve savcıların cinsiyetinin yanısıra (veya cinsiyetinden öte), cinsiyetçi bakış açıları karar verme süreçlerini etkilemektedir.

 

Adalete erişimde adalete ilişkin sistemsel sorunların yol açtığı mağduriyetlere örnek verilecek olursa: CEDAW’ın 42. maddesi, eril kültürün hukuka yansımaması bakımından önemli olup, cezai işlemlerde gelenek, kültür, din veya sözde namusun, davranışın nedeni olarak kabul edilmemesine ilişkin hukuki düzenlemelerin yapılması gerektiğini içermektedir. Buna göre, özellikle ceza davalarında fiilin suça vücut verip vermeyeceği ya da kusur oranının nasıl belirleneceğinde çok önemli iki kavram olan haksız tahrik ve rıza, Türk yargısında kötü yorumlamalarla uygulanmaktadır. Cinsel suçlar bakımından en problemli kavramlardan biri rıza olup, bu terimin eril perspektiften ve önyargılara dayalı olarak anlaşılması, hukuk uygulamasında açıkça kendini göstermekte, cinsel saldırı veya taciz mağdurları adalete erişimde sert engellere takılmaktadır. Örneğin İnsan Hakları Derneği’nin “Kadına Yönelik şiddette Yargının Rolü” başlıklı çalışmasında 10.000’den fazla dosya taraması yapılmış, Trabzon’da da, Muğla’da da, 18 yaş altı taciz ve şiddet olaylarında mahkeme kararlarına “kendi rızalarıyla” fikrinin yansıdığı tespit edilmiştir.

 

Adalet sistemleri, sorunlarına çözüm sağlamak için teşkilatlandıkları toplumların değerlerini, örf ve adetlerini katı bir şekilde sistem dışı bırakmaz. Özellikle ayrımcı toplumsal kurallar ve toplumsal cinsiyete ilişkin yorumlamalar, adalet sistemlerinin gelişimini etkiler. Patriarkal karakterli adalet sistemleri, polis ve yargılama makamları dahil, adalet hizmeti sunan unsurların toplumsal cinsiyet bakımından olumsuz ön yargılarına ve ayrımcı tutumlarına yol açabilir.

 

-Toplumsal engeller

Toplumsal engeller de kadınların adalete erişimini zorlaştırmaktadır. Tarihsel çerçevede hukuk normlarının önyargıları besleyen ve sürekliliğini sağlayan ataerkil ideolojiden türetildiğini görmekteyiz. Esasen tarihsel materyalist bir yaklaşımla altyapı olan ataerkil kapitalizmin hukukun düzenlenmesinde normlara kaynaklık ettiği yorumu da getirilebilir.

 

Düzenlenmiş olan bu normların uygulamasına gelindiğinde ise, ataerkil ideoloji kaynaklı perspektifin hukuk uygulamasına hakim olduğu görülmektedir. Bu da, hukukun adaletsiz bir kurum olarak varlığını sürdürmesine neden olmaktadır. O kadar doğal olarak kabullenilmiştir ki bu durum, ilk başlarda üzerinde düşünmek dahi reddedilir veya gereksiz bulunur ve bunlar “gerçeklik” olarak korunmak istenir.

 

-Yoksulluk ve finansal kaynakların eksikliği

 

Yoksulluk ve finansal kaynakların eksikliği gibi sebepler de, kadınların adalete erişimi önündeki fiilî ve ekonomik engellerdendir. Özellikle ev içi şiddet durumlarında, kadınlar ihlallerden ve şiddetten korunmak için hukuk yollarına başvuramamaktadır çünkü çoğu durumda, mali olarak yiyecek, barınma, toplumsal konum gibi durumlar açısından faile bağımlıdır.

 

Adalete erişimde önemli bir unsur olarak avukatlık hizmetine erişimin maliyeti de kadınlar açısından yüksektir. Çalışma yaşamına katılma açısından kadın istihdamının toplam istihdam içindeki payı 2013 yılında %29,9’dur. Kentte kadın istihdam oranı, erkeğe kıyasla çok düşük seyretmektedir; 2013’te bu oran %23,4’tür. Ayrıca çalışan kadınların ücretleri, erkeklere göre daha düşüktür. Özellikle eğitim durumuna göre, kadınlar ve erkekler arasındaki ücret farkı değişmektedir.

 

Bu yoksulluğun ve yoksunluğun etkilerini adalet sisteminde çözmenin araçlarından biri olarak adli yardım kurumu oluşturulmuştur. Ancak adli yardım sistemi, ceza davası dışındaki alanlara ilişkindir ve Baro tarafından yürütülen adli yardım hizmeti, talep edene avukatlık hizmetini ücretsiz vermekle sınırlıdır. Görevlendirilen avukata, göreve başlamasıyla birlikte, avukatlık asgari ücret tarifesine göre ücret ödenir. Dolayısıyla Baroların verdiği adli yardım hizmeti HMK düzenlemesindeki şekliyle yargılama giderlerini ve diğer yargısal masrafları kapsamamaktadır.

 

Kadınların sosyal ve ekonomik yönden bulunduğu durum, ihlalciye olan bağımlılığı ve adli yardım sisteminin kadını her türlü maddi külfetten koruyacak şekilde oluşturulmaması nedeniyle yoksulluk ve finansal kaynakların eksikliği, kadınların adalete erişiminde gerçek bir engel olarak kabul edilmektedir.

 

-Kadınların mahkemelere fiziki erişimi ve maddi erişimindeki sıkıntılar

 

Mahkemede dava açmak ya da savcılığa şikayette bulunmak için adliyeye gelme zorunluluğu vardır. Davada taraf ya da tanık olan kadın çalışmasa bile, duruşmalar için evden adliyeye gelmesi, hem zaman gerektirir hem de maliyetlidir. Çalışanlar için de davada taraf veya tanık olarak duruşmaya katılmak için neredeyse tüm gün işyerinden izin almak gerekmektedir.

 

Adliyede çocukların bırakılacağı yerlerin olmaması ve bekleme alanlarının kısıtlılığı da, çocuklarına kendisi bakan kadınların adliye içi deneyimlerini ve adliyeye erişimlerini zorlaştırmaktadır. CEDAW BM Komitesi de seyahat etmekteki zorlukların, mali durumun ve çocuk bakımının kadınların adalete erişimi açısından sorun teşkil ettiğini vurgulamaktadır.

 

-Mahkeme kararlarının uygulan(a)maması

 

Kişilerin ve toplumun somut bir olay üzerine adalet duygularını tatmin eden kararların verilmesi ve bu kararların hayata geçmesi, adalete erişim sürecinin son aşaması olarak görülebilir. Zira artık adalete erişime ilişkin diğer engeller aşılmış, hak arama özgürlüğü kullanılmış, makul bir yargılama sürecinden geçilmiş ve tatmin edici bir karar alınmıştır. Oysaki kadınların uğradığı hak ihlalleri neticesinde tüm engelleri aşarak başlattıkları yargılama süreci lehlerine sonuçlansa dahi yeterince efektif olmayan veya efektif olsa dahi uygulanmayan kararlar ortaya çıkmaktadır.

 

Kadınların zararını karşılayacak uygun tazminat veya koruma biçimlerinin yokluğu, ayrımcı olmayan, önleyici, vaktinde, orantılı ya da dönüştürücü çözümlere erişimi sağlamakta başarısız bir adalet sistemi, kadınların adalete erişimindeki engelleri yaratmaya devam eder. Örneğin şiddet gören kadınların aldığı koruma ya da tedbir kararlarının etkisizliği de önemli bir sorundur. Çoğu kadın, defalarca uzaklaştırma kararı almasına rağmen, partnerlerinin şiddetinden korunamamaktan şikayetçidir. Ne kadar çok koruma kararı verilirse verilsin, bu kararların etkin şekilde uygulanmaması, özellikle şiddet durumlarında iki kez mağduriyet yaratmaktadır.

Dolayısıyla adalete erişimin son halkası olarak görülebilecek kararın icrası bakımından, ilk olarak tatmin edici ve efektif kararlar verilmeli, ardından bu kararların istisnasız ve olması gerektiği gibi uygulanması sağlanmalıdır. Aksi hâlde adalete erişim hakkı bir kez daha ihlal edilmiş olur.

 

Sonuç

 

Sonuç olarak, hukuk normları getirmenin yeterli olmadığı ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile birlikte kadınların toplumda yer alan dinamiklerdeki patriarkal motiften kaynaklanan durumu göz önüne alındığında, adalete erişim açısından sistematik ve kategorik bir sorunlar zinciri olduğu görülebilir. Bu nedenle az önce anlattığım ve kadınların karşılaştıkları adalete erişim engellerinin kaldırılabilmesi ve Güldünya’nın bir kez daha ölmemesi için adaletsizliği fark edebilmemiz, patriarkal zincirin kırılması ve sorunun sistematik olarak kademeli biçimde çözülmesi gerekir.

 

Kaynaklar

1. Martha C. Nussbaum, “Challenge of Gender Justice”, Against Injustice: New Economics of Amartya Sen, Cambridge University Press, 2009

2. Prof. Dr. Gülriz Uygur, “Toplumsal Cinsiyet ve Adalet: Hukuk Adaletsizdir”, Ankara Barosu Dergisi, 2015/4

3. Arş. Gör. Duygu Hatıpoğlu Aydın, “Kadınların Adalete Erişimi”,  Ankara Barosu Dergisi, 2015/4

4. “Legal Framework and Access to Justice”, http://www.gsdrc.org/go/topic-guides/gender/ legal-framework-and-access-to-justice#intl, E.T. 05.09.2015

5. Mary Jane Mossman, “Gender Equality, Family Law and Access to Justice,” International Journal of Law and the Family 8 (1994): 36.
6. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Türkiye’de Kadın İşgücü Profili ve İstatistiklerinin Analizi, 2014, Ankara, 26.
 

[1] Bu metin, 4 Mayıs 2016 tarihinde gerçekleştirilen II. Hukuk ve Sanat Günleri kapsamında Yiğitcan Çankaya ve Aylin Yavuz tarafından sunulan “Müzik Atölyesi: Güldanya’nın Şarkısı” başlıklı sunumdur.

[2] Yiğitcan Çankaya, Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi 4. sınıf öğrencisi, Hukuk ve Sanat Topluluğu Üyesi.

EŞİTLİK ÇOK GÜZEL GELSENE: ATILIM KASAUM LİSANS ARAŞTIRMA PROJESİNİN KAZANDIRDIKLARI[1]

Ayşe Ceren Tonyalıoğlu

Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi

2. Sınıf Öğrencisi

http://retired-kasaum.atilim.edu.tr/shares/kasaum/images/Resim6(1).jpg

 

Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2. Sınıf öğrencisiyim.  Geçen gün yaşadığım bir olaydan bahsetmek istiyorum. Geçenlerde hayatımda ilk defa makarna yaptığımda şehir dışında olan ailemi aramıştım ve onlara da haber vermek istemiştim. Ailem bunu duyunca çok sevinmiş ve heyecanlanmıştı. Oysa Lisans Araştırma Proje Şenliği öncesi ailemi arayıp bir projede yer aldığımdan ve bu projenin sahne sunumunu benim gerçekleştireceğimden bahsettiğimde aynı şekilde sevinmediklerini ve heyecanlanmadıklarını fark ettim. Başka bir deyişle ailem, benim bu sunumum için bir makarna kadar heyecanlanmadı. Sonra bunun neden böyle olduğunu düşünmeye başladım. Bu gibi olay ve durumlarla pek çok kadın arkadaşımın karşılaştığını biliyorum. İşte bu yazıda projemizin sahne sunumundan yola çıkarak bu sorunun da cevabını vermeye çalışacağım.

 

Öncelikle projemizin adı Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Duyarlı Üniversite ve Kadın Dostu Kampüs. Peki o zaman toplumsal cinsiyet nedir? Hepimiz küçükken büyüdüğümüzde istediğimiz her şeyi yapabileceğimizi, hayallerimizi gerçekleştirebileceğimizi, kendi hikayemizin kahramanı olabileceğimizi düşünürüz. Oysa büyüdüğümüzde bize sadece toplumsal cinsiyet rollerinden kaynaklı belli kalıp roller verilir ve bu rollere uygun davranmamız beklenir. Dolayısıyla toplumsal cinsiyet bizim hayallerimizi gerçekleştirmemizin önünde bir engel olarak karşımıza çıkıyor.

 

O zaman toplumsal cinsiyet eşitliği ne demek? Bir insanın cinsiyeti ne olursa olsun hayatta eşit şekilde görünmesi demektir. Buna örnek olarak dünyanın en önemli siyasi toplantılarından eğer erkekleri çıkartırsak nasıl bir görüntü ortaya çıkıyor bunu göstermek istiyorum. G8 liderlerinden bir fotoğraf, İngiliz Parlamentosundan bir fotoğraf, BM Kadın Hakları toplantısından bir fotoğraf, Obama’nın Beyaz Sarayda düzenlediği bir toplantıdan fotoğraf ve en son olarak da Türkiye’nin kaymakam adaylarının yer aldığı fotoğraf. Hepsinin ortak özelliği bu görsellerde kadınların azlığı. TBMM’de sadece %15’i kadınlardan oluşmaktadır. Biz istiyoruz ki hem bu sayı artsın hem de bu mevkilerde bulunan erkekler toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı olsunlar.

http://retired-kasaum.atilim.edu.tr/shares/kasaum/images/Resim2.pnghttp://retired-kasaum.atilim.edu.tr/shares/kasaum/images/Resim3.png

 

Peki aynı zamanda neden kadın dostu kampüs? Çünkü bir insanın ileride iş hayatında ve gündelik yaşantısında sergileyeceği tutum, aldığı eğitim ile doğru orantılıdır. Demek oluyor ki daha eşitlikçi ve güvenli bir üniversite hayatı daha eşitlikçi bireyler anlamına geliyor. Buna çarpan Etkisi diyoruz.

Bu çerçevede Atılım Üniversitesi, 2015 yılında YÖK’ün hazırladığı Tutum Belgesi’nden daha önce davranarak 2010 yılından bu yana bu konuda çalışmalarını yürütmektedir. Okulumda kadın destek birimi AKADEM, daha eşitlikçi bir üniversite için KASAUM ve çalışma grupları yer almakta olup ayrıca Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Hakları seçmeli dersi verilmektedir. Ayrıca Üniversitemizin akademik birimin % 52’si, idari birimin % 35’i kadınlardan oluşmaktadır.

http://retired-kasaum.atilim.edu.tr/shares/kasaum/images/Resim5.jpg

 

Biz de proje ekibi olarak istedik ki neden bunu bir adım öteye taşımayalım. Bu kapsamda öncelikle atölye çalışmaları düzenledik. Kampüs içi saha çalışması yaptık, 400 öğrenciye anket uyguladık. 8 Mart Dünya Kadınlar günü için büyük bir şenlik organize ettik. ‘Kadınlar el ele’ sloganı ile kadın dayanışmasını vurgularken, ‘kadınlarla el ele’ sloganı ile erkekleri de bu dayanışmaya katmak istedik. Gün içinde çeşitli konferanslar düzenledik, Hukuk Fakültesinden Atılım Meydan’a 8 Mart Korteji oluşturduk. Atılım Meydan’ı gün boyu standlarımız, müzik etkinlerimiz ve ikramlarımızla hareketlendirdik. Gün boyu hatıra fotoğrafları çektirdik. Ayrıca Yenimahalle Kadın Sığınma Evi için kampanya düzenleyerek büyük miktarda yardım topladık. Tüm bu çalışmalarımız kapsamında Birleşmiş Milletler HeforShe kampanyasının aktif üyesi olduk. ‘Eşitlik çok güzel gelsene’ bizim sloganımız oldu.

 

Projemiz şimdiden örnek olarak gösterilmeye başlandı. İstanbul’da düzenlenen Türkiye KASAUM’lar toplantısında projemiz büyük ilgi gördü ve diğer üniversiteler kendi kampüslerinde uygulayabilmek için bizden çalışmalarımızın raporlarını istediler. Projemiz aynı zamanda sürdürülebilir bir projedir. Amacımız bunun uzun soluklu olması ve bu kapsamda çalışmalarımıza devam etmektir. İleriye yönelik kısa ve uzun vadeli planlarımız bulunmaktadır. Bu tür çalışmaların iyi bir makarna tarifi kadar kadar heyecan uyandırması dileğimle..

http://retired-kasaum.atilim.edu.tr/shares/kasaum/images/Resim1(1).jpg

 

[1] Bu yazı Atılım KASAUM LAP Sahne Sunumu metninin gözden geçirilmiş halidir.

KASAUM KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE  ULUSLARARASI MÜCADELE GÜKONFERANSI

*Şeyma Kesim

 

Atılım Üniversitesi’nin 20.yılı kapsamında KASAUM tarafından gerçekleştirilen etkinliklerin ilki tüm dünyada ses getiren eylemler, toplu gösteri ve yürüyüşlerle önemi hatırlatılan bir kadın hareketine dairdi: Kadına yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü.

25 Kasım 1960 tarihinde Dominik Cumhuriyeti’nde, Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele eden Patria, Minerva ve Maria Mirebel kardeşler tecavüze uğrayıp öldürüldü ve bu tarih toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, ayrımcılığa, ataerkil toplumsal şiddete, aile içi şiddete, savaşa, ırkçılığa karşı toplumsal hareketin simgesi haline geldi.

Mirebel kız kardeşlerden birinin kod adının kelebek olmasından da esinlenilerek; o günden sonra bu üç kız kardeş, gerek Dominik'te gerek dünyada "kelebekler" adıyla efsaneleştirilerek anılmaya başlandı. 1981 yılında toplanan Latin Amerika Kadın Kurultayı tarafından, Mirebel kardeşler anısına "Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü" ilan edilmesiyle bu tarih sadece bir anma etkinliği olmakla kalmayıp toplumsal bir kadın hareketine evrildi. 1985 yılında Birleşmiş Milletler tarafından "Kadına Yönelik Şiddete Karşı İçin Uluslararası Mücadele Günü" adı verildiğinde ise tüm dünyada kadın hakları aktivizmine dair en önemli tarihlerden biri haline geldi.

*****

Bu kapsamda Atılım Üniversitesi’nde KASAUM tarafından düzenlenen Kadına Yönelik Şiddete Karşı İçin Uluslararası Mücadele Günü Konferansı ile başta öğrenci ve akademisyenler olmak üzere pek çok kesimi bir araya getiren önemli bir etkinlik gerçekleştirildi. Toplumsal cinsiyet kavramı ve kadına şiddet üzerine yoğunlaşılan konferansta alanında uzman isimler katılımcılarla buluştu. Konferansın yanı sıra Kadriye Zaim Kütüphanesi içinde Atılım Üniversitesi Kadın Hakları Topluluğu ve KASAUM tarafından oluşturulan standlarda katılanlara toplumsal cinsiyet eşitliğine dair bilinçlendirici hediyeler dağıtılıp, konuya ilişkin bilgilendirmeler yapılarak birebir diyaloglar ile bu konuda bilinçlenmenin önemi hatırlatıldı. Karikatür sergisinin gerçekleştirildiği ve Yenimahalle Belediyesi Kadın Sığınma Evi Bağış Kumbarasının da kurulduğu fuaye alanına katılımcıların ilgisi yoğundu.

*****

Her yıl yaptığı etkinliklerle öğrencileri alanında uzman isimlerle buluşturan KASAUM, bu yılki etkinliklerinin ilk adımı olarak üyesi Öğr. Gör. Damla Songur düzenleyiciliğinde KASAUM Başarıyı Paylaşım Programı öğrencileri ile birlikte kadın ve çocuk hakları savunucusu Avukat Feyza Altun ve BM Toplumsal Cinsiyet Uzmanı Zeliha Ünaldı ile bir konferans gerçekleştirdi. Başta Atılım Üniversitesi olmak üzere pek çok üniversiteden katılımcının yoğun ilgi gösterdiği konferans, KASAUM Müdürü Doç. Dr. Gül Güneş’in açılış konuşmasıyla başladı. Toplumsal cinsiyet algısı üzerine bilgi veren ve anılarını katılımcılarla paylaşan Avukat Feyza Altun, toplumsal yaşamda özellikle kadın, çocuk ve LGBTİ bireylerin karşılaştığı cinsiyet ayrımcılığından ve buna tepki verilmesi gerektiği konusunda bilinçlenmenin öneminden bahsetti. Kadına yönelik şiddette uluslararası çalışma ve işbirliğinin öneminden bahseden Zeliha Ünaldı ise şiddetin temel sebebinin toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklandığını şu cümleyle belirtti:  ’’Kadına şiddet bir salgın ise, eşitsizlik de onun mikrobudur.’’

*****

Avukat Feyza Altun kendi anılarından bahsederken ‘’Kadının Fenni’’ kitabını yazmasında başrolün babasına ait olduğundan bahsetti. Babasının aile içindeki ataerkil tavrının onu başta kendi hakları olmak üzere zamanla tüm ülke ve dünya kadınlarının hakları için mücadele etmeye ittiğini belirten Altun, “Bir kişi, bir kişidir.’’ diyerek bugün ülkede yaşanan kadın hakları ihlallerinin temelinde özellikle ailenin rol oynadığını ve eğer bir birey bile bilinçlenirse domino taşı etkisiyle diğer bireyleri etkileyeceğini ve bunun zamanla toplumun da bilinçlenmesine katkı sağlayacağını ifade etti. Kadınların bu konudaki bilincinin oluşmasında en büyük etkinin aktivist hareketlere ait olduğunu belirten Altun “Önemli olan önce kadınlardaki aile, okul, işyeri ve toplumca oluşturulmuş önyargıları kırmak ve onların da kendi kabuğunu kırmasını sağlamak için bilinçlendirme hareketleri oluşturmaktır.” dedi. Katılımcıların kendisine yönelttiği sorularda yargı kararlarının toplum algısını büyük oranda etkilediğini belirtti. Şiddete yasalar ve yargı kararlarıyla meşru zemin hazırlanmasına toplumun tüm kesimlerince tepki gösterilmesinin önemini belirtti. Bu konuda iktidar partisi milletvekillerince verilen önergenin toplum tepkisiyle geri çekildiğinin hatırlatan Altun “Bir kişi bir kişidir ve bir kişi aslında herkestir.” diyerek, kişilerin birbirlerinden aldığı güç ile bir toplumsal hareket yarattığını vurguladı.

Konferansın bir diğer konuğu BM Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Uzmanı Zeliha Ünaldı ise bu alanda uzmanlaşmasının hikâyesini katılımcılarla paylaştı. ODTÜ’yü kazandığında şehir dışında tek başına yaşamanın bir kadın için zor olduğu ve uygun biriyle evlenirse Ankara gibi büyük bir şehirde daha rahat edeceğini iddia eden çevresiyle mücadelesinden bahseden Ünaldı toplumsal cinsiyet eşitliği bilincinin oluşmasında ailenin etkisini vurguladı. Kendisinin hikâyesinin, ona sonuna kadar güvenip destekleyen ve çevresinin evlilik tavsiyelerine karşı çıkan babasının bu bilinçli tavrı ile başladığını belirtti. Ayrıca üyesi olduğu kuruluşun (BM) kadın hakları ve sorunları kapsamında pek çok etkin alt biriminin olduğundan bahseden Ünaldı her bir kadın sorunun altında toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yattığını ve oluşan kadın haklarının ise kaynağını eşitlikten aldığını belirtti. Kadınların toplumsal hayatta pozitif ayrımcılık veya üstünlük beklemediğini sadece eşitlik için mücadele ettiğini vurgulayan Ünaldı henüz siyasette dahi kadın etkisinin bu denli az oluşu söz konusuyken katedilecek yolun uzun olduğunu fakat Birleşmiş Milletler’in bu konuda oldukça etkin çalıştığını bildirdi. Bu yıl “Dünyayı Turuncuya Boyayalım” sloganıyla yola çıktıklarını belirten Ünaldı kampanyanın içeriğini katılımcılarla paylaştı.  “Dünyayı Turuncuya Boyayalım Kadına ve Kız Çocuklarına Yönelik Şiddet Son Bulsun” küresel girişimi, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kadına Yönelik Şiddeti Sonlandırmak için RLEŞİN isimli küresel kampanyası adına UN Women’ın öncülüğünde gerçekleştiriliyor. Kampanya için, kadına yönelik şiddetin olmadığı daha parlak bir geleceği temsil eden turuncu rengi seçildi. 16 günlük aktivizm boyunca dünyanın her yerinde etkinlikler düzenleniyor. Kampanya 10 Aralık İnsan Hakları Gününde sona erecek.

*****

Konferans katılımcılar ve konuşmacıların soru, cevap etkinliğiyle sonlandı. Sonrasında “Kadının Fenni” kitabı için oluşturulan stantta Avukat Feyza Altun okuyucuları için kitaplarını imzaladı. Hem konuşmacılar hem de katılımcıların büyük bir mutlulukla ayrıldığı konferans için teşekkürleri kabul eden KASAUM güzel bir etkinliğin daha haberini verdi.  Buna göre, Atılım Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi 2015-2016 LAP etkinlikleri kapsamında Birleşmiş Milletler (BM) ile kurmuş olduğu diyaloğun önemli bir geri bildirimi olarak Kadına Karşı Şiddetle Mücadelede Birleşmis Milletler "Dünyayı Turuncuya Boyayalım" 16 Günlük Aktivizm Kampanyası’nda paydaşlardan biri olarak yer alarak; 16 gün boyunca çeşitli etkinlikler düzenleyecek.

Orlando, Bir ‘Kadın’ Doğdu!*

 
Kübra Bulut** 

http://retired-kasaum.atilim.edu.tr/shares/kasaum/images/15369877_10154653309592221_1083877621_o.jpg


Mizahi, fantastik ve coşkulu bir anlatımı olan Orlando, Virginia Woolf’un özgün eseridir. Roman, Orlando’nun hayatındaki değişiklikler, karamsar iç dünyası ve hayatına giren insanlar ile şekillenir. Yazar, ‘yaşam öykücü’ sıfatı ile olayların seyrine sık sık müdahale etmekte ve yorum yapmaktadır. Orlando’nun gözünden ve yer yer yaşam öykücünün gözünden yazılan romanda, kahraman ve ilahi bakış açıları kullanılmıştır. Romanda çevre ve insan betimlemelerine sık sık yer verilmiştir ve yazar bu yol ile bizlere dönemin tüm özelliklerini yansıtır.
 

Orlando şairane ruhlu, zarif bir adamdır. Üç yüz altmış odalı şatosunda yanında çalışan hizmetlileri Orlando’yu, edebiyat aşkına tutulmuş bir beyzade, diye betimlerler fakat dönemin toplumu Orlando’nun edebiyat sevdasını yanında çalışan hizmetlileri kadar hoşgörülü karşılamaz. Edebiyat, soyluların uğraşmaması gereken, insanı delirten bir alt sınıf uğraşıdır. Oysa Orlando’ya göre, soylu atalarından geriye kalan sadece iskelet olmasına rağmen, şiir kitapları yıllara meydan okur. 
Bu düşünceden yola çıkarak bir kitap yazar ama dönemin ünlü kitap yorumcusunun kendisiyle dalga geçmesi üzerine edebiyata küser. Yaşam öykücü bu küsüşü, kitabıyla alay edilmesi o’nu prensesin aşkıyla alay etmesi kadar incitmişti, diye yorumlar. 
 

Edebiyata küsen Orlando, ülkesine hizmet etmek ister ve Kralın elçisi olarak İstanbul’a gelir. Türkiye’ye geldiği zaman fantastik bir şekilde değişime uğrar ve otuz yaşındayken bir sabah kalktığında kadına dönüşür. Bu değişimi, sadece vücudum değişti, ben hala aynı benim diye yorumlar, zira kadın olmak dolgun meme ve iri kalçadan daha fazlasıdır. Henüz toplumun kadınlara olan davranışını görmemiş, 19. yy’in kadınlara biçtiği rolün içine girmemiştir. Kısa bir süre sonra sokakta istediği gibi tek başına dolaşamayacak hale geleceğinden henüz haberi yoktur. İffetini koruması, sürekli kibar olması ve kendisine üstünlük taslayan beylere gülümseyerek çay servisi yapması gerekince kadın Orlando ile erkek Orlando arasında bir fark olmadığı düşüncesi doğruluğunu yitirecektir. 
 

Orlando değişiminden sonra İngiltere’ye dönünce bir akşam rahatlamak için tek başına dolaşmaya çıkar ve evine dönebileceği en berbat ruh hali ile döner. Havasızlıktan boğulmasına ramak kalmadan, kendisine zümrütlerle işlenmiş bir kurbağa hediye edilmeden ve bir arşidükten evlenme teklifi almadan yürüyüşe çıkamayacak mıdır? Hayır. Çünkü artık o bir kadındır. 
 

Orlando, 19. Yy’in kadınlara biçtiği rolün içinde boğulacak gibi olur. Ancak aykırı ve güçlü kişiliğinin yardımıyla yaşamındaki büyük dönüşümün üstesinden gelmeyi başarır. Roman 1928 tarihinde sona erer. Otuz yaşında kadına dönüşüp dört yüz yıl yaşayan Orlando, romanın sonunda boyun eğmez çağdaşlığı ile dimdik ayaktadır.
 

Bir insanın dünyaya gelmesi mucizevi bir başlangıçtır. Fakat bir insanın ‘kadın’ olarak dünyaya gelmesi bir bitiştir. Bu noktada başlangıç ile bitişin kesiştiğini göreceğiz. Günümüzde iki insan konuşurken konuşacak bir şey kalmaz ve bir sessizlik olursa, ‘kız çocuk doğdu’ denir. Çünkü derin sessizlikler kız çocuk doğunca, büyük şenlikler erkek çocuk doğunca olur. Bu dünyada kadın olarak dünyaya gelmek beraberinde kocaman bir sessizlik doğurur ve büyüyen kız çocuğu hayatının sonuna kadar taşır bu sessizliği. Sessizce iffetini korumalı, kocasını sessizce alttan almalıdır. Dayak yiyen kadın bağırmaz, yüzündeki morlukları göstermeye sessizce utanır evden çıkamaz. Sessizce sadık olmalıdır günümüzde kadın. Sessizce görmezden gelmelidir kocasının sadakatsizliğini çünkü erkektir, yapabilir. Döneceği yer yine evidir.  Çocuklarını sessizce okula göndermelidir. Anne olmalıdır, çocuk doğurmalı ve çocukları için sessizce göğüs germelidir başına gelenlere ve muhtemelen geleceklere. Bu roller ona doğumunda biçilmiştir. Doğumundan ölümüne kadar giymek zorunda olduğu bir kıyafettir kadının sessizliği. Sırf kadın olduğu için giymek zorunda kaldığı bir elbisedir.
 

Kadına biçilen roller, kadın bedeninin üzerine allanıp pullanıp çok çekici bir elbise gibi geçirilmiştir ve kadın bu rollerden biçilmiş elbiseyi ona ne kadar ağır gelse de çıkarıp atamaz. Çünkü o elbise olmadan ‘çıplak’ kalır. Çıplak bir kadın, toplum tarafından kabul edilmez, dışlanır. Çıplak kadın namussuzdur ve namus bekçileri tarafından azarlanır. Toplum, benim namusumun bekçisidir. Öfkelidir, eli ağır, dili serttir.  Özgürlük isteyip sokaklarda koşamaz günümüzde kadın, ayıptır. Çok sesli gülemez. Neşeli ise, ‘iffetsiz’ olabilir.
 

Toplum; sokaklarda akşam altıdan sonra dolaşmayı kabul etmeyen, kız torununu okula gönderirken erkek öğretmeninin gözüne bakmamasını nasihat eden yaşlı bir dededir.  Toplum…
 

Bu saçmalıklara daha fazla devam etmeyeceğim. Toplum biziz. Toplum; bizzat benimdir. Toplum, benim doğacak çocuklarımdır. Benim annemdir, babamdır, öğretmenim ve arkadaşlarımdır. Toplum kadın Orlando ve erkek Orlando’dur. Toplum, sessiz kalan kadınlar, şiddet mağduru çocuklardır. Özgürlüğü için savaşan da toplumdur, özgürlükle savaşana savaş açan da… Bizler, bu karanlık toplumun aydınlık parçalarıyız. Bu aydınlığı karanlığa dağıtmazsak karanlıkta ya kaybolacak ya hapsolacağız. Yaktığımız ufacık ışık süreklilik sağlayamazsa sönecek ve biz yolumuzu şaşıracağız. Yüzyıllardır süregelen bu saçmalıkları değiştirecek olan, bizleriz. Bizler bu değişimi sessizliğimizi bozarak, mücadele ederek, eğitim ile gerçekleştireceğiz. Hepimiz bir roman kahramanıyız ve roman bittiğinde kadın Orlando gibi boyun eğmez çağdaşlığımızla dimdik ayakta durmalıyız. Bize biçilen kalıba girmeyecek, bize kalıp biçeni değiştireceğiz.

----------------------------------------------------------

* Bu kitap değerlendirmesi, Atılım Üniversitesi KASAUM’un paydaşlarından biri olduğu “BM Kadın ve Kız Çocuklarına Yönelik Şiddete Son Vermek İçin Dünyayı Turuncuya Boya!” kampanyası kapsamında hazırlanmıştır. Yayımlanmadan önce Öğr. Gör. Damla Songur tarafından gözden geçirilmiştir.

** Kübra Bulut, Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2. sınıf öğrencisi.

Orlando: Zamansız Bir Ruh*

Tutku Mavi Erkılıç**

 

Virginia Woolf hayat verdiği karakterleri zihninin algıladıkları üzerinden çizer. Aktardığı izlenimler arasında organik bir bağ vardır. Orlando, teması zamanın çok katmanlılığı, formu ise şiirsel düzyazı olan 1928 doğumlu romanıdır. Zamanı kronolojik olarak olanaksız bir genişlikte kullanmakla kalmaz, dönemler arasında sınırlar çizmeden dolaşır. Karakterlerin psikolojisi mekânlarla birlikte görünür hale gelir,  jestler ve sözler doğallıklarını korur. Geleneklerle çatışan insan, zamanın ruhunun daha güçlü bir biçimde görünmesini sağlar. Woolf’un dünyadan göçmesi zamanının ruhuna ayak uyduramamasındandır ancak Orlando zamanı sınırsızca yaşarken Woolf’u da beraberinde taşır. Orlando (1928) ve Kendine Ait Bir Oda (1929) romanları aynı dönemlerde yaratılmış olmasının yanı sıra tematik açıdan paralellikler taşır: İlki zamanın sınırlamadığı bir özgürleşmeyi arzulayan bir fantezi iken ikincisi yazarlığın yaratıcı doğası üzerinden özgürleşmenin öğretisine odaklanır.  Woolf, “Kendine Ait Bir Oda”dan erkek egemen dünyaya seslenir, feminist harekete klasik bir eser bırakır.

 

Woolf’un “Orlando”su üzerine… Uygarlığın barbarlık, barışın savaş, aşkın zayıflık, çekiciliğin yetersizlik, özentinin çaresizlik ve güzelliğin yoksunlukla olan ilişkisini bir kez daha görmüş ve bu kavramların çoğunlukla birbirinin yerine kullanılageldiğini bir kez daha anlamıştım. Yaşam bir yanılgılar yumağıydı ve yaşamı bir krizler güncesine çevirmemek için görmemek duymamak ve düşünmemek gerekiyordu. Oysa yaşama karşı başkaldırmadan ve gerçeğe karşı düzlükler kurmadan Orlandolar var olamazdı.

 

İngiltere’nin en soylu ve nüfuzlu ailelerinden birinin mirasçısı olan şair ruhlu Orlando serüven dolu yaşantısına Kraliçe I. Elizabeth’in gözdesi olarak başlar. Arayışlar içinde geçen inişli çıkışlı dört yüzyıllık yaşamının orta yerinde bir dönüşüme uğrar.

 

Orlando romanı,  roman a clef (gerçek kişi ve olayların kurmaca görünümü altında sunulması) türündedir. Roman Woolf’un gösterişli Vita Sackville-West’e yazdığı, poetik düzyazı formunda bir aşk ilanıdır.

 

1949 yılında Londra’da doğan Sally Potterın kamerayla ilk tanışması 1963 yılına rastlar. 1974 yılında dans grubu kurar ve koreograf olarak ünlenir. 1979’da Puccini’nin “La Boheme” operasının serbest bir uyarlaması olan “Thriller” adlı kısa filmle yönetmenliğe adım atar. Potter’in filmografisinde öne çıkan filmler şunlardır: “The Gold Diggers” (1981), “Women in Soviet Cinema” (1988), “The Tango Lesson” (1997) ve “The Man Who Cried” (2000).

 

Ve Orlando

Yönetmen: Sally Potter

Senaryo: Sally Potter (Kaynak Roman: Virginia Woolf)

Görüntü: Aleksei Rodionov

Müzik: Potter & David Motion (Handel) (Lirikler: Potter)

Kurgu: Herve Schneid

Oyuncu: Tilda Swinton (Orlando), Quentin Crisp (Kraliçe I. Elizabeth ), Charlotte Vandery (Aleksandra Menchikova), Lothaire Bluteau (Khan), Billy Zane (Shelmerdine), John Wood (Archduke Harry), Jessica Swinton (Orlando’nun Kızı)

Yapımcı: Sally Potter                                      

Yapım: UK-Rus-Ita-Fra

Marseille 1992 Best Film & Best Actress

Venedik 1992 İzleyici En İyi Film

Selanik 1992 Best Film & Best Actress

Felix 1993 Young European Film

 

Orlando’nun 400 yıllık yolculuğu aracılığıyla İngiliz kültürünün kökenlerine, cinsel devrim tarihine, salon edebiyatının inceliklerine, savaş ve barışın çok bilinmeyenli denklemine, cinsiyet ve kimlik ilişkisine odaklanırız. Yüzyıllar içinde dekor, jest, kostüm ve aksesuar kombinasyonu içinde yol alırız. Potter kendi deyimiyle dönemleri kostüm, müzik ve şiirle aktarır. Tarihsel dönemler yedi ana sekans bloğu olmak üzere belirtilir.

 

1600 (ÖLÜM):  Eliza parçasının androjen tarzda seslendirilmesi Kraliçe’nin değerini azaltmasa da cinsiyetçi ve ironik bir dokundurmadır. Parça kraliçeyi güzel ve kutsal olarak sunsa da Eliza çoşku uyandıracak durumda değildir, bu durum görkemli teknenin önemli yolcusunun kimliğini ele verir. Elizabeth’in (oyuncu Quentin Crisp, bir erkek!) içinde elini yıkadığı ve Orlando’nun taşıdığı kase arınmaya vurgu yapar, bundan böyle Orlando geçmişinden arınır ve Elizabeth’in gözdesi olarak sadece ona ait olur. Eliza müziği yolculuğu boyunca Orlando’ya eşlik eder ki bu durum Elizabeth’in koruyucu, güven verici ve kutsayıcı varlığının Orlando’da yer ettiğine dönük bir göndermedir.

 

I.Elizabeth çevresi hizmetçiler ve asilzadelerle çevrili mülkünü, sararıp solmaması koşuluyla Orlando’ya bırakır ve gözdesi olduğunu ilan eder. Kraliçe’nin köpeklerini gezdirmesine izin verilmesi Orlando için şeref ve ayrıcalıklı konumunu gösteren bir göstergedir. Elizabeth’in en sık kullandığı kelime olan “Come!” kraliyetin emir kipi olarak pozisyonu dolayısıyla sıradanlaşmış karakterlerle özdeşleşir. Elizabeth dönemi canlı ve çağıran renklerle verilir, sonbahar atmosferi baskındır: Kırmızı ve altın renkleri gücün simgesidir.

 

1610 (SEVGİ):  Victorian stili bir resimde Orlando’nun buz altında donmuş çiçekler ve meyveler arasında kadına dönüşmüş bir şekilde görünmesi aşk kurbanı olduğunu çağrıştırır. Kraliçenin ve ailesinin ölümünün ardından Orlando Favilla ile nişanlı olmasına rağmen gönlünü Rus prenses Aleksandra’ya kaptırır.  I. James döneminde donan Thames nehri bu aşka kucak açar. “Aşkınız için tavşan yerine kurt avlar, viski yerine votka içerim”, Orlando’nun bu mecazına Aleksandra somurtarak cevap vererek hoşnutluğunu saklamasa da çabayı yetersiz bulduğunu gösterir. “Bir erkek yüreğinin peşinden gitmeli” sözü Orlando’nun kadınsılığını ortaya koyar. Favilla tüm bu olanlardan sonra Orlando’yu rezil ederek terk eder.

 

Panayırda Musa’yı denizkızlarıyla yatakta gösteren tablo hem arzuyu hem okyanusları aşma arzusuna gönderme yapar. Aleksandra’ya erkek çocukmuş gibi Sasha denmesi de cinsiyetçi bir şaka olsa gerek: Sasha’nın Londra’da bulunmasının nedeni erkek kardeşinin olmamasıdır.

 Aleksandra son buluşmalarına gelmez. Kalbi kırık ve eli boş kalan Orlando derin bir uykuya dalar. 

 

1650 (ŞİİR): Orlando uyanır ve kalbini teskin etmek için kendini şiire verir ama yeteneği olmayınca sonuç berbattır. Dönemin şair geçinenlerinden biri olan, Orlando’ya kol kanat geren ve tek derdi aylığa bağlanmak olan Nick Greene’in alay ettiği çocuk şiirleri yazar.

 

1700 (POLİTİKA): Orlando politikaya atılır: William of Orange ünvanıyla Orta Asya büyükelçisi olarak atanır. Khan ile ahbaplığı sayesinde doğu kültürüne uyum sağlar. Archduke Harry onu kral adına ödüllendirir ama genç Khan ondan askeri destek ister.  Bunun dışında, Doğu her koşulda teslimiyet ve bağlılığı şart koşarken, Batı için öteki gördükleri insan bile değildir. Orlando ölme ve öldürme arasında bir taraf olmak yerine uyumayı seçer çünkü kadınlık içgüdüsü hayattan yanadır. Uykusundan bir kadın olarak uyanır. Yatağını çevreleyen hakim renk, reenkarnasyona yönelik simgesel bir gösterge olarak kullanılan şafak mavisidir. Lady Orlando’nun kadınlığını ele veren sadece bedeni değildir, boynunu ve bakışlarını bir kadın olarak kullanmayı çabucak öğrenir. Bu sahnede İtalyan ressam Botticelli’nin “Birth of Venus” tablosuna esprili bir gönderme vardır.

 

1750 (TOPLUM): Orlando bir salon güzeli olarak katıldığı Londra partilerinde aşağılanır. Yer yer elbisesinden taşan vücudu dışında sahip olduğu bir şey yok gibidir. Lady Orlando’nun döndüğü Londra’da giydiği elbiseler uygulanan baskı ve sınırlamaların simgesi olur. Orlando yeni kimliğiyle Londra’ya döndüğünde ünlü salon gevezeleri arasında can sıkıntısından patlar.

 

İngiltere ve İngiliz toplumu üzerine ironik taşlamaların hedefinde salon entelleri vardır: Guliver’in yaratıcısı Jonathan Swift ve şair Alexander Pope. İki konuşan kafanın ortak gevezelik alanı kadınlardır: ‘Kadınların arzuları yoktur, sadece nazlanırlar.’ ‘Kadınlar çocukların büyümüş halidir.’ ‘Kadın dediğin süslerle donanmış aptal bir hayvandır.’ Orlando bu çevre kirliliğine duyarsız kalamaz: ‘Siz şairler, her biriniz içinizdeki kadınsılığın verdiği ilhamla konuştunuz.’ Film Woolf’u sıkça dumura uğratan kendi zamanının entelektüel lafazanlarına da bir gönderme yapar.

Çulsuz olmak riski taşıyan Orlando, onun evde kalmış ve acı çeken bir kız kurusu olarak ortalıkta kaldığını düşünen Harry’den evlilik teklifi alır. Böylece kadınlığı pazarlık konusu edilir. Orlando kendini dışarı atar, bahçede koşturmaya başlar. Ancak o yeşil labirentte kaybolmak yerine kendini yeniden bulur. Metafor nettir: Her karmaşanın ardından sakinlik gelir.

   

1850 (CİNSİYET): Orlando baskıcı ve kuşkuyla bakılan Victoria döneminde rüyalarının erkeği Shelmerdine ile tanışır. Takip eden sahnede tren sesi duyulur, tren içinde bulunulan çağı simgeler, metonomi vardır: Tren görünmese bile trenin varlığını sesinden anlarız. Orlando’ya yolculuk üzerine sarf ettiği sözlerine bakılırsa Shelmerdine için bir kadın serüvenci ve sorgulayıcı olamaz. Anlaşılan o ki Victoria döneminin kadını, yakışıklı romantik erkek tarafından korunan ve kollanan, akıl verilmeye çalışılan melodram kadınıdır.

Orlando’nun Shelmerdine’in ayağını yıkaması bağlılık, fantezi ve aşkı temsil eder. Ama Orlando evlenmek ve her şeyini yitirmek ikilemi arasında kalır. Victoria yasalarına göre bir oğula sahip olmadıkça mülk sahipliğini sürdürmesine olanak yoktur.  Orlando sallantıdaki aşk ve güç sağlayan miras yerine kendini tercih eder. Shelmerdine için gitmek geleceğe yol almak, kalmak ise geçmişte yaşamayı sürdürmektir,  özgürlüğü için savaşmayı seçer ve gider.

 

1900’LER: Orlando savaş ortamında hamile kalır.

 

1992 (DOĞUM): Orlando sıradan, orta sınıf ama bağımsız bir kadın olarak kızıyla birlikte yaşar. Yazdığı romanı yayınevine sunar. Romanında çocuk erkektir ve bu vasiyetin devamı için gereken koşuldur. Yazdığı metin üzerinde değişiklikler istenmesi, Orlando konusunda Potter’ın çektiği zorluklara dönük bir gönderme olarak da okunmalı.

 

Orlando yıllar önce yaşadığı malikâneyi ziyaret eder. Malikânenin kapalı olması ve bahçesinin örtülerle koruma altına alınmış olması geçmişin müzelik olarak görüldüğünü ve artık ancak sergi amaçlı kullanılabileceğini söyler gibidir.  

 

Küçük kızın kamerayla çekim yapması çağımızın görsel kültürüne dönük bir göndermedir. Ve Jarman sinemasına özgü bir motif olan şarkı söyleyen androjen melek Jarman’a selam yollar.

Final sahnesinde duyulan şarkı adeta Orlando’nun özgürlüğünün tutkulu bir çığlığıdır. Orlando’nun kendi kaderini kendi çizmesi, kendine yetebilmesinin yarattığı coşku bu şarkıyla hissedilir. Asırları aşan yolculuğu nedeniyle yorgun düşse de kendisinin ve çocuğunun geleceği için umut besler. Gökyüzüne çevrilen bakış, yaşanılan anın verdiği esriklik, kendinden geçme duygusuna işaret eder. Orlando aynı ağacın altında ağlar, mutluluk gözyaşları döker!

 

Filmin öyküsü kadar ilginç olan yapım öyküsü ile ilgili notlarımı da paylaşmak isterim:

 Film Woolf’un zamanaşırı tarihsel fantezisinin serbest bir okumasıdır. Roman 1928’de, film 1992’de noktalansa da fantezi sona ermez. Bu gerekçe ile Woolf klasik dönemde yaşayan bir Sappho olarak okunursa, günümüzde de Potter için modern bir Sappho tanımlaması yapmak mümkün olur. Hayatı yeniden ve başka bir bedende yaşamanın bu zaman aşımı öyküsünü en iyi karakterize eden tercihlerden biri de anlatıda geçen ve uyanışa / ergenliğe vurgu yapan Meşe Ağacı şiiri Sackville-West’in kitabından alınmıştır.                                                                                                    

 

Orlando, tasarımıyla Potter’ı Greenaway ve Jarman dünyasına yakınlaştırır. Potter, Greenaway’ın yapım tasarımcıları ile çalışır: Ben Van Ons ve Jan RoelfsTilda Swinton bir Jarman oyuncusu olarak tanınır. Potter, Tilda’yı Wollen’ın Friendship’s Death filminde izledim ve seçtim, der. Kostüm tasarımcısı Sandy Powell da Jarman ve Greenaway kadrosundan seçilir. İlginç bir paralellik: Tilda Swinton İskoçyalı ünlü bir aileden geliyor ve 38 kuşağın tarih olduğu 800 yıllık bir malikanede yaşıyor. Orlando karakteri için Swinton’dan daha iyi bir seçenek bulma çabasının önünde doğal bir engel.

 

Orlando stilistik bir kolaj olarak okunabilir: Hiciv, fantezi, anı, biyografi, serüven. Filmde sanatsal dönemler arasında yolculuk yapılır: Rönesans, barok, rokoko, romantizm, modernizm. Ağırlıklı olarak avantgarde-modernist bir söylemle yol alan film, giderek klasik bir anlatıya doğru evrilir. 7 ana sekans bloğu (aşk, şiir, seks, doğum, politika, toplum, ölüm) ve 6 reenkarnasyonel insert olmak üzere toplam on üç parçalı yapının her biri bir müzik parçası ile temsil edilir.

 

Erkek veya kadın olmak, toplumsal cinsiyetin görünür ve görünmez yaptırım tehditleri karşısında güçlüklerle, sınırlamalarla ve tehlikelerle yaşamayı öğrenmek demektir. Özgür olabilmemiz için toplumsal cinsiyet kural ve yaptırımları tarafından kuşatılmışlığımızı ve psiko-fiziksel cinsiyetimize dair kurgusal pozisyonumuzu aşarak cinsiyetsiz bir öz-kimlik edinmeliyiz. Toplumsal cinsiyetin baskıcı kültürel söylemini etkisiz kılabilmek için bireyin gizil ve cinsiyetsiz insani özüne ulaşması gerekir.

----------------------------------------------------------

* Bu film değerlendirmesi, Atılım Üniversitesi KASAUM’un paydaşlarından biri olduğu “BM Kadın ve Kız Çocuklarına Yönelik Şiddete Son Vermek İçin Dünyayı Turuncuya Boya!” kampanyası kapsamında hazırlanmıştır. Yayımlanmadan önce Öğr. Gör. Damla Songur tarafından gözden geçirilmiştir.

**Tutku Mavi Erkılıç, Hukuk Fakültesi 2. sınıf öğrencisi, tutkumavierkilic@gmail.com



App\Page Object ( [scoped:protected] => Array ( [0] => site_id ) [parentColumn:protected] => parent_id [leftColumn:protected] => lft [rightColumn:protected] => rgt [depthColumn:protected] => depth [orderColumn:protected] => [guarded:protected] => Array ( [0] => id [1] => parent_id [2] => lft [3] => rgt [4] => depth ) [connection:protected] => mysql [table:protected] => [primaryKey:protected] => id [keyType:protected] => int [incrementing] => 1 [with:protected] => Array ( ) [withCount:protected] => Array ( ) [perPage:protected] => 15 [exists] => 1 [wasRecentlyCreated] => [attributes:protected] => Array ( [id] => 4121 [title_tr] => Öğrenci Yayınları [title_en] => [title_ru] => [title_ar] => [content_tr] => stdClass Object ( [type] => rich_content [content] => stdClass Object ( [blocks] => Array ( [0] => stdClass Object ( [class_] => Array ( [0] => col-lg-12 [1] => col-md-12 [2] => col-sm-12 [3] => col-xs-12 ) [modules] => Array ( [0] => stdClass Object ( [type] => accordion [module_class] => accordionBlue [content] => Array ( [0] => stdClass Object ( [title] => Öğrenci Makalesi- Notalar Arasında Kadın: Müzik Endüstrisinde Cam Tavan [content] => stdClass Object ( [type] => ckeditor [content] =>

NOTALAR ARASINDA KADIN: MÜZİK ENDÜSTRİSİNDE CAM TAVAN[1]

 

Yiğitcan Çankaya[2]

 

Günümüzde kadınların özellikle toplumsal cinsiyet rolü temelli olarak uğradığı ayrımcılığın çalışma hayatında sektörel bazda çoğu alanda oldukça azaldığını ve cinsiyetçi dezavantajlar ile kapitalist ataerkil sömürünün yarattığı mağduriyetin önlenmeye çalışıldığını görmekteyiz. Çalışma hayatının içerisinde bulunan sayısız sektörde yaşanan gelişmeler bir yana, müzik endüstrisinde, özellikle rock ve pop türlerinde (zira klasik müzik gibi farklı fraksiyonlarda böyle bir sorunla sıklıkla karşılaşılmamaktadır) kadınların uğradığı ayrımcılık, bunun belli başlı sebepleri ve genel olarak kadınların müzik endüstrisindeki yeri incelenme gereği duymaktadır. Müzik Atölyesi, bu konuyu seçerek atölye çalışmasında uzun süredir birçok sanatçıyı rahatsız eden ve güncel olarak da birtakım vesilelerle gündeme getirilmiş olan ve pek de sıradan olmayan bu konuya bir ışık tutmayı amaçlamaktadır.

 

Ayrımcılığa Uğranılan Başlıca Alanlar

 

Müzik endüstrisinde birçok kalıp yargının ve ön yargının var olduğu açıkça görülebilmektedir. Bu durum kendisini şarkı sözlerinde, şarkıların videolarında ve yapılan her türlü PR çalışmasında gösterir. Özellikle kadınlar üzerinden şarkı, video ve sözlerinde gördüğümüz metalaştırma ve kadının müziğin pazarlanmasında bir obje hâline getirilmesi ataerkil kapitalizmin oldukça sert bir şekilde uygulandığı bir alan olarak müzik endüstrisinde yansımasını bulur. Kadınların müzik endüstrisine katılımı ve hiyerarşik düzeyi genellikle bir pazarlama tekniği olarak kullanılmaktan öte gitmemektedir. Sanatçı-şirket ilişkisinde şirket her zaman erilliği kullanıyor ve elbette bir tüzel kişinin cinsiyetinden söz edilemeyecek olsa da, bu şirketlerin işletmelerinde çalışanların tutumları kadını her zaman pazara gerçek katılımdan dışlamaktadır. Bu durum kendisini çok yakın geçmişte göstermekteydi; kadınlar şirketlerde şirket patronunun ona tavsiyeler veren eşi yahut sekreteri olmaktan öte gidemiyordu. Öyle ki, müzik endüstrisindede kadınların yeri öylesine rastgele ve spontandı ki kadınların gizli yedek iş gücü olduğu rahatlıkla söylenebilirdi.[3] Mevcut durumda ise kadınlara atfedilen bu roller varlığını yavaş yavaş yitirmekteyse de yönetim kademelerinde yer almada veya sanatçı olarak kabul edilmede birçok temelden kadının ayrımcılığa uğradığı ortadadır.

 

Müzik endüstrisi şaşırtıcı bir şekilde kadına yönelik ayrımcılığın toplumsal olarak neredeyse kabullenildiği bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu alanda kadına yönelen her türlü ayrımcılık artık öylesine kanıksanmıştır ki fark edilmez dahi. Kimse üçüncü bir göz olarak bu durumun toplum ve en azından ekonomi için bir sorun teşkil ettiğinin farkına varmamaktadır. Kadınlar bir müzik grubu üyeliğinden teknolojik yardım alınan ses mühendisi veya yapımcı olmaya, sanatçı menajerliğinden tur organizasyonlarına kadar birçok alanda bariz bi ayrımcılığa uğramaktadır. Bazı hâllede işe alımın dahi yaş ve cinsiyet kriter gözetilerek yapıldığı görülmektedir, ki bu elbette Türk hukukunda Anayasa md. 10’a ve İş Kanunu md. 4’e aykırılık teşkil etmektedir.

 

Müzik Endüstrisinde Cam Tavanın Başlıca Sebepleri

 

Hegemonik Bakış Açısı

 

Kadınların müzik endüstrisinde uğradığı ayrımcılığın temel sebeplerinden birisi hegemonik bakış açısıdır. Kadınların cinsiyete bağlı işgücü eşitsizliği nedeni ile kendi emek güçleri üzerinde, erkeklere göre daha az söz sahibi oldukları, çalışma fırsatı bulurlarsa da çalışacakları işlerin daha çok hakim sistem tarafından belirlendiği söylenebilir. İşte bu de hegemonik bakış açısını ifade eder.[4]

Hegemonik bakış açısı kendisini rock ve pop endüstrisinde farklı göstermektedir. Rock türünde kadınlar daha ilk başta sanatçı olarak dahi kabul edilmemekte, kadın rockçı olgusunun üstü bir şekilde erkek hegemonyası tarafından örtülmek istenmektedir. Popta ise kadınlar her ne kadar genellikle pazarlama aracı olsa da sanatçı olarak dikkate alınmakta ancak bu sefer yönetimde üst kademelerde yer alamamaktadır. Rock endüstrisinde de kadınların yönetim kademeleri açısından sorunlarla karşılaştığını ayrıca belirtmeye gerek dahi yoktur.

Hegemonik bakış açısını destekleyen iki unsurun üzerinde durulması gerekir. Bunlardan ilki Groupie olgusudur. Groupie olarak tanımlanan kadınlar stereotipik olarak genç, rock müzisyenleriyle veya sektörle ilgili kişilerle cinsel veya romantik ilişkiye girerek kendisine belli bir statü elde etmeye çalışan ve her daim arka planda olan çıkarcı kişiler olarak profil edilmektedir.[5] Bakılacak olursa, medya da bu tiplemeyi desteklemekte ve bu olgu film, dizi veya şarkılarda yerini bulmakta, dolayısıyla da toplumun hafızasına kazınmaya başlamaktadır. Bu tiplemenin müzik yerine parayı ve kazandırdıklarını önemsiyor olduğu imajının bıraktığı leke, belki de komik bir şekilde gerçek hayatta yerini almaktadır. Halbuki daha ilk başta bu tiplemenin ortaya çıkmasının sebebi zaten kadın-erkek arasındaki heteronormatif hegemonik ilişkinin kendisidir. Bu tiplemeyi doğuran kadın profili, aslında buna itilmiş bir kadın profilidir. Mevcut sorunun nedenini araştırmaktan ve çözüm odaklı olmaktan uzak olan endüstri, kadını ikinci kez mağdur etme gayretindedir.

 

Nepotizm

 

Üstünde durulması gereken ikinci unsur Nepotizm’dir. Nepotizm, aile, eş-dost kayırma şeklinde kısaca tanımlanabilecek bir olgudur. Nepotizm de kadınların endüstride kazandıkları konumu aslında hak etmedikleri düşüncesini besleyen olgulardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Akrabalığa dayanan bu statü kazanımı bazı kadınların bu yolla elde ettikleri statünün getireceği başarıya leke sürmektedir.[6]

 

Toplumsal Cinsiyet Rolleri

 

Hegemonik bakış açısı ve nepotizm unsurlarının yanısıra, kadınlar, rock ve pop endüstrisinde ilkel kadın işi-erkek işi ayrımına da takılmaktadırlar, ki bu ayrımın yapılmasının temelindeki en büyük etken de toplumsal cinsiyet rolleridir. Bazı feminist akımlar -örneğin radikal feminizm- kavramların ve buna bağlı olarak ön kabullerin ve anlamların da aslında erkek egemenliğinin bir göstergesi olduğunu ve toplumsal cinsiyetin kadınlar aleyhine olmak üzere kurgulanmasına hizmet ettiğini ileri sürmekteyse de, toplumsal cinsiyet rollerinin mevcut durumda teorik olmaktan ziyade pratik bir etkisi bulunmaktadır. Kadın ve erkeğe çizilen bu sınırlamalar her iki cinsiyetten bireylerin de istedikleri kültürel, sosyal ve ekonomik hayatı izlemelerine engel olmaktan, yani kısacası hak ihlallerine yol açmaktan başka hiçbir amaca hizmet etmemektedir. Kadınlar müzikte bu kalıp ve ön yargılara takılmadan birey olarak özgürce hareket edememekte, üretememekte veya yönetememektedir.

 

Kalıp yargılar varlığını sürdürdükçe endüstride emeği ve ürünüyle var olmaya çalışan kadınlar “Groupie” veya “Nepotic” yaftasıyla doğrudan ayrımcılığa uğramaktadır. Bu nedenle de esasen fotoğrafçı, gazeteci gibi gizli kimliklerle kendilerine ileriki hedefleri için bir yer bulmak zorunda kalmaktadır. Bu koşullarda kadınlar, mağdur olarak görülmek bir yana, davranışlarından ötürü eleştiriye uğramakta ve bu tür sebep ve davranışlar, buna sebep olarak ataerkil motif eleştirilmesi gerekirken kadınların endüstride yer alamayışlarına gerekçe olarak gösterilmek istenmektedir. Bu da neticeten kadınlar içn cam tavan engeli yaratmaktadır.

 

Piyasada bir şirketin yönetim kademelerinde ilerlemek isteyen ya da sanatçı olarak şirketle anlaşma yapmak isteyen kadınların ödün vermez bir şekilde profesyonel bir tavra ve “sunum”a sahip olmaları gerekmektedir; asi hâlde birçok kaynaktan eleştiri almaktadırlar. Halbuki erkekler için bu kriter böylesine sıkı bir şekilde aranmamakta ve denetlenmemektedir. Bu profesyonel görünüm kişinin bulunduğu konuma göre değişmekte ancak heteronormatif algının baskınlığı baki kalmaktadır. Örnek vermek gerekirse, piyasaya yeni çıkmak isteyen sıradan bir kadın pop sanatçısının kısa etek, crop-top bluz, topuklu ayakkabı gibi “pop star item”larını yanından eksik etmemesi gerekmektedir.

 

Yönetim Kademelerinde Uğranılan Cam Tavan Bakımından ABD Örneği

 

Endüstride yönetim kademelerinde durumun ne olduğunu tespit edebilmek için ABD örneği üzerinden hareket etmek yanlış olmaz. ABD’nin seçilmesinin nedeni, ülke piyasasının küreselleşerek ve inanılmaz derecede büyüyerek dünya müzik piyasasının kalbi hâline gelmesidir. ABD’de tüm nüfusta kadınların erkeklere oranı yaklaşık olarak %51’e %49’dur.[7] Bu oran çalışan işgücünde %47’ye %53 olarak yansımasını bulmaktadır.[8] Müzik endüstrisinde çalışan işgücünde kadın-erkek oranının tespit edilmesi esasen oldukça güçtür, zira endüstride yer alan farklı çalışma alanlarının tamamının incelenmesini gerektirir. Örneğin: yayım şirketi, sanatçı menajerliği, organizasyon şirketleri. Ancak bu tür şirketlere ilişkin net veriler elde edilememektedir, zira bu şirketler genelde sadece müzik endüstrisinde faaliyet göstermeyen, daha büyük bir şemsiye şirket altında çalışmakta ve kendilerine özgü insan kaynakları ve istatistiksel verileri bulunmamaktadır. Örneğin: Ford, IBM. Bununla birlikte, yapılan incelemelerin çoğu hiyerarşik basamaklarda yukarı çıkıldıkça erkek çalışan sayısının ezici bir şekilde arttığını göstermektedir. 2000 yılı Recording Industry Sourcebook verilerine göre müzik piyasasında 73 orta ve üst düzey yöneticiden sadece 3’ü, yani %4’ü kadındır. Yönetim kademelerinin dışında ses mühendisiliği ve yapımcılık gibi teknik mesleklerde ise bu oran %8,5’tir.

 

Piyasada bu tür düşük oranların yer almasının sebebi olarak evlilik ve çocuk gibi temelsiz ve kendisinin eleştirilmesi gereken gerekçeler gösterilmeye çalışılmaktadır. Halbuki yapılan çalışmalar gösterdiği üzere kadınların %60’ı, doğumdan sonra en çok 6 ay içinde; %25’i ise ilk iki hafta içinde çalışmaya tamamen dönmektedir.[9] Bu nedenle bu argümana katılmak mümkün değildir ve sorunun tamamen toplumsal cinsiyet ve az önce bahsedilen stereotipleştirme, nepotizm, hegemonik bakış açısı ve ön yargı kaynaklı olduğu ortadadır.

 

Müzik endüstrisinin kendine özgü özellikleri ve dinamiği da dikkate alınacak olursa, bu ayrımcılık ve hak ihlali temelini yaratan her unsurun toplumun hafızasından silinmesi ve pozitif ayrımcılığa varacak önlemlerin alınması, ekonomik ve sosyal hayatını müzik endüstrisi üzerinden tanımlamak isteyen kadınların kendini gerçekleştirmesini sağlamak için elzemdir.

 

*** Bu yazı kapsamında dinleyiniz: Lady Gaga- Till it happens to you

 

http://retired-kasaum.atilim.edu.tr/shares/kasaum/images/13219891_10154065530332221_1473964311_n.jpg

 

[1] Bu makale, “Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Duyarlı Üniversite ve Kadın Dostu Kampüs” projesi tarafından KASAUM adına 8 Mart 2016 günü Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi Orhan Zaim Konferans Salonu’nda 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla gerçekleştirilen Kadınlar El Ele Şenliği kapsamında sunulmuştur.

[2] Yiğitcan Çankaya, Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi 4. sınıf öğrencisi, “Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Duyarlı Üniversite ve Kadın Dostu Kampüs” projesinde araştırmacı, Hukuk ve Sanat Topluluğu üyesi.

[3] http://christineosazuwa.com/portfolio/gender-inequality-in-the-rock-pop-music-industry-breaking-the-glass-ceiling/  Son Erişim Tarihi: 17 Mayıs 2016

[4] Caputi, J. (2003). Everyday Pornography. In G. Dines, & J. Humez, Gender, Race, and Class in Media: A Text Reader (pp. 61-66). Thousand Oaks: SAGE Publishers

[5] Lull, J. (2003). Hegemony. In G. Dines, & J. Humez, Gender, Race, and Class in Media: A Text Reader (pp. 61-66). Thousand Oaks: SAGE Publishers

[6] suppra: http://christineosazuwa.com/portfolio/gender-inequality-in-the-rock-pop-music-industry-breaking-the-glass-ceiling/ Son Erişim Tarihi: 17 Mayıs 2016

[7] http://data.worldbank.org/indicator/SP.POP.TOTL.FE.ZS Son Erişim Tarihi: 17 Mayıs 2016

[8] https://www.dol.gov/wb/factsheets/qf-laborforce-10.htm Son Erişim Tarihi: 17 Mayıs 2016

[9] http://www.huffingtonpost.com/entry/nearly-1-in-4-new-mothers-return-to-work-less-than-2-weeks-after-giving-birth_us_55d308aae4b0ab468d9e3e37 Son Erişim Tarihi: 17 Mayıs 2016

 

) ) [1] => stdClass Object ( [title] => Öğrenci Makalesi- Güldünya'nın Şarkısı [content] => stdClass Object ( [type] => ckeditor [content] =>

GÜLDÜNYA’NIN ŞARKISI[1]

 

Yiğitcan Çankaya[2]

 

Müzik atölyesi kapsamında üç hacimli bir çalışma metodu izlenmektedir ve bunlardan birisi de şarkıların yazılmasına, sebep olan, müzikte kendi yansımasını bulan sosyal olayların incelenmesidir. Bu bağlamda da 3-4 Mayıs 2016’da gerçekleştirilen Hukuk ve Sanat Günleri’nin Müzik Atölyesi çalışmasının amacı, Güldünya Şarkıları’nın yazılmasına sebep olan Güldünya Tören’in hikayesini incelemek oldu. Bu yazıda Güldünya Tören’in yaşadıkları anlatıldıktan sonra genel bir perspektifte kadınların adalete erişimde yaşadığı sorunlar ve bunların nedenleri üzerinde durulacaktır.

Güldünya Tören (1982) Bitlis ili, Mutki ilçesi, Erler köyünde ailesi ile yaşamakta iken gene orada yaşamakta olan ve köy koruculuğu yapan öz amcasının kızının kocası olan Servet Taş tarafından cinsel saldırıya uğrar ve bu kişiden hamile kalır.

 

Ailesi bu durumdan haberdar olunca aşiret kararı verilerek Güldünya’dan kuma olarak köyü terk etmesi istenir. Güldünya bunu kabul etmez bu sırada Servet Taş köyü terk eder. Bunun üzerine 2003 yılı Temmuz ayı içerisinde çocuğun kürtaj yapılarak alınması için Güldünya’nın hamileliğinin yedinci ayına gelmiş olması dolayısıyla bebek alınamaz. Bunun üzerine babası Güldünya’yı İstanbul’da ikamet eden amcası Mehmet Tören’in yanına bırakarak Bitlis’e geri döner.

 

Güldünya amcası ile kalırken amcasının kendisine ‘’ya sen kendini öldüreceksin ya da biz seni öldüreceğiz’’ demesi üzerine korkarak geceleyin kaldığı evin penceresinden kaçarak Fatih ilçe Emniyet Müdürlüğüne bağlı Şehremini Polis Merkezine başvurur ve burada amcası Mehmet Tören ve kendisine cinsel saldırıda bulunan Servet Taş hakkında şikayette bulunur. Güldünya emniyetçe İl Sosyal Hizmetler Kadın Sığınma Evine teslim edilir. Daha sonra Güldünya amcası Mehmet Tören tarafından buradan alınarak daha önce köylerinde imamlık yapan ve Küçükçekmece’de ikamet eden Alaattin Ceylan isimli şahsa yanında kalsın diye teslim edilir.

 

2003 yılı Aralık ayında Güldünya ‘’Umut’’ ismini verdiği bir erkek çocuğu dünyaya getirir. Bu çocuk bir aileye evlatlık olarak verilir.

 

Güldünya’nın İstanbul’da ikamet eden ağabeyi İrfan Tören ve Bitlis’te yaşayan küçük kardeşi Ferit Tören İstanbul’da görüşürler. İrfan Tören, Alaattin Caylan’ı telefonla arayarak ona Güldünya’yı hazırlamasını, gelip alacağını ve Bursa’daki ikamet eden akrabalarının yanına götüreceğini söyler.

25.02.2004 günü saat 15.00 sularında Alaattin Ceylan yanında Güldünya ile Dörtyol kavşağında bulunan minibüs durağına giderler. İrfan Tören sigara almak için bakkala gider bu sırada aniden ortaya çıkan Ferit Tören Güldünya’yı ruhsatsız silahıyla kalçasından yaralar. Alaattin Ceylan yerde yatan Güldünya’yı korumak için üzerine kapanır. Paniğe kapılan Ferit Tören olay yerinden kaçar, İrfan Tören ise geri dönmez.

 

Güldünya Alaattin Ceylan tarafından Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastahanesi’ne kaldırılır. Güldünya ifadesinde kendisini yaralayanın Ferit Tören olduğunu belirtir. Ancak 26.02.2005 tarihinde kardeşi Ferit Tören hastahaneye girmeyi başarır ve acilde yatmakta olan Güldünya’nın kafasına silahla iki el ateş eder. Olaydan bir gün sonra tüm tıbbi müdehalelere rağmen saat 13.00 sularında Güldünya vefat eder.

 

Olaydan sonra emniyet güçlerinin çalışmaları neticesinde sanıklar İrfan Tören ve Ferit Tören yakalanırlar. Ferit Tören 23 yıl 4 ay hapis, İrfan Tören müebbet hapis cezasına çarptırılır. Amca Mehmet Tören ise ceza almaz.Tecavüz eden akrabası Servet Taş 14 Ekim 2011'de sokak ortasında Güldünya’nın babası Şerif Tören tarafından kurşunlanarak öldürülmüştür.

 

Güldünya'yı öldürdüğü için 23 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırılan ve 8 yıldır cezaevinde olan kardeşi Ferit Tören de 29 Şubat 2012'de ölmüştür. Ölüm nedeni kalp krizi olarak açıklanmıştır.

 

Baba Şerif Tören’in Servet Taş’ı öldürmesi ile ilgili dava iki aileyi birbirine düşürmüştür. Kartal Adliyesi 13. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki davada bıçak ve sopalarla kavga eden iki aileden 7'si ağır 30 kişi yaralanmıştır.

 

İki aile arasında süren kan davası, 6 Ocak 2013'te Zeytinburnu Yenidoğan Camii konferans salonunda yapılan barış yemeğiyle sona erdirilmiştir. Sekiz yıldır süren kavganın sonunda iki aileyi barıştıran dört maddelik barış antlaşmasına göre "Bu dava yüzünden hiç kimse toprağını satmayacak, köyde kardeşçe yaşanacak, köyden çıkılması söz konusu olmayacak. Töre denilen kötü ve çirkin âdet terk edilecek.". İki ailenin bireyleri birbirlerine kesme şeker ikram etmiştir. Kutsal kitapları altından da geçen aileler birbiriyle öpüşüp barış yemeği yemiştir.

 

Güldünya’nın öldürüldükten 9 yıl sonra cenaze namazı kılınmış, barış anlaşmasına imza atan aile büyükleri, kadınlara şiddet uygulamayacaklarını ve kız çocuklarının eğitimine önem vereceklerini taahhüt etmiştir. Baba Şerif Tören'in davası sonuçlandı ve müebbet hapis cezasına çarptırılmıştır.

 

Adalete erişim nedir?

 

Adalete erişim, adli yardım, adli müzaheret gibi kurumların yalnızca bir parçası olduğu, çok boyutlu  ve birçok katmanı olan, bir bireyin sosyoekonomik durumuyla yakından alakalı olan bir adalet meselesidir.

 

Adalete erişim Hukuk ve Toplum Hareketinin ana gündemlerinden biri olarak tartışılmaya baş- lanmıştır. Hukuk ve Toplum hareketiyle bağlantılı olarak, “boşluk çalışmaları”, hukuk sosyolojisi çalışmalarında oldukça yer tutmuş ve teorideki hukukla gündelik hayattaki (pratikteki) hukukun birbiriyle örtüşmeyişinin gözlemlenmesi üzerine pek çok tartışma noktası oluşturulmuştur.

İlk dalga adalete erişimde genellikle “yoksullar için hukuk” tartışması yürütülür. Bu dalgada adalete erişim dar bir anlama sahip olup mahkemelere ve avukatlara erişim olarak tasvir edilir. Yoksulları avukatlık hizmetlerinden yararlandıracak adli yardım programları, özellikle ceza davalarında, zorunlu ve etkili araçlar olarak mütalaa edilir.

 

Birçok dalgayı gerisinde bırakarak günümüzde gelinen noktada beşinci dalga adalete erişim, hukuk sistemi içindeki tüm birimlere ve otoritelere tam ve eksiksiz şekilde ulaşılabilmesi, dezavantajlı gruplar için eşit fırsatlar sağlamak olarak kabul edilmektedir. Tüm birim ve otoriteler, hukuk eğitimine, yargılama sistemine, polis dahil kamu hizmetlerine, Parlamento seçimlerine ulaşabilmeyi kapsamaktadır. Aynı zamanda bu süreçte vatandaşların dışlanma, güçsüzlük, saygı duyulmama hislerinin üstesinden gelmeye yönelik sistem değişiklikleri tartışma konuları arasındadır. Sağlık, sosyal hizmetler, çalışma, şiddet mağduriyeti ve medeni yargılamaya ulaşma eksikliği arasındaki korelasyon, ileriye etkili adalete erişim sistemi konuları arasında görülmektedir.

 

Adalete erişim üzerindeki engeller nelerdir ve kadınların adalete erişimde yaşadığı engeller neden farklılık arz ediyor?

 

Adli makamlara başvuru, hukuki bilgiye ulaşma, dava açma süreçlerinde ekonomik kaygılar, kent içi ulaşım olanakları vb; genel olarak yoksulluk, eğitim genel adalete erişim engelleri olarak; gündelik hayata ve kent yaşamına katılma gibi süreçlerde eşitsizlik, kadınların, adalete erişim süreçlerindeki pozisyonlarını farklılaştıran etkenler olarak görülebilir.

 

Az sonra bahsedilecek olan neredeyse tüm kategorilerde Güldünya’nın adalete erişemeyişinin nedenlerini göreceğiz. Böylece onun durumunu özel kılan sorunların ne olduğunu tespit edebilmemiz mümkün olacak.

 

-Kategorik hak sahipliği

 

Kanun önünde eşitlik ilkesinin de gösterdiği gibi, “kategorik hak sahipliği”, yani adalete erişimdeki tarafsız ve ayrımcı olmayan düzenlemelerin yarattığı kategoriler, kadınlar açısından gerçek hayatta uygulanış açısından yapay kalma riski taşımaktadır. Kadınların ve erkeklerin gündelik yaşam deneyimleri arasındaki farklılık, bu tip “tarafsız” düzenlemelerin, kadınların aleyhine sonuçlanmasına sebep olabilir. Adli yardım hizmetlerine erişimde tarafsızlık, pratikte kadınlara, erkeklere göre daha az hizmet edebilir. Bunun nedeni olarak klasik liberalizm eleştirisini dayanak alabiliriz. Tarafsız ve devletten “karışmama”, “ayrımcılık yapmama” ödevini yerine getirmesini bekleyen düzenlemeler fiilî olarak eşitsizliklerin önüne geçmek için hiçbir zaman yeterli olmamıştır. Bu nedenle kategorik hak sahipliği de kadınların sosyoekonomik olarak fiilî farklılıklarını göz ardı ettiği nispette adalete erişimde eşitliği sağlamaya yetmeyecektir.

 

-Eşitlik ve farklılık ilkeleri

 

Liberal adalet anlayışları, kadınlara erkekler gibi eşit hak ve özgürlükleri talep eden anlayışlar olarak kabul edilebilir. Bu anlayışın yetersizliği en başta, kadınların erkeklerle aynı haklara sahip olmalarının, onları gerçek anlamda hak sahibi kılmayacağıyla ilgilidir. Az önce de belirtildiği üzere, liberal bir anlayıştan hareketle düzenlenen hak ve özgürlükler gündelik yaşamın çok çeşitli faktörlerinden kaynaklanan bir biçimde kağıt üzerinde düzenlendiği şekliyle uygulanma imkanı bulmaz.

Bu konuda Martha Nussbaum, cinsiyet ve toplumsal cinsiyet hiyerarşileriyle ilgili feminist teorilerin, kadın ve erkeğe eşit muamelenin yeterli olmadığını, güç ve fırsat hiyerarşilerini değerlendirip onları kaldırmanın gerekli olduğunu belirttiklerini ileri sürmektedir. Örneğin cinsel taciz alanında da benzer muamele yerine, belki de Althusser’ci bir yaklaşımla hiyerarşi ve bağımlılık üzerinde durulması gerekmektedir.

 

Kanun koyucunun eşitlik ve farklılık ilkelerini gözeterek yapacağı düzenlemelerde kamusal-özel alan ayrımının da tartışıldığı görülmektedir. Örneğin hukukun eve ne kadar karışacağı bir ikilik olarak kalmakta ve bunun da kamusal-özel alan ayrımıyla ilgili olduğu belirtilmektedir. Bu bağlamda da feminizmin “özel alan politiktir” sloganı önem taşımakta ve yine ailedeki iktidar ve güç ilişkisini görmezden gelen liberalizmin hiyerarşi ve bağımlılık üzerinde durmaması, kamusal-özel alan ayrımını problemli kılmaktadır. Bu da neticeten bize eşitlik ve farklılık ilkeleri gözetilirken liberal bir anlayıştan uzaklaşılması gerekliliğini bir kez daha göstermektedir.

 

-Adalet kurumlarının yapısal sorunları

 

Eril yargılama ve güvenlik kurumları, hakim, savcı, polisler dahil erkek görevliler, özellikle ev içi şiddet ve

cinsel saldırı gibi konularda, kadınların şikayetini ya da sürecin takibini, utanç veya damgalanma gibi korkularla birlikte zorlaştırmakta, kadınların hak ihlallerine karşı gerekli duyarlılığı göstermemektedir. Özellikle yargısal sürecin başlangıcında ve devamında, kolluk görevlilerinin, savcıların ve kurumların zayıflığı, adalete erişimi engellemekte, üstünkörü soruşturmalar ve kanıt toplamalar bunun somut örnekleri olmaktadır. Ayrıca belirtilmesi gerekir ki, verilen yargı kararlarında hakim ve savcıların cinsiyetinin yanısıra (veya cinsiyetinden öte), cinsiyetçi bakış açıları karar verme süreçlerini etkilemektedir.

 

Adalete erişimde adalete ilişkin sistemsel sorunların yol açtığı mağduriyetlere örnek verilecek olursa: CEDAW’ın 42. maddesi, eril kültürün hukuka yansımaması bakımından önemli olup, cezai işlemlerde gelenek, kültür, din veya sözde namusun, davranışın nedeni olarak kabul edilmemesine ilişkin hukuki düzenlemelerin yapılması gerektiğini içermektedir. Buna göre, özellikle ceza davalarında fiilin suça vücut verip vermeyeceği ya da kusur oranının nasıl belirleneceğinde çok önemli iki kavram olan haksız tahrik ve rıza, Türk yargısında kötü yorumlamalarla uygulanmaktadır. Cinsel suçlar bakımından en problemli kavramlardan biri rıza olup, bu terimin eril perspektiften ve önyargılara dayalı olarak anlaşılması, hukuk uygulamasında açıkça kendini göstermekte, cinsel saldırı veya taciz mağdurları adalete erişimde sert engellere takılmaktadır. Örneğin İnsan Hakları Derneği’nin “Kadına Yönelik şiddette Yargının Rolü” başlıklı çalışmasında 10.000’den fazla dosya taraması yapılmış, Trabzon’da da, Muğla’da da, 18 yaş altı taciz ve şiddet olaylarında mahkeme kararlarına “kendi rızalarıyla” fikrinin yansıdığı tespit edilmiştir.

 

Adalet sistemleri, sorunlarına çözüm sağlamak için teşkilatlandıkları toplumların değerlerini, örf ve adetlerini katı bir şekilde sistem dışı bırakmaz. Özellikle ayrımcı toplumsal kurallar ve toplumsal cinsiyete ilişkin yorumlamalar, adalet sistemlerinin gelişimini etkiler. Patriarkal karakterli adalet sistemleri, polis ve yargılama makamları dahil, adalet hizmeti sunan unsurların toplumsal cinsiyet bakımından olumsuz ön yargılarına ve ayrımcı tutumlarına yol açabilir.

 

-Toplumsal engeller

Toplumsal engeller de kadınların adalete erişimini zorlaştırmaktadır. Tarihsel çerçevede hukuk normlarının önyargıları besleyen ve sürekliliğini sağlayan ataerkil ideolojiden türetildiğini görmekteyiz. Esasen tarihsel materyalist bir yaklaşımla altyapı olan ataerkil kapitalizmin hukukun düzenlenmesinde normlara kaynaklık ettiği yorumu da getirilebilir.

 

Düzenlenmiş olan bu normların uygulamasına gelindiğinde ise, ataerkil ideoloji kaynaklı perspektifin hukuk uygulamasına hakim olduğu görülmektedir. Bu da, hukukun adaletsiz bir kurum olarak varlığını sürdürmesine neden olmaktadır. O kadar doğal olarak kabullenilmiştir ki bu durum, ilk başlarda üzerinde düşünmek dahi reddedilir veya gereksiz bulunur ve bunlar “gerçeklik” olarak korunmak istenir.

 

-Yoksulluk ve finansal kaynakların eksikliği

 

Yoksulluk ve finansal kaynakların eksikliği gibi sebepler de, kadınların adalete erişimi önündeki fiilî ve ekonomik engellerdendir. Özellikle ev içi şiddet durumlarında, kadınlar ihlallerden ve şiddetten korunmak için hukuk yollarına başvuramamaktadır çünkü çoğu durumda, mali olarak yiyecek, barınma, toplumsal konum gibi durumlar açısından faile bağımlıdır.

 

Adalete erişimde önemli bir unsur olarak avukatlık hizmetine erişimin maliyeti de kadınlar açısından yüksektir. Çalışma yaşamına katılma açısından kadın istihdamının toplam istihdam içindeki payı 2013 yılında %29,9’dur. Kentte kadın istihdam oranı, erkeğe kıyasla çok düşük seyretmektedir; 2013’te bu oran %23,4’tür. Ayrıca çalışan kadınların ücretleri, erkeklere göre daha düşüktür. Özellikle eğitim durumuna göre, kadınlar ve erkekler arasındaki ücret farkı değişmektedir.

 

Bu yoksulluğun ve yoksunluğun etkilerini adalet sisteminde çözmenin araçlarından biri olarak adli yardım kurumu oluşturulmuştur. Ancak adli yardım sistemi, ceza davası dışındaki alanlara ilişkindir ve Baro tarafından yürütülen adli yardım hizmeti, talep edene avukatlık hizmetini ücretsiz vermekle sınırlıdır. Görevlendirilen avukata, göreve başlamasıyla birlikte, avukatlık asgari ücret tarifesine göre ücret ödenir. Dolayısıyla Baroların verdiği adli yardım hizmeti HMK düzenlemesindeki şekliyle yargılama giderlerini ve diğer yargısal masrafları kapsamamaktadır.

 

Kadınların sosyal ve ekonomik yönden bulunduğu durum, ihlalciye olan bağımlılığı ve adli yardım sisteminin kadını her türlü maddi külfetten koruyacak şekilde oluşturulmaması nedeniyle yoksulluk ve finansal kaynakların eksikliği, kadınların adalete erişiminde gerçek bir engel olarak kabul edilmektedir.

 

-Kadınların mahkemelere fiziki erişimi ve maddi erişimindeki sıkıntılar

 

Mahkemede dava açmak ya da savcılığa şikayette bulunmak için adliyeye gelme zorunluluğu vardır. Davada taraf ya da tanık olan kadın çalışmasa bile, duruşmalar için evden adliyeye gelmesi, hem zaman gerektirir hem de maliyetlidir. Çalışanlar için de davada taraf veya tanık olarak duruşmaya katılmak için neredeyse tüm gün işyerinden izin almak gerekmektedir.

 

Adliyede çocukların bırakılacağı yerlerin olmaması ve bekleme alanlarının kısıtlılığı da, çocuklarına kendisi bakan kadınların adliye içi deneyimlerini ve adliyeye erişimlerini zorlaştırmaktadır. CEDAW BM Komitesi de seyahat etmekteki zorlukların, mali durumun ve çocuk bakımının kadınların adalete erişimi açısından sorun teşkil ettiğini vurgulamaktadır.

 

-Mahkeme kararlarının uygulan(a)maması

 

Kişilerin ve toplumun somut bir olay üzerine adalet duygularını tatmin eden kararların verilmesi ve bu kararların hayata geçmesi, adalete erişim sürecinin son aşaması olarak görülebilir. Zira artık adalete erişime ilişkin diğer engeller aşılmış, hak arama özgürlüğü kullanılmış, makul bir yargılama sürecinden geçilmiş ve tatmin edici bir karar alınmıştır. Oysaki kadınların uğradığı hak ihlalleri neticesinde tüm engelleri aşarak başlattıkları yargılama süreci lehlerine sonuçlansa dahi yeterince efektif olmayan veya efektif olsa dahi uygulanmayan kararlar ortaya çıkmaktadır.

 

Kadınların zararını karşılayacak uygun tazminat veya koruma biçimlerinin yokluğu, ayrımcı olmayan, önleyici, vaktinde, orantılı ya da dönüştürücü çözümlere erişimi sağlamakta başarısız bir adalet sistemi, kadınların adalete erişimindeki engelleri yaratmaya devam eder. Örneğin şiddet gören kadınların aldığı koruma ya da tedbir kararlarının etkisizliği de önemli bir sorundur. Çoğu kadın, defalarca uzaklaştırma kararı almasına rağmen, partnerlerinin şiddetinden korunamamaktan şikayetçidir. Ne kadar çok koruma kararı verilirse verilsin, bu kararların etkin şekilde uygulanmaması, özellikle şiddet durumlarında iki kez mağduriyet yaratmaktadır.

Dolayısıyla adalete erişimin son halkası olarak görülebilecek kararın icrası bakımından, ilk olarak tatmin edici ve efektif kararlar verilmeli, ardından bu kararların istisnasız ve olması gerektiği gibi uygulanması sağlanmalıdır. Aksi hâlde adalete erişim hakkı bir kez daha ihlal edilmiş olur.

 

Sonuç

 

Sonuç olarak, hukuk normları getirmenin yeterli olmadığı ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği ile birlikte kadınların toplumda yer alan dinamiklerdeki patriarkal motiften kaynaklanan durumu göz önüne alındığında, adalete erişim açısından sistematik ve kategorik bir sorunlar zinciri olduğu görülebilir. Bu nedenle az önce anlattığım ve kadınların karşılaştıkları adalete erişim engellerinin kaldırılabilmesi ve Güldünya’nın bir kez daha ölmemesi için adaletsizliği fark edebilmemiz, patriarkal zincirin kırılması ve sorunun sistematik olarak kademeli biçimde çözülmesi gerekir.

 

Kaynaklar

1. Martha C. Nussbaum, “Challenge of Gender Justice”, Against Injustice: New Economics of Amartya Sen, Cambridge University Press, 2009

2. Prof. Dr. Gülriz Uygur, “Toplumsal Cinsiyet ve Adalet: Hukuk Adaletsizdir”, Ankara Barosu Dergisi, 2015/4

3. Arş. Gör. Duygu Hatıpoğlu Aydın, “Kadınların Adalete Erişimi”,  Ankara Barosu Dergisi, 2015/4

4. “Legal Framework and Access to Justice”, http://www.gsdrc.org/go/topic-guides/gender/ legal-framework-and-access-to-justice#intl, E.T. 05.09.2015

5. Mary Jane Mossman, “Gender Equality, Family Law and Access to Justice,” International Journal of Law and the Family 8 (1994): 36.
6. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, Türkiye’de Kadın İşgücü Profili ve İstatistiklerinin Analizi, 2014, Ankara, 26.
 

[1] Bu metin, 4 Mayıs 2016 tarihinde gerçekleştirilen II. Hukuk ve Sanat Günleri kapsamında Yiğitcan Çankaya ve Aylin Yavuz tarafından sunulan “Müzik Atölyesi: Güldanya’nın Şarkısı” başlıklı sunumdur.

[2] Yiğitcan Çankaya, Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi 4. sınıf öğrencisi, Hukuk ve Sanat Topluluğu Üyesi.

) ) [2] => stdClass Object ( [title] => Öğrenci Makalesi- Eşitlik Çok Güzel Gelsene [content] => stdClass Object ( [type] => ckeditor [content] =>

EŞİTLİK ÇOK GÜZEL GELSENE: ATILIM KASAUM LİSANS ARAŞTIRMA PROJESİNİN KAZANDIRDIKLARI[1]

Ayşe Ceren Tonyalıoğlu

Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi

2. Sınıf Öğrencisi

http://retired-kasaum.atilim.edu.tr/shares/kasaum/images/Resim6(1).jpg

 

Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2. Sınıf öğrencisiyim.  Geçen gün yaşadığım bir olaydan bahsetmek istiyorum. Geçenlerde hayatımda ilk defa makarna yaptığımda şehir dışında olan ailemi aramıştım ve onlara da haber vermek istemiştim. Ailem bunu duyunca çok sevinmiş ve heyecanlanmıştı. Oysa Lisans Araştırma Proje Şenliği öncesi ailemi arayıp bir projede yer aldığımdan ve bu projenin sahne sunumunu benim gerçekleştireceğimden bahsettiğimde aynı şekilde sevinmediklerini ve heyecanlanmadıklarını fark ettim. Başka bir deyişle ailem, benim bu sunumum için bir makarna kadar heyecanlanmadı. Sonra bunun neden böyle olduğunu düşünmeye başladım. Bu gibi olay ve durumlarla pek çok kadın arkadaşımın karşılaştığını biliyorum. İşte bu yazıda projemizin sahne sunumundan yola çıkarak bu sorunun da cevabını vermeye çalışacağım.

 

Öncelikle projemizin adı Toplumsal Cinsiyet Eşitliğine Duyarlı Üniversite ve Kadın Dostu Kampüs. Peki o zaman toplumsal cinsiyet nedir? Hepimiz küçükken büyüdüğümüzde istediğimiz her şeyi yapabileceğimizi, hayallerimizi gerçekleştirebileceğimizi, kendi hikayemizin kahramanı olabileceğimizi düşünürüz. Oysa büyüdüğümüzde bize sadece toplumsal cinsiyet rollerinden kaynaklı belli kalıp roller verilir ve bu rollere uygun davranmamız beklenir. Dolayısıyla toplumsal cinsiyet bizim hayallerimizi gerçekleştirmemizin önünde bir engel olarak karşımıza çıkıyor.

 

O zaman toplumsal cinsiyet eşitliği ne demek? Bir insanın cinsiyeti ne olursa olsun hayatta eşit şekilde görünmesi demektir. Buna örnek olarak dünyanın en önemli siyasi toplantılarından eğer erkekleri çıkartırsak nasıl bir görüntü ortaya çıkıyor bunu göstermek istiyorum. G8 liderlerinden bir fotoğraf, İngiliz Parlamentosundan bir fotoğraf, BM Kadın Hakları toplantısından bir fotoğraf, Obama’nın Beyaz Sarayda düzenlediği bir toplantıdan fotoğraf ve en son olarak da Türkiye’nin kaymakam adaylarının yer aldığı fotoğraf. Hepsinin ortak özelliği bu görsellerde kadınların azlığı. TBMM’de sadece %15’i kadınlardan oluşmaktadır. Biz istiyoruz ki hem bu sayı artsın hem de bu mevkilerde bulunan erkekler toplumsal cinsiyet eşitliğine duyarlı olsunlar.

http://retired-kasaum.atilim.edu.tr/shares/kasaum/images/Resim2.pnghttp://retired-kasaum.atilim.edu.tr/shares/kasaum/images/Resim3.png

 

Peki aynı zamanda neden kadın dostu kampüs? Çünkü bir insanın ileride iş hayatında ve gündelik yaşantısında sergileyeceği tutum, aldığı eğitim ile doğru orantılıdır. Demek oluyor ki daha eşitlikçi ve güvenli bir üniversite hayatı daha eşitlikçi bireyler anlamına geliyor. Buna çarpan Etkisi diyoruz.

Bu çerçevede Atılım Üniversitesi, 2015 yılında YÖK’ün hazırladığı Tutum Belgesi’nden daha önce davranarak 2010 yılından bu yana bu konuda çalışmalarını yürütmektedir. Okulumda kadın destek birimi AKADEM, daha eşitlikçi bir üniversite için KASAUM ve çalışma grupları yer almakta olup ayrıca Toplumsal Cinsiyet ve Kadın Hakları seçmeli dersi verilmektedir. Ayrıca Üniversitemizin akademik birimin % 52’si, idari birimin % 35’i kadınlardan oluşmaktadır.

http://retired-kasaum.atilim.edu.tr/shares/kasaum/images/Resim5.jpg

 

Biz de proje ekibi olarak istedik ki neden bunu bir adım öteye taşımayalım. Bu kapsamda öncelikle atölye çalışmaları düzenledik. Kampüs içi saha çalışması yaptık, 400 öğrenciye anket uyguladık. 8 Mart Dünya Kadınlar günü için büyük bir şenlik organize ettik. ‘Kadınlar el ele’ sloganı ile kadın dayanışmasını vurgularken, ‘kadınlarla el ele’ sloganı ile erkekleri de bu dayanışmaya katmak istedik. Gün içinde çeşitli konferanslar düzenledik, Hukuk Fakültesinden Atılım Meydan’a 8 Mart Korteji oluşturduk. Atılım Meydan’ı gün boyu standlarımız, müzik etkinlerimiz ve ikramlarımızla hareketlendirdik. Gün boyu hatıra fotoğrafları çektirdik. Ayrıca Yenimahalle Kadın Sığınma Evi için kampanya düzenleyerek büyük miktarda yardım topladık. Tüm bu çalışmalarımız kapsamında Birleşmiş Milletler HeforShe kampanyasının aktif üyesi olduk. ‘Eşitlik çok güzel gelsene’ bizim sloganımız oldu.

 

Projemiz şimdiden örnek olarak gösterilmeye başlandı. İstanbul’da düzenlenen Türkiye KASAUM’lar toplantısında projemiz büyük ilgi gördü ve diğer üniversiteler kendi kampüslerinde uygulayabilmek için bizden çalışmalarımızın raporlarını istediler. Projemiz aynı zamanda sürdürülebilir bir projedir. Amacımız bunun uzun soluklu olması ve bu kapsamda çalışmalarımıza devam etmektir. İleriye yönelik kısa ve uzun vadeli planlarımız bulunmaktadır. Bu tür çalışmaların iyi bir makarna tarifi kadar kadar heyecan uyandırması dileğimle..

http://retired-kasaum.atilim.edu.tr/shares/kasaum/images/Resim1(1).jpg

 

[1] Bu yazı Atılım KASAUM LAP Sahne Sunumu metninin gözden geçirilmiş halidir.

) ) [3] => stdClass Object ( [title] => Öğrenci Haberi- Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü Konferansı [content] => stdClass Object ( [type] => rich_content [content] => stdClass Object ( [blocks] => Array ( [0] => stdClass Object ( [class_] => Array ( [0] => col-lg-12 [1] => col-md-12 [2] => col-sm-12 [3] => col-xs-12 ) [modules] => Array ( [0] => stdClass Object ( [type] => html [content] =>

KASAUM KADINA YÖNELİK ŞİDDETLE  ULUSLARARASI MÜCADELE GÜKONFERANSI

*Şeyma Kesim

 

Atılım Üniversitesi’nin 20.yılı kapsamında KASAUM tarafından gerçekleştirilen etkinliklerin ilki tüm dünyada ses getiren eylemler, toplu gösteri ve yürüyüşlerle önemi hatırlatılan bir kadın hareketine dairdi: Kadına yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü.

25 Kasım 1960 tarihinde Dominik Cumhuriyeti’nde, Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele eden Patria, Minerva ve Maria Mirebel kardeşler tecavüze uğrayıp öldürüldü ve bu tarih toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, ayrımcılığa, ataerkil toplumsal şiddete, aile içi şiddete, savaşa, ırkçılığa karşı toplumsal hareketin simgesi haline geldi.

Mirebel kız kardeşlerden birinin kod adının kelebek olmasından da esinlenilerek; o günden sonra bu üç kız kardeş, gerek Dominik'te gerek dünyada "kelebekler" adıyla efsaneleştirilerek anılmaya başlandı. 1981 yılında toplanan Latin Amerika Kadın Kurultayı tarafından, Mirebel kardeşler anısına "Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele Günü" ilan edilmesiyle bu tarih sadece bir anma etkinliği olmakla kalmayıp toplumsal bir kadın hareketine evrildi. 1985 yılında Birleşmiş Milletler tarafından "Kadına Yönelik Şiddete Karşı İçin Uluslararası Mücadele Günü" adı verildiğinde ise tüm dünyada kadın hakları aktivizmine dair en önemli tarihlerden biri haline geldi.

*****

Bu kapsamda Atılım Üniversitesi’nde KASAUM tarafından düzenlenen Kadına Yönelik Şiddete Karşı İçin Uluslararası Mücadele Günü Konferansı ile başta öğrenci ve akademisyenler olmak üzere pek çok kesimi bir araya getiren önemli bir etkinlik gerçekleştirildi. Toplumsal cinsiyet kavramı ve kadına şiddet üzerine yoğunlaşılan konferansta alanında uzman isimler katılımcılarla buluştu. Konferansın yanı sıra Kadriye Zaim Kütüphanesi içinde Atılım Üniversitesi Kadın Hakları Topluluğu ve KASAUM tarafından oluşturulan standlarda katılanlara toplumsal cinsiyet eşitliğine dair bilinçlendirici hediyeler dağıtılıp, konuya ilişkin bilgilendirmeler yapılarak birebir diyaloglar ile bu konuda bilinçlenmenin önemi hatırlatıldı. Karikatür sergisinin gerçekleştirildiği ve Yenimahalle Belediyesi Kadın Sığınma Evi Bağış Kumbarasının da kurulduğu fuaye alanına katılımcıların ilgisi yoğundu.

*****

Her yıl yaptığı etkinliklerle öğrencileri alanında uzman isimlerle buluşturan KASAUM, bu yılki etkinliklerinin ilk adımı olarak üyesi Öğr. Gör. Damla Songur düzenleyiciliğinde KASAUM Başarıyı Paylaşım Programı öğrencileri ile birlikte kadın ve çocuk hakları savunucusu Avukat Feyza Altun ve BM Toplumsal Cinsiyet Uzmanı Zeliha Ünaldı ile bir konferans gerçekleştirdi. Başta Atılım Üniversitesi olmak üzere pek çok üniversiteden katılımcının yoğun ilgi gösterdiği konferans, KASAUM Müdürü Doç. Dr. Gül Güneş’in açılış konuşmasıyla başladı. Toplumsal cinsiyet algısı üzerine bilgi veren ve anılarını katılımcılarla paylaşan Avukat Feyza Altun, toplumsal yaşamda özellikle kadın, çocuk ve LGBTİ bireylerin karşılaştığı cinsiyet ayrımcılığından ve buna tepki verilmesi gerektiği konusunda bilinçlenmenin öneminden bahsetti. Kadına yönelik şiddette uluslararası çalışma ve işbirliğinin öneminden bahseden Zeliha Ünaldı ise şiddetin temel sebebinin toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden kaynaklandığını şu cümleyle belirtti:  ’’Kadına şiddet bir salgın ise, eşitsizlik de onun mikrobudur.’’

*****

Avukat Feyza Altun kendi anılarından bahsederken ‘’Kadının Fenni’’ kitabını yazmasında başrolün babasına ait olduğundan bahsetti. Babasının aile içindeki ataerkil tavrının onu başta kendi hakları olmak üzere zamanla tüm ülke ve dünya kadınlarının hakları için mücadele etmeye ittiğini belirten Altun, “Bir kişi, bir kişidir.’’ diyerek bugün ülkede yaşanan kadın hakları ihlallerinin temelinde özellikle ailenin rol oynadığını ve eğer bir birey bile bilinçlenirse domino taşı etkisiyle diğer bireyleri etkileyeceğini ve bunun zamanla toplumun da bilinçlenmesine katkı sağlayacağını ifade etti. Kadınların bu konudaki bilincinin oluşmasında en büyük etkinin aktivist hareketlere ait olduğunu belirten Altun “Önemli olan önce kadınlardaki aile, okul, işyeri ve toplumca oluşturulmuş önyargıları kırmak ve onların da kendi kabuğunu kırmasını sağlamak için bilinçlendirme hareketleri oluşturmaktır.” dedi. Katılımcıların kendisine yönelttiği sorularda yargı kararlarının toplum algısını büyük oranda etkilediğini belirtti. Şiddete yasalar ve yargı kararlarıyla meşru zemin hazırlanmasına toplumun tüm kesimlerince tepki gösterilmesinin önemini belirtti. Bu konuda iktidar partisi milletvekillerince verilen önergenin toplum tepkisiyle geri çekildiğinin hatırlatan Altun “Bir kişi bir kişidir ve bir kişi aslında herkestir.” diyerek, kişilerin birbirlerinden aldığı güç ile bir toplumsal hareket yarattığını vurguladı.

Konferansın bir diğer konuğu BM Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Uzmanı Zeliha Ünaldı ise bu alanda uzmanlaşmasının hikâyesini katılımcılarla paylaştı. ODTÜ’yü kazandığında şehir dışında tek başına yaşamanın bir kadın için zor olduğu ve uygun biriyle evlenirse Ankara gibi büyük bir şehirde daha rahat edeceğini iddia eden çevresiyle mücadelesinden bahseden Ünaldı toplumsal cinsiyet eşitliği bilincinin oluşmasında ailenin etkisini vurguladı. Kendisinin hikâyesinin, ona sonuna kadar güvenip destekleyen ve çevresinin evlilik tavsiyelerine karşı çıkan babasının bu bilinçli tavrı ile başladığını belirtti. Ayrıca üyesi olduğu kuruluşun (BM) kadın hakları ve sorunları kapsamında pek çok etkin alt biriminin olduğundan bahseden Ünaldı her bir kadın sorunun altında toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yattığını ve oluşan kadın haklarının ise kaynağını eşitlikten aldığını belirtti. Kadınların toplumsal hayatta pozitif ayrımcılık veya üstünlük beklemediğini sadece eşitlik için mücadele ettiğini vurgulayan Ünaldı henüz siyasette dahi kadın etkisinin bu denli az oluşu söz konusuyken katedilecek yolun uzun olduğunu fakat Birleşmiş Milletler’in bu konuda oldukça etkin çalıştığını bildirdi. Bu yıl “Dünyayı Turuncuya Boyayalım” sloganıyla yola çıktıklarını belirten Ünaldı kampanyanın içeriğini katılımcılarla paylaştı.  “Dünyayı Turuncuya Boyayalım Kadına ve Kız Çocuklarına Yönelik Şiddet Son Bulsun” küresel girişimi, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri’nin Kadına Yönelik Şiddeti Sonlandırmak için RLEŞİN isimli küresel kampanyası adına UN Women’ın öncülüğünde gerçekleştiriliyor. Kampanya için, kadına yönelik şiddetin olmadığı daha parlak bir geleceği temsil eden turuncu rengi seçildi. 16 günlük aktivizm boyunca dünyanın her yerinde etkinlikler düzenleniyor. Kampanya 10 Aralık İnsan Hakları Gününde sona erecek.

*****

Konferans katılımcılar ve konuşmacıların soru, cevap etkinliğiyle sonlandı. Sonrasında “Kadının Fenni” kitabı için oluşturulan stantta Avukat Feyza Altun okuyucuları için kitaplarını imzaladı. Hem konuşmacılar hem de katılımcıların büyük bir mutlulukla ayrıldığı konferans için teşekkürleri kabul eden KASAUM güzel bir etkinliğin daha haberini verdi.  Buna göre, Atılım Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi 2015-2016 LAP etkinlikleri kapsamında Birleşmiş Milletler (BM) ile kurmuş olduğu diyaloğun önemli bir geri bildirimi olarak Kadına Karşı Şiddetle Mücadelede Birleşmis Milletler "Dünyayı Turuncuya Boyayalım" 16 Günlük Aktivizm Kampanyası’nda paydaşlardan biri olarak yer alarak; 16 gün boyunca çeşitli etkinlikler düzenleyecek.

) ) ) [1] => stdClass Object ( [class_] => Array ( [0] => col-lg-12 [1] => col-md-12 [2] => col-sm-12 [3] => col-xs-12 ) [modules] => Array ( [0] => stdClass Object ( [type] => image_gallery [module_type] => owl-carousel [images] => stdClass Object ( [initialPreview] => Array ( [0] => /uploads/pages/merkez-yayinlari-1538035867/1538044705-yayin11.jpg [1] => /uploads/pages/merkez-yayinlari-1538035867/1538044705-yayin12.jpg [2] => /uploads/pages/merkez-yayinlari-1538035867/1538044705-yayin13.jpg [3] => /uploads/pages/merkez-yayinlari-1538035867/1538044705-yayin14.jpg [4] => /uploads/pages/merkez-yayinlari-1538035867/1538044705-yayin15.jpg [5] => /uploads/pages/merkez-yayinlari-1538035867/1538044705-yayin16.jpg [6] => /uploads/pages/merkez-yayinlari-1538035867/1538044705-yayin17.jpg ) [initialPreviewConfig] => Array ( [0] => stdClass Object ( [type] => image [size] => 70991 [extra] => stdClass Object ( [file] => /uploads/pages/merkez-yayinlari-1538035867/1538044705-yayin11.jpg ) [caption] => 1538044705-yayin11.jpg [width] => 720px [height] => 960px [key] => 0 [target_url] => /uploads/pages/merkez-yayinlari-1538035867/1538044705-yayin11.jpg [lightbox] => ) [1] => stdClass Object ( [type] => image [size] => 117799 [extra] => stdClass Object ( [file] => /uploads/pages/merkez-yayinlari-1538035867/1538044705-yayin12.jpg ) [caption] => 1538044705-yayin12.jpg [width] => 960px [height] => 922px [key] => 1 [target_url] => /uploads/pages/merkez-yayinlari-1538035867/1538044705-yayin12.jpg [lightbox] => ) [2] => stdClass Object ( [type] => image [size] => 197033 [extra] => stdClass Object ( [file] => /uploads/pages/merkez-yayinlari-1538035867/1538044705-yayin13.jpg ) [caption] => 1538044705-yayin13.jpg [width] => 960px [height] => 960px [key] => 2 [target_url] => /uploads/pages/merkez-yayinlari-1538035867/1538044705-yayin13.jpg [lightbox] => ) [3] => stdClass Object ( [type] => image [size] => 92174 [extra] => stdClass Object ( [file] => /uploads/pages/merkez-yayinlari-1538035867/1538044705-yayin14.jpg ) [caption] => 1538044705-yayin14.jpg [width] => 960px [height] => 720px [key] => 3 [target_url] => /uploads/pages/merkez-yayinlari-1538035867/1538044705-yayin14.jpg [lightbox] => ) [4] => stdClass Object ( [type] => image [size] => 114820 [extra] => stdClass Object ( [file] => /uploads/pages/merkez-yayinlari-1538035867/1538044705-yayin15.jpg ) [caption] => 1538044705-yayin15.jpg [width] => 960px [height] => 720px [key] => 4 [target_url] => /uploads/pages/merkez-yayinlari-1538035867/1538044705-yayin15.jpg [lightbox] => ) [5] => stdClass Object ( [type] => image [size] => 98459 [extra] => stdClass Object ( [file] => /uploads/pages/merkez-yayinlari-1538035867/1538044705-yayin16.jpg ) [caption] => 1538044705-yayin16.jpg [width] => 960px [height] => 720px [key] => 5 [target_url] => /uploads/pages/merkez-yayinlari-1538035867/1538044705-yayin16.jpg [lightbox] => ) [6] => stdClass Object ( [type] => image [size] => 110674 [extra] => stdClass Object ( [file] => /uploads/pages/merkez-yayinlari-1538035867/1538044705-yayin17.jpg ) [caption] => 1538044705-yayin17.jpg [width] => 960px [height] => 720px [key] => 6 [target_url] => /uploads/pages/merkez-yayinlari-1538035867/1538044705-yayin17.jpg [lightbox] => ) ) ) [settings] => stdClass Object ( [items] => 3 [padding] => 0 [margin] => 0 [responsive] => Array ( ) [autoplay] => [autoplayTimeout] => 5000 [center] => [mouseDrag] => 1 [touchDrag] => 1 [pullDrag] => 1 [freeDrag] => [stagePadding] => 0 [merge] => [mergeFit] => 1 [autoWidth] => [startPosition] => 0 [URLhashListener] => [nav] => [rewind] => 1 [dots] => 1 [dotsEach] => [autoplayHoverPause] => [loop] => [width] => 960 [height] => 720 [process] => fit ) ) ) ) ) ) ) ) [4] => stdClass Object ( [title] => Öğrenci Makalesi- Orlando, Bir 'Kadın' Doğdu! [content] => stdClass Object ( [type] => ckeditor [content] =>

Orlando, Bir ‘Kadın’ Doğdu!*

 
Kübra Bulut** 

http://retired-kasaum.atilim.edu.tr/shares/kasaum/images/15369877_10154653309592221_1083877621_o.jpg


Mizahi, fantastik ve coşkulu bir anlatımı olan Orlando, Virginia Woolf’un özgün eseridir. Roman, Orlando’nun hayatındaki değişiklikler, karamsar iç dünyası ve hayatına giren insanlar ile şekillenir. Yazar, ‘yaşam öykücü’ sıfatı ile olayların seyrine sık sık müdahale etmekte ve yorum yapmaktadır. Orlando’nun gözünden ve yer yer yaşam öykücünün gözünden yazılan romanda, kahraman ve ilahi bakış açıları kullanılmıştır. Romanda çevre ve insan betimlemelerine sık sık yer verilmiştir ve yazar bu yol ile bizlere dönemin tüm özelliklerini yansıtır.
 

Orlando şairane ruhlu, zarif bir adamdır. Üç yüz altmış odalı şatosunda yanında çalışan hizmetlileri Orlando’yu, edebiyat aşkına tutulmuş bir beyzade, diye betimlerler fakat dönemin toplumu Orlando’nun edebiyat sevdasını yanında çalışan hizmetlileri kadar hoşgörülü karşılamaz. Edebiyat, soyluların uğraşmaması gereken, insanı delirten bir alt sınıf uğraşıdır. Oysa Orlando’ya göre, soylu atalarından geriye kalan sadece iskelet olmasına rağmen, şiir kitapları yıllara meydan okur. 
Bu düşünceden yola çıkarak bir kitap yazar ama dönemin ünlü kitap yorumcusunun kendisiyle dalga geçmesi üzerine edebiyata küser. Yaşam öykücü bu küsüşü, kitabıyla alay edilmesi o’nu prensesin aşkıyla alay etmesi kadar incitmişti, diye yorumlar. 
 

Edebiyata küsen Orlando, ülkesine hizmet etmek ister ve Kralın elçisi olarak İstanbul’a gelir. Türkiye’ye geldiği zaman fantastik bir şekilde değişime uğrar ve otuz yaşındayken bir sabah kalktığında kadına dönüşür. Bu değişimi, sadece vücudum değişti, ben hala aynı benim diye yorumlar, zira kadın olmak dolgun meme ve iri kalçadan daha fazlasıdır. Henüz toplumun kadınlara olan davranışını görmemiş, 19. yy’in kadınlara biçtiği rolün içine girmemiştir. Kısa bir süre sonra sokakta istediği gibi tek başına dolaşamayacak hale geleceğinden henüz haberi yoktur. İffetini koruması, sürekli kibar olması ve kendisine üstünlük taslayan beylere gülümseyerek çay servisi yapması gerekince kadın Orlando ile erkek Orlando arasında bir fark olmadığı düşüncesi doğruluğunu yitirecektir. 
 

Orlando değişiminden sonra İngiltere’ye dönünce bir akşam rahatlamak için tek başına dolaşmaya çıkar ve evine dönebileceği en berbat ruh hali ile döner. Havasızlıktan boğulmasına ramak kalmadan, kendisine zümrütlerle işlenmiş bir kurbağa hediye edilmeden ve bir arşidükten evlenme teklifi almadan yürüyüşe çıkamayacak mıdır? Hayır. Çünkü artık o bir kadındır. 
 

Orlando, 19. Yy’in kadınlara biçtiği rolün içinde boğulacak gibi olur. Ancak aykırı ve güçlü kişiliğinin yardımıyla yaşamındaki büyük dönüşümün üstesinden gelmeyi başarır. Roman 1928 tarihinde sona erer. Otuz yaşında kadına dönüşüp dört yüz yıl yaşayan Orlando, romanın sonunda boyun eğmez çağdaşlığı ile dimdik ayaktadır.
 

Bir insanın dünyaya gelmesi mucizevi bir başlangıçtır. Fakat bir insanın ‘kadın’ olarak dünyaya gelmesi bir bitiştir. Bu noktada başlangıç ile bitişin kesiştiğini göreceğiz. Günümüzde iki insan konuşurken konuşacak bir şey kalmaz ve bir sessizlik olursa, ‘kız çocuk doğdu’ denir. Çünkü derin sessizlikler kız çocuk doğunca, büyük şenlikler erkek çocuk doğunca olur. Bu dünyada kadın olarak dünyaya gelmek beraberinde kocaman bir sessizlik doğurur ve büyüyen kız çocuğu hayatının sonuna kadar taşır bu sessizliği. Sessizce iffetini korumalı, kocasını sessizce alttan almalıdır. Dayak yiyen kadın bağırmaz, yüzündeki morlukları göstermeye sessizce utanır evden çıkamaz. Sessizce sadık olmalıdır günümüzde kadın. Sessizce görmezden gelmelidir kocasının sadakatsizliğini çünkü erkektir, yapabilir. Döneceği yer yine evidir.  Çocuklarını sessizce okula göndermelidir. Anne olmalıdır, çocuk doğurmalı ve çocukları için sessizce göğüs germelidir başına gelenlere ve muhtemelen geleceklere. Bu roller ona doğumunda biçilmiştir. Doğumundan ölümüne kadar giymek zorunda olduğu bir kıyafettir kadının sessizliği. Sırf kadın olduğu için giymek zorunda kaldığı bir elbisedir.
 

Kadına biçilen roller, kadın bedeninin üzerine allanıp pullanıp çok çekici bir elbise gibi geçirilmiştir ve kadın bu rollerden biçilmiş elbiseyi ona ne kadar ağır gelse de çıkarıp atamaz. Çünkü o elbise olmadan ‘çıplak’ kalır. Çıplak bir kadın, toplum tarafından kabul edilmez, dışlanır. Çıplak kadın namussuzdur ve namus bekçileri tarafından azarlanır. Toplum, benim namusumun bekçisidir. Öfkelidir, eli ağır, dili serttir.  Özgürlük isteyip sokaklarda koşamaz günümüzde kadın, ayıptır. Çok sesli gülemez. Neşeli ise, ‘iffetsiz’ olabilir.
 

Toplum; sokaklarda akşam altıdan sonra dolaşmayı kabul etmeyen, kız torununu okula gönderirken erkek öğretmeninin gözüne bakmamasını nasihat eden yaşlı bir dededir.  Toplum…
 

Bu saçmalıklara daha fazla devam etmeyeceğim. Toplum biziz. Toplum; bizzat benimdir. Toplum, benim doğacak çocuklarımdır. Benim annemdir, babamdır, öğretmenim ve arkadaşlarımdır. Toplum kadın Orlando ve erkek Orlando’dur. Toplum, sessiz kalan kadınlar, şiddet mağduru çocuklardır. Özgürlüğü için savaşan da toplumdur, özgürlükle savaşana savaş açan da… Bizler, bu karanlık toplumun aydınlık parçalarıyız. Bu aydınlığı karanlığa dağıtmazsak karanlıkta ya kaybolacak ya hapsolacağız. Yaktığımız ufacık ışık süreklilik sağlayamazsa sönecek ve biz yolumuzu şaşıracağız. Yüzyıllardır süregelen bu saçmalıkları değiştirecek olan, bizleriz. Bizler bu değişimi sessizliğimizi bozarak, mücadele ederek, eğitim ile gerçekleştireceğiz. Hepimiz bir roman kahramanıyız ve roman bittiğinde kadın Orlando gibi boyun eğmez çağdaşlığımızla dimdik ayakta durmalıyız. Bize biçilen kalıba girmeyecek, bize kalıp biçeni değiştireceğiz.

----------------------------------------------------------

* Bu kitap değerlendirmesi, Atılım Üniversitesi KASAUM’un paydaşlarından biri olduğu “BM Kadın ve Kız Çocuklarına Yönelik Şiddete Son Vermek İçin Dünyayı Turuncuya Boya!” kampanyası kapsamında hazırlanmıştır. Yayımlanmadan önce Öğr. Gör. Damla Songur tarafından gözden geçirilmiştir.

** Kübra Bulut, Atılım Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2. sınıf öğrencisi.

) ) [5] => stdClass Object ( [title] => Öğrenci Makalesi- Orlando: Zamansız Bir Ruh [content] => stdClass Object ( [type] => ckeditor [content] =>

Orlando: Zamansız Bir Ruh*

Tutku Mavi Erkılıç**

 

Virginia Woolf hayat verdiği karakterleri zihninin algıladıkları üzerinden çizer. Aktardığı izlenimler arasında organik bir bağ vardır. Orlando, teması zamanın çok katmanlılığı, formu ise şiirsel düzyazı olan 1928 doğumlu romanıdır. Zamanı kronolojik olarak olanaksız bir genişlikte kullanmakla kalmaz, dönemler arasında sınırlar çizmeden dolaşır. Karakterlerin psikolojisi mekânlarla birlikte görünür hale gelir,  jestler ve sözler doğallıklarını korur. Geleneklerle çatışan insan, zamanın ruhunun daha güçlü bir biçimde görünmesini sağlar. Woolf’un dünyadan göçmesi zamanının ruhuna ayak uyduramamasındandır ancak Orlando zamanı sınırsızca yaşarken Woolf’u da beraberinde taşır. Orlando (1928) ve Kendine Ait Bir Oda (1929) romanları aynı dönemlerde yaratılmış olmasının yanı sıra tematik açıdan paralellikler taşır: İlki zamanın sınırlamadığı bir özgürleşmeyi arzulayan bir fantezi iken ikincisi yazarlığın yaratıcı doğası üzerinden özgürleşmenin öğretisine odaklanır.  Woolf, “Kendine Ait Bir Oda”dan erkek egemen dünyaya seslenir, feminist harekete klasik bir eser bırakır.

 

Woolf’un “Orlando”su üzerine… Uygarlığın barbarlık, barışın savaş, aşkın zayıflık, çekiciliğin yetersizlik, özentinin çaresizlik ve güzelliğin yoksunlukla olan ilişkisini bir kez daha görmüş ve bu kavramların çoğunlukla birbirinin yerine kullanılageldiğini bir kez daha anlamıştım. Yaşam bir yanılgılar yumağıydı ve yaşamı bir krizler güncesine çevirmemek için görmemek duymamak ve düşünmemek gerekiyordu. Oysa yaşama karşı başkaldırmadan ve gerçeğe karşı düzlükler kurmadan Orlandolar var olamazdı.

 

İngiltere’nin en soylu ve nüfuzlu ailelerinden birinin mirasçısı olan şair ruhlu Orlando serüven dolu yaşantısına Kraliçe I. Elizabeth’in gözdesi olarak başlar. Arayışlar içinde geçen inişli çıkışlı dört yüzyıllık yaşamının orta yerinde bir dönüşüme uğrar.

 

Orlando romanı,  roman a clef (gerçek kişi ve olayların kurmaca görünümü altında sunulması) türündedir. Roman Woolf’un gösterişli Vita Sackville-West’e yazdığı, poetik düzyazı formunda bir aşk ilanıdır.

 

1949 yılında Londra’da doğan Sally Potterın kamerayla ilk tanışması 1963 yılına rastlar. 1974 yılında dans grubu kurar ve koreograf olarak ünlenir. 1979’da Puccini’nin “La Boheme” operasının serbest bir uyarlaması olan “Thriller” adlı kısa filmle yönetmenliğe adım atar. Potter’in filmografisinde öne çıkan filmler şunlardır: “The Gold Diggers” (1981), “Women in Soviet Cinema” (1988), “The Tango Lesson” (1997) ve “The Man Who Cried” (2000).

 

Ve Orlando

Yönetmen: Sally Potter

Senaryo: Sally Potter (Kaynak Roman: Virginia Woolf)

Görüntü: Aleksei Rodionov

Müzik: Potter & David Motion (Handel) (Lirikler: Potter)

Kurgu: Herve Schneid

Oyuncu: Tilda Swinton (Orlando), Quentin Crisp (Kraliçe I. Elizabeth ), Charlotte Vandery (Aleksandra Menchikova), Lothaire Bluteau (Khan), Billy Zane (Shelmerdine), John Wood (Archduke Harry), Jessica Swinton (Orlando’nun Kızı)

Yapımcı: Sally Potter                                      

Yapım: UK-Rus-Ita-Fra

Marseille 1992 Best Film & Best Actress

Venedik 1992 İzleyici En İyi Film

Selanik 1992 Best Film & Best Actress

Felix 1993 Young European Film

 

Orlando’nun 400 yıllık yolculuğu aracılığıyla İngiliz kültürünün kökenlerine, cinsel devrim tarihine, salon edebiyatının inceliklerine, savaş ve barışın çok bilinmeyenli denklemine, cinsiyet ve kimlik ilişkisine odaklanırız. Yüzyıllar içinde dekor, jest, kostüm ve aksesuar kombinasyonu içinde yol alırız. Potter kendi deyimiyle dönemleri kostüm, müzik ve şiirle aktarır. Tarihsel dönemler yedi ana sekans bloğu olmak üzere belirtilir.

 

1600 (ÖLÜM):  Eliza parçasının androjen tarzda seslendirilmesi Kraliçe’nin değerini azaltmasa da cinsiyetçi ve ironik bir dokundurmadır. Parça kraliçeyi güzel ve kutsal olarak sunsa da Eliza çoşku uyandıracak durumda değildir, bu durum görkemli teknenin önemli yolcusunun kimliğini ele verir. Elizabeth’in (oyuncu Quentin Crisp, bir erkek!) içinde elini yıkadığı ve Orlando’nun taşıdığı kase arınmaya vurgu yapar, bundan böyle Orlando geçmişinden arınır ve Elizabeth’in gözdesi olarak sadece ona ait olur. Eliza müziği yolculuğu boyunca Orlando’ya eşlik eder ki bu durum Elizabeth’in koruyucu, güven verici ve kutsayıcı varlığının Orlando’da yer ettiğine dönük bir göndermedir.

 

I.Elizabeth çevresi hizmetçiler ve asilzadelerle çevrili mülkünü, sararıp solmaması koşuluyla Orlando’ya bırakır ve gözdesi olduğunu ilan eder. Kraliçe’nin köpeklerini gezdirmesine izin verilmesi Orlando için şeref ve ayrıcalıklı konumunu gösteren bir göstergedir. Elizabeth’in en sık kullandığı kelime olan “Come!” kraliyetin emir kipi olarak pozisyonu dolayısıyla sıradanlaşmış karakterlerle özdeşleşir. Elizabeth dönemi canlı ve çağıran renklerle verilir, sonbahar atmosferi baskındır: Kırmızı ve altın renkleri gücün simgesidir.

 

1610 (SEVGİ):  Victorian stili bir resimde Orlando’nun buz altında donmuş çiçekler ve meyveler arasında kadına dönüşmüş bir şekilde görünmesi aşk kurbanı olduğunu çağrıştırır. Kraliçenin ve ailesinin ölümünün ardından Orlando Favilla ile nişanlı olmasına rağmen gönlünü Rus prenses Aleksandra’ya kaptırır.  I. James döneminde donan Thames nehri bu aşka kucak açar. “Aşkınız için tavşan yerine kurt avlar, viski yerine votka içerim”, Orlando’nun bu mecazına Aleksandra somurtarak cevap vererek hoşnutluğunu saklamasa da çabayı yetersiz bulduğunu gösterir. “Bir erkek yüreğinin peşinden gitmeli” sözü Orlando’nun kadınsılığını ortaya koyar. Favilla tüm bu olanlardan sonra Orlando’yu rezil ederek terk eder.

 

Panayırda Musa’yı denizkızlarıyla yatakta gösteren tablo hem arzuyu hem okyanusları aşma arzusuna gönderme yapar. Aleksandra’ya erkek çocukmuş gibi Sasha denmesi de cinsiyetçi bir şaka olsa gerek: Sasha’nın Londra’da bulunmasının nedeni erkek kardeşinin olmamasıdır.

 Aleksandra son buluşmalarına gelmez. Kalbi kırık ve eli boş kalan Orlando derin bir uykuya dalar. 

 

1650 (ŞİİR): Orlando uyanır ve kalbini teskin etmek için kendini şiire verir ama yeteneği olmayınca sonuç berbattır. Dönemin şair geçinenlerinden biri olan, Orlando’ya kol kanat geren ve tek derdi aylığa bağlanmak olan Nick Greene’in alay ettiği çocuk şiirleri yazar.

 

1700 (POLİTİKA): Orlando politikaya atılır: William of Orange ünvanıyla Orta Asya büyükelçisi olarak atanır. Khan ile ahbaplığı sayesinde doğu kültürüne uyum sağlar. Archduke Harry onu kral adına ödüllendirir ama genç Khan ondan askeri destek ister.  Bunun dışında, Doğu her koşulda teslimiyet ve bağlılığı şart koşarken, Batı için öteki gördükleri insan bile değildir. Orlando ölme ve öldürme arasında bir taraf olmak yerine uyumayı seçer çünkü kadınlık içgüdüsü hayattan yanadır. Uykusundan bir kadın olarak uyanır. Yatağını çevreleyen hakim renk, reenkarnasyona yönelik simgesel bir gösterge olarak kullanılan şafak mavisidir. Lady Orlando’nun kadınlığını ele veren sadece bedeni değildir, boynunu ve bakışlarını bir kadın olarak kullanmayı çabucak öğrenir. Bu sahnede İtalyan ressam Botticelli’nin “Birth of Venus” tablosuna esprili bir gönderme vardır.

 

1750 (TOPLUM): Orlando bir salon güzeli olarak katıldığı Londra partilerinde aşağılanır. Yer yer elbisesinden taşan vücudu dışında sahip olduğu bir şey yok gibidir. Lady Orlando’nun döndüğü Londra’da giydiği elbiseler uygulanan baskı ve sınırlamaların simgesi olur. Orlando yeni kimliğiyle Londra’ya döndüğünde ünlü salon gevezeleri arasında can sıkıntısından patlar.

 

İngiltere ve İngiliz toplumu üzerine ironik taşlamaların hedefinde salon entelleri vardır: Guliver’in yaratıcısı Jonathan Swift ve şair Alexander Pope. İki konuşan kafanın ortak gevezelik alanı kadınlardır: ‘Kadınların arzuları yoktur, sadece nazlanırlar.’ ‘Kadınlar çocukların büyümüş halidir.’ ‘Kadın dediğin süslerle donanmış aptal bir hayvandır.’ Orlando bu çevre kirliliğine duyarsız kalamaz: ‘Siz şairler, her biriniz içinizdeki kadınsılığın verdiği ilhamla konuştunuz.’ Film Woolf’u sıkça dumura uğratan kendi zamanının entelektüel lafazanlarına da bir gönderme yapar.

Çulsuz olmak riski taşıyan Orlando, onun evde kalmış ve acı çeken bir kız kurusu olarak ortalıkta kaldığını düşünen Harry’den evlilik teklifi alır. Böylece kadınlığı pazarlık konusu edilir. Orlando kendini dışarı atar, bahçede koşturmaya başlar. Ancak o yeşil labirentte kaybolmak yerine kendini yeniden bulur. Metafor nettir: Her karmaşanın ardından sakinlik gelir.

   

1850 (CİNSİYET): Orlando baskıcı ve kuşkuyla bakılan Victoria döneminde rüyalarının erkeği Shelmerdine ile tanışır. Takip eden sahnede tren sesi duyulur, tren içinde bulunulan çağı simgeler, metonomi vardır: Tren görünmese bile trenin varlığını sesinden anlarız. Orlando’ya yolculuk üzerine sarf ettiği sözlerine bakılırsa Shelmerdine için bir kadın serüvenci ve sorgulayıcı olamaz. Anlaşılan o ki Victoria döneminin kadını, yakışıklı romantik erkek tarafından korunan ve kollanan, akıl verilmeye çalışılan melodram kadınıdır.

Orlando’nun Shelmerdine’in ayağını yıkaması bağlılık, fantezi ve aşkı temsil eder. Ama Orlando evlenmek ve her şeyini yitirmek ikilemi arasında kalır. Victoria yasalarına göre bir oğula sahip olmadıkça mülk sahipliğini sürdürmesine olanak yoktur.  Orlando sallantıdaki aşk ve güç sağlayan miras yerine kendini tercih eder. Shelmerdine için gitmek geleceğe yol almak, kalmak ise geçmişte yaşamayı sürdürmektir,  özgürlüğü için savaşmayı seçer ve gider.

 

1900’LER: Orlando savaş ortamında hamile kalır.

 

1992 (DOĞUM): Orlando sıradan, orta sınıf ama bağımsız bir kadın olarak kızıyla birlikte yaşar. Yazdığı romanı yayınevine sunar. Romanında çocuk erkektir ve bu vasiyetin devamı için gereken koşuldur. Yazdığı metin üzerinde değişiklikler istenmesi, Orlando konusunda Potter’ın çektiği zorluklara dönük bir gönderme olarak da okunmalı.

 

Orlando yıllar önce yaşadığı malikâneyi ziyaret eder. Malikânenin kapalı olması ve bahçesinin örtülerle koruma altına alınmış olması geçmişin müzelik olarak görüldüğünü ve artık ancak sergi amaçlı kullanılabileceğini söyler gibidir.  

 

Küçük kızın kamerayla çekim yapması çağımızın görsel kültürüne dönük bir göndermedir. Ve Jarman sinemasına özgü bir motif olan şarkı söyleyen androjen melek Jarman’a selam yollar.

Final sahnesinde duyulan şarkı adeta Orlando’nun özgürlüğünün tutkulu bir çığlığıdır. Orlando’nun kendi kaderini kendi çizmesi, kendine yetebilmesinin yarattığı coşku bu şarkıyla hissedilir. Asırları aşan yolculuğu nedeniyle yorgun düşse de kendisinin ve çocuğunun geleceği için umut besler. Gökyüzüne çevrilen bakış, yaşanılan anın verdiği esriklik, kendinden geçme duygusuna işaret eder. Orlando aynı ağacın altında ağlar, mutluluk gözyaşları döker!

 

Filmin öyküsü kadar ilginç olan yapım öyküsü ile ilgili notlarımı da paylaşmak isterim:

 Film Woolf’un zamanaşırı tarihsel fantezisinin serbest bir okumasıdır. Roman 1928’de, film 1992’de noktalansa da fantezi sona ermez. Bu gerekçe ile Woolf klasik dönemde yaşayan bir Sappho olarak okunursa, günümüzde de Potter için modern bir Sappho tanımlaması yapmak mümkün olur. Hayatı yeniden ve başka bir bedende yaşamanın bu zaman aşımı öyküsünü en iyi karakterize eden tercihlerden biri de anlatıda geçen ve uyanışa / ergenliğe vurgu yapan Meşe Ağacı şiiri Sackville-West’in kitabından alınmıştır.                                                                                                    

 

Orlando, tasarımıyla Potter’ı Greenaway ve Jarman dünyasına yakınlaştırır. Potter, Greenaway’ın yapım tasarımcıları ile çalışır: Ben Van Ons ve Jan RoelfsTilda Swinton bir Jarman oyuncusu olarak tanınır. Potter, Tilda’yı Wollen’ın Friendship’s Death filminde izledim ve seçtim, der. Kostüm tasarımcısı Sandy Powell da Jarman ve Greenaway kadrosundan seçilir. İlginç bir paralellik: Tilda Swinton İskoçyalı ünlü bir aileden geliyor ve 38 kuşağın tarih olduğu 800 yıllık bir malikanede yaşıyor. Orlando karakteri için Swinton’dan daha iyi bir seçenek bulma çabasının önünde doğal bir engel.

 

Orlando stilistik bir kolaj olarak okunabilir: Hiciv, fantezi, anı, biyografi, serüven. Filmde sanatsal dönemler arasında yolculuk yapılır: Rönesans, barok, rokoko, romantizm, modernizm. Ağırlıklı olarak avantgarde-modernist bir söylemle yol alan film, giderek klasik bir anlatıya doğru evrilir. 7 ana sekans bloğu (aşk, şiir, seks, doğum, politika, toplum, ölüm) ve 6 reenkarnasyonel insert olmak üzere toplam on üç parçalı yapının her biri bir müzik parçası ile temsil edilir.

 

Erkek veya kadın olmak, toplumsal cinsiyetin görünür ve görünmez yaptırım tehditleri karşısında güçlüklerle, sınırlamalarla ve tehlikelerle yaşamayı öğrenmek demektir. Özgür olabilmemiz için toplumsal cinsiyet kural ve yaptırımları tarafından kuşatılmışlığımızı ve psiko-fiziksel cinsiyetimize dair kurgusal pozisyonumuzu aşarak cinsiyetsiz bir öz-kimlik edinmeliyiz. Toplumsal cinsiyetin baskıcı kültürel söylemini etkisiz kılabilmek için bireyin gizil ve cinsiyetsiz insani özüne ulaşması gerekir.

----------------------------------------------------------

* Bu film değerlendirmesi, Atılım Üniversitesi KASAUM’un paydaşlarından biri olduğu “BM Kadın ve Kız Çocuklarına Yönelik Şiddete Son Vermek İçin Dünyayı Turuncuya Boya!” kampanyası kapsamında hazırlanmıştır. Yayımlanmadan önce Öğr. Gör. Damla Songur tarafından gözden geçirilmiştir.

**Tutku Mavi Erkılıç, Hukuk Fakültesi 2. sınıf öğrencisi, tutkumavierkilic@gmail.com

) ) ) [closeAll] => 1 ) ) ) ) ) ) [content_en] => [content_ru] => [content_ar] => [gallery] => stdClass Object ( [initialPreview] => Array ( ) [initialPreviewConfig] => Array ( ) ) [site_id] => 52 [start] => [end] => [created_at] => 2018-09-27 08:11:48 [updated_at] => 2019-10-31 08:45:51 [parent_id] => 4118 [lft] => 44 [rgt] => 45 [depth] => 1 [employee_id] => [external_link] => [external_link_tr] => [external_link_en] => [external_link_ru] => [external_link_ar] => [status] => 1 [blank] => 0 [hide_side_menu] => 0 [program_id] => [department_id] => [lesson_page] => [hide_on_side_menu] => 0 [content_page_id] => [media_dir] => merkez-yayinlari-1538035867 [meta_desc_tr] => [meta_desc_en] => [meta_desc_ru] => [meta_desc_ar] => [breadcrumb] => Array ( [sites] => Array ( [0] => Array ( [id] => 51 [name_tr] => Araştırma [url] => argeda [type] => ) [1] => Array ( [id] => 257 [name_tr] => Araştırma Merkezleri [url] => arastirma-merkezleri [type] => ) [2] => Array ( [id] => 52 [name_tr] => Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi [url] => kasaum [type] => ) ) [pages] => Array ( [4118] => Array ( [id] => 4118 [title_tr] => Bildiri ve Yayınlar [parent_id] => [site_id] => 52 [external_link] => javascript:; [lft] => 39 [rgt] => 46 [depth] => 0 [children] => Array ( ) ) ) [page_parent_ids] => Array ( [0] => 4118 ) ) [user] => ) [original:protected] => Array ( [id] => 4121 [title_tr] => Öğrenci Yayınları [title_en] => [title_ru] => [title_ar] => [content_tr] => {"type":"rich_content","content":{"blocks":[{"class_":["col-lg-12","col-md-12","col-sm-12","col-xs-12"],"modules":[{"type":"accordion","module_class":"accordionBlue","content":[{"title":"\u00d6\u011frenci Makalesi- Notalar Aras\u0131nda Kad\u0131n: M\u00fczik End\u00fcstrisinde Cam Tavan","content":{"type":"ckeditor","content":"

NOTALAR ARASINDA KADIN: M<\/strong>Ü<\/strong>ZI\u0307<\/strong>K END<\/strong>ÜSTRI<\/strong>\u0307<\/strong>SI\u0307NDE CAM TAVAN<\/strong>[1]<\/a><\/a><\/strong><\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Yi\u011f<\/strong>itcan <\/strong>Çankaya<\/strong>[2]<\/a><\/a><\/strong><\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Günümüzde kad\u0131nlar\u0131n özellikle toplumsal cinsiyet rolü temelli olarak u\u011frad\u0131\u011f\u0131 ayr\u0131mc\u0131l\u0131\u011f\u0131n çal\u0131\u015fma hayat\u0131nda sektörel bazda ço\u011fu alanda oldukça azald\u0131\u011f\u0131n\u0131 ve cinsiyetçi dezavantajlar ile kapitalist ataerkil sömürünün yaratt\u0131\u011f\u0131 ma\u011fduriyetin önlenmeye çal\u0131\u015f\u0131ld\u0131\u011f\u0131n\u0131 görmekteyiz. Çal\u0131\u015fma hayat\u0131n\u0131n içerisinde bulunan say\u0131s\u0131z sektörde ya\u015fanan geli\u015fmeler bir yana, müzik endüstrisinde, özellikle rock ve pop türlerinde (zira klasik müzik gibi farkl\u0131 fraksiyonlarda böyle bir sorunla s\u0131kl\u0131kla kar\u015f\u0131la\u015f\u0131lmamaktad\u0131r) kad\u0131nlar\u0131n ug\u0306rad\u0131g\u0306\u0131 ayr\u0131mc\u0131l\u0131k, bunun belli bas\u0327l\u0131 sebepleri ve genel olarak kad\u0131nlar\u0131n müzik endüstrisindeki yeri incelenme gere\u011fi duymaktad\u0131r. Müzik Atölyesi, bu konuyu seçerek atölye çal\u0131\u015fmas\u0131nda uzun süredir birçok sanatç\u0131y\u0131 rahats\u0131z eden ve güncel olarak da birtak\u0131m vesilelerle gündeme getirilmis\u0327 olan ve pek de s\u0131radan olmayan bu konuya bir \u0131s\u0327\u0131k tutmay\u0131 amaçlamaktad\u0131r.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Ayr\u0131mc\u0131l\u0131\u011fa U\u011fran\u0131lan Ba\u015fl\u0131ca Alanlar<\/strong><\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Müzik endüstrisinde birçok kal\u0131p yarg\u0131n\u0131n ve ön yarg\u0131n\u0131n var oldug\u0306u aç\u0131kça görülebilmektedir. Bu durum kendisini s\u0327ark\u0131 sözlerinde, s\u0327ark\u0131lar\u0131n videolar\u0131nda ve yap\u0131lan her türlü PR çal\u0131s\u0327mas\u0131nda gösterir. Özellikle kad\u0131nlar üzerinden s\u0327ark\u0131, video ve sözlerinde gördüg\u0306ümüz metalas\u0327t\u0131rma ve kad\u0131n\u0131n müzi\u011fin pazarlanmas\u0131nda bir obje hâline getirilmesi ataerkil kapitalizmin oldukça sert bir s\u0327ekilde uyguland\u0131g\u0306\u0131 bir alan olarak müzik endüstrisinde yans\u0131mas\u0131n\u0131 bulur. Kad\u0131nlar\u0131n müzik endüstrisine kat\u0131l\u0131m\u0131 ve hiyerars\u0327ik düzeyi genellikle bir pazarlama teknig\u0306i olarak kullan\u0131lmaktan öte gitmemektedir. Sanatç\u0131-s\u0327irket ilis\u0327kisinde s\u0327irket her zaman erilli\u011fi kullan\u0131yor ve elbette bir tüzel kis\u0327inin cinsiyetinden söz edilemeyecek olsa da, bu \u015firketlerin i\u015fletmelerinde çal\u0131\u015fanlar\u0131n tutumlar\u0131 kad\u0131n\u0131 her zaman pazara gerçek kat\u0131l\u0131mdan d\u0131\u015flamaktad\u0131r. Bu durum kendisini çok yak\u0131n geçmis\u0327te göstermekteydi; kad\u0131nlar s\u0327irketlerde s\u0327irket patronunun ona tavsiyeler veren es\u0327i yahut sekreteri olmaktan öte gidemiyordu. Öyle ki, müzik endüstrisindede kad\u0131nlar\u0131n yeri öylesine rastgele ve spontand\u0131 ki kad\u0131nlar\u0131n gizli yedek is\u0327 gücü oldug\u0306u rahatl\u0131kla söylenebilirdi.[3]<\/a><\/a> Mevcut durumda ise kad\u0131nlara atfedilen bu roller varl\u0131\u011f\u0131n\u0131 yava\u015f yava\u015f yitirmekteyse de yönetim kademelerinde yer almada veya sanatç\u0131 olarak kabul edilmede birçok temelden kad\u0131n\u0131n ayr\u0131mc\u0131l\u0131\u011fa u\u011frad\u0131\u011f\u0131 ortadad\u0131r.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Müzik endüstrisi \u015fa\u015f\u0131rt\u0131c\u0131 bir s\u0327ekilde kad\u0131na yönelik ayr\u0131mc\u0131l\u0131g\u0306\u0131n toplumsal olarak neredeyse kabullenildig\u0306i bir alan olarak kar\u015f\u0131m\u0131za ç\u0131kmaktad\u0131r. Bu alanda kad\u0131na yönelen her türlü ayr\u0131mc\u0131l\u0131k art\u0131k öylesine kan\u0131ksanm\u0131s\u0327t\u0131r ki fark edilmez dahi. Kimse üçüncü bir göz olarak bu durumun toplum ve en az\u0131ndan ekonomi için bir sorun tes\u0327kil ettig\u0306inin fark\u0131na varmamaktad\u0131r. Kad\u0131nlar bir müzik grubu üyelig\u0306inden teknolojik yard\u0131m al\u0131nan ses mühendisi veya yap\u0131mc\u0131 olmaya, sanatç\u0131 menajerlig\u0306inden tur organizasyonlar\u0131na kadar birçok alanda bariz bi ayr\u0131mc\u0131l\u0131g\u0306a u\u011framaktad\u0131r. Baz\u0131 hâllede is\u0327e al\u0131m\u0131n dahi yas\u0327 ve cinsiyet kriter gözetilerek yap\u0131ld\u0131g\u0306\u0131 görülmektedir, ki bu elbette Türk hukukunda Anayasa md. 10’a ve \u0130\u015f Kanunu md. 4’e ayk\u0131r\u0131l\u0131k te\u015fkil etmektedir.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Müzik Endüstrisinde Cam Tavan\u0131<\/strong>n Ba<\/strong>\u015fl\u0131ca Sebepleri<\/strong><\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Hegemonik Bak\u0131\u015f Aç\u0131s\u0131<\/strong><\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Kad\u0131nlar\u0131n müzik endüstrisinde u\u011frad\u0131\u011f\u0131 ayr\u0131mc\u0131l\u0131\u011f\u0131n temel sebeplerinden birisi hegemonik bak\u0131s\u0327 aç\u0131s\u0131d\u0131r. Kad\u0131nlar\u0131n cinsiyete bag\u0306l\u0131 is\u0327gücü es\u0327itsizlig\u0306i nedeni ile kendi emek güçleri üzerinde, erkeklere göre daha az söz sahibi olduklar\u0131, çal\u0131s\u0327ma f\u0131rsat\u0131 bulurlarsa da çal\u0131s\u0327acaklar\u0131 is\u0327lerin daha çok hakim sistem taraf\u0131ndan belirlendig\u0306i söylenebilir. I\u0307s\u0327te bu de hegemonik bak\u0131s\u0327 aç\u0131s\u0131n\u0131 ifade eder.[4]<\/a><\/a><\/p>\n\n

Hegemonik bak\u0131s\u0327 aç\u0131s\u0131 kendisini rock ve pop endüstrisinde farkl\u0131 göstermektedir. Rock türünde kad\u0131nlar daha ilk bas\u0327ta sanatç\u0131 olarak dahi kabul edilmemekte, kad\u0131n rockç\u0131 olgusunun üstü bir s\u0327ekilde erkek hegemonyas\u0131 taraf\u0131ndan örtülmek istenmektedir. Popta ise kad\u0131nlar her ne kadar genellikle pazarlama arac\u0131 olsa da sanatç\u0131 olarak dikkate al\u0131nmakta ancak bu sefer yönetimde üst kademelerde yer alamamaktad\u0131r. Rock endüstrisinde de kad\u0131nlar\u0131n yönetim kademeleri aç\u0131s\u0131ndan sorunlarla kars\u0327\u0131las\u0327t\u0131g\u0306\u0131n\u0131 ayr\u0131ca belirtmeye gerek dahi yoktur.<\/p>\n\n

Hegemonik bak\u0131s\u0327 aç\u0131s\u0131n\u0131 destekleyen iki unsurun üzerinde durulmas\u0131 gerekir. Bunlardan ilki Groupie olgusudur. Groupie olarak tan\u0131mlanan kad\u0131nlar stereotipik olarak genç, rock müzisyenleriyle veya sektörle ilgili kis\u0327ilerle cinsel veya romantik ilis\u0327kiye girerek kendisine belli bir statü elde etmeye çal\u0131s\u0327an ve her daim arka planda olan ç\u0131karc\u0131 kis\u0327iler olarak profil edilmektedir.[5]<\/a><\/a> Bak\u0131lacak olursa, medya da bu tiplemeyi desteklemekte ve bu olgu film, dizi veya s\u0327ark\u0131larda yerini bulmakta, dolay\u0131s\u0131yla da toplumun haf\u0131zas\u0131na kaz\u0131nmaya bas\u0327lamaktad\u0131r. Bu tiplemenin müzik yerine paray\u0131 ve kazand\u0131rd\u0131klar\u0131n\u0131 önemsiyor oldug\u0306u imaj\u0131n\u0131n b\u0131rakt\u0131g\u0306\u0131 leke, belki de komik bir s\u0327ekilde gerçek hayatta yerini almaktad\u0131r. Halbuki daha ilk bas\u0327ta bu tiplemenin ortaya ç\u0131kmas\u0131n\u0131n sebebi zaten kad\u0131n-erkek aras\u0131ndaki heteronormatif hegemonik ilis\u0327kinin kendisidir. Bu tiplemeyi dog\u0306uran kad\u0131n profili, asl\u0131nda buna itilmis\u0327 bir kad\u0131n profilidir. Mevcut sorunun nedenini ara\u015ft\u0131rmaktan ve çözüm odakl\u0131 olmaktan uzak olan endüstri, kad\u0131n\u0131 ikinci kez mag\u0306dur etme gayretindedir.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Nepotizm<\/strong><\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Üstünde durulmas\u0131 gereken ikinci unsur Nepotizm’dir. Nepotizm, aile, es\u0327-dost kay\u0131rma s\u0327eklinde k\u0131saca tan\u0131mlanabilecek bir olgudur. Nepotizm de kad\u0131nlar\u0131n endüstride kazand\u0131klar\u0131 konumu asl\u0131nda hak etmedikleri düs\u0327üncesini besleyen olgulardan biri olarak kar\u015f\u0131m\u0131za ç\u0131kmaktad\u0131r. Akrabal\u0131g\u0306a dayanan bu statü kazan\u0131m\u0131 baz\u0131 kad\u0131nlar\u0131n bu yolla elde ettikleri statünün getireceg\u0306i bas\u0327ar\u0131ya leke sürmektedir.[6]<\/a><\/a><\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Toplumsal Cinsiyet Rolleri<\/strong><\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Hegemonik bak\u0131\u015f aç\u0131s\u0131 ve nepotizm unsurlar\u0131n\u0131n yan\u0131s\u0131ra, kad\u0131nlar, rock ve pop endüstrisinde ilkel kad\u0131n is\u0327i-erkek is\u0327i ayr\u0131m\u0131na da tak\u0131lmaktad\u0131rlar, ki bu ayr\u0131m\u0131n yap\u0131lmas\u0131n\u0131n temelindeki en büyük etken de toplumsal cinsiyet rolleridir. Baz\u0131 feminist ak\u0131mlar -örneg\u0306in radikal feminizm- kavramlar\u0131n ve buna bag\u0306l\u0131 olarak ön kabullerin ve anlamlar\u0131n da asl\u0131nda erkek egemenlig\u0306inin bir göstergesi oldug\u0306unu ve toplumsal cinsiyetin kad\u0131nlar aleyhine olmak üzere kurgulanmas\u0131na hizmet ettig\u0306ini ileri sürmekteyse de, toplumsal cinsiyet rollerinin mevcut durumda teorik olmaktan ziyade pratik bir etkisi bulunmaktad\u0131r. Kad\u0131n ve erkeg\u0306e çizilen bu s\u0131n\u0131rlamalar her iki cinsiyetten bireylerin de istedikleri kültürel, sosyal ve ekonomik hayat\u0131 izlemelerine engel olmaktan, yani k\u0131sacas\u0131 hak ihlallerine yol açmaktan bas\u0327ka hiçbir amaca hizmet etmemektedir. Kad\u0131nlar müzikte bu kal\u0131p ve ön yarg\u0131lara tak\u0131lmadan birey olarak özgürce hareket edememekte, üretememekte veya yönetememektedir.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Kal\u0131p yarg\u0131lar varl\u0131g\u0306\u0131n\u0131 sürdürdükçe endüstride emeg\u0306i ve ürünüyle var olmaya çal\u0131s\u0327an kad\u0131nlar “Groupie” veya “Nepotic” yaftas\u0131yla dog\u0306rudan ayr\u0131mc\u0131l\u0131g\u0306a u\u011framaktad\u0131r. Bu nedenle de esasen fotog\u0306rafç\u0131, gazeteci gibi gizli kimliklerle kendilerine ileriki hedefleri için bir yer bulmak zorunda kalmaktad\u0131r. Bu kos\u0327ullarda kad\u0131nlar, mag\u0306dur olarak görülmek bir yana, davran\u0131s\u0327lar\u0131ndan ötürü eles\u0327tiriye u\u011framakta ve bu tür sebep ve davran\u0131s\u0327lar, buna sebep olarak ataerkil motif eles\u0327tirilmesi gerekirken kad\u0131nlar\u0131n endüstride yer alamay\u0131s\u0327lar\u0131na gerekçe olarak gösterilmek istenmektedir. Bu da neticeten kad\u0131nlar içn cam tavan engeli yaratmaktad\u0131r.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Piyasada bir s\u0327irketin yönetim kademelerinde ilerlemek isteyen ya da sanatç\u0131 olarak s\u0327irketle anlas\u0327ma yapmak isteyen kad\u0131nlar\u0131n ödün vermez bir s\u0327ekilde profesyonel bir tavra ve “sunum”a sahip olmalar\u0131 gerekmektedir; asi hâlde birçok kaynaktan eles\u0327tiri almaktad\u0131rlar. Halbuki erkekler için bu kriter böylesine s\u0131k\u0131 bir s\u0327ekilde aranmamakta ve denetlenmemektedir. Bu profesyonel görünüm kis\u0327inin bulundug\u0306u konuma göre de\u011fi\u015fmekte ancak heteronormatif alg\u0131n\u0131n bask\u0131nl\u0131\u011f\u0131 baki kalmaktad\u0131r. Örnek vermek gerekirse, piyasaya yeni ç\u0131kmak isteyen s\u0131radan bir kad\u0131n pop sanatç\u0131s\u0131n\u0131n k\u0131sa etek, crop-top bluz, topuklu ayakkab\u0131 gibi “pop star item”lar\u0131n\u0131 yan\u0131ndan eksik etmemesi gerekmektedir.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Y<\/strong>ö<\/strong>netim Kademelerinde U\u011fran\u0131lan Cam Tavan Bak\u0131m\u0131ndan ABD Örne\u011fi<\/strong><\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Endüstride yönetim kademelerinde durumun ne oldu\u011funu tespit edebilmek için ABD örneg\u0306i üzerinden hareket etmek yanl\u0131\u015f olmaz. ABD’nin seçilmesinin nedeni, ülke piyasas\u0131n\u0131n küreselles\u0327erek ve inan\u0131lmaz derecede büyüyerek dünya müzik piyasas\u0131n\u0131n kalbi hâline gelmesidir. ABD’de tüm nüfusta kad\u0131nlar\u0131n erkeklere oran\u0131 yakla\u015f\u0131k olarak %51’e %49’dur.[7]<\/a><\/a> Bu oran çal\u0131s\u0327an is\u0327gücünde %47’ye %53 olarak yans\u0131mas\u0131n\u0131 bulmaktad\u0131r.[8]<\/a><\/a> Müzik endüstrisinde çal\u0131s\u0327an is\u0327gücünde kad\u0131n-erkek oran\u0131n\u0131n tespit edilmesi esasen oldukça güçtür, zira endüstride yer alan farkl\u0131 çal\u0131s\u0327ma alanlar\u0131n\u0131n tamam\u0131n\u0131n incelenmesini gerektirir. Örneg\u0306in: yay\u0131m s\u0327irketi, sanatç\u0131 menajerlig\u0306i, organizasyon s\u0327irketleri. Ancak bu tür s\u0327irketlere ilis\u0327kin net veriler elde edilememektedir, zira bu s\u0327irketler genelde sadece müzik endüstrisinde faaliyet göstermeyen, daha büyük bir s\u0327emsiye s\u0327irket alt\u0131nda çal\u0131\u015fmakta ve kendilerine özgü insan kaynaklar\u0131 ve istatistiksel verileri bulunmamaktad\u0131r. Örne\u011fin: Ford, IBM. Bununla birlikte, yap\u0131lan incelemelerin çog\u0306u hiyerars\u0327ik basamaklarda yukar\u0131 ç\u0131k\u0131ld\u0131kça erkek çal\u0131s\u0327an say\u0131s\u0131n\u0131n ezici bir s\u0327ekilde artt\u0131g\u0306\u0131n\u0131 göstermektedir. 2000 y\u0131l\u0131 Recording Industry Sourcebook verilerine göre müzik piyasas\u0131nda 73 orta ve üst düzey yöneticiden sadece 3’ü, yani %4’ü kad\u0131nd\u0131r. Yönetim kademelerinin d\u0131s\u0327\u0131nda ses mühendisilig\u0306i ve yap\u0131mc\u0131l\u0131k gibi teknik mesleklerde ise bu oran %8,5’tir.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Piyasada bu tür düs\u0327ük oranlar\u0131n yer almas\u0131n\u0131n sebebi olarak evlilik ve çocuk gibi temelsiz ve kendisinin eles\u0327tirilmesi gereken gerekçeler gösterilmeye çal\u0131\u015f\u0131lmaktad\u0131r. Halbuki yap\u0131lan çal\u0131s\u0327malar gösterdi\u011fi üzere kad\u0131nlar\u0131n %60’\u0131, dog\u0306umdan sonra en çok 6 ay içinde; %25’i ise ilk iki hafta içinde çal\u0131s\u0327maya tamamen dönmektedir.[9]<\/a><\/a> Bu nedenle bu argümana kat\u0131lmak mümkün de\u011fildir ve sorunun tamamen toplumsal cinsiyet ve az önce bahsedilen stereotiples\u0327tirme, nepotizm, hegemonik bak\u0131\u015f aç\u0131s\u0131 ve ön yarg\u0131 kaynakl\u0131 oldug\u0306u ortadad\u0131r.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Müzik endüstrisinin kendine özgü özellikleri ve dinami\u011fi da dikkate al\u0131nacak olursa, bu ayr\u0131mc\u0131l\u0131k ve hak ihlali temelini yaratan her unsurun toplumun haf\u0131zas\u0131ndan silinmesi ve pozitif ayr\u0131mc\u0131l\u0131\u011fa varacak önlemlerin al\u0131nmas\u0131, ekonomik ve sosyal hayat\u0131n\u0131 müzik endüstrisi üzerinden tan\u0131mlamak isteyen kad\u0131nlar\u0131n kendini gerçekle\u015ftirmesini sa\u011flamak için elzemdir.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

*** Bu yaz\u0131 kapsam\u0131nda dinleyiniz: Lady Gaga- Till it happens to you<\/a><\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

\"http:\/\/retired-kasaum.atilim.edu.tr\/shares\/kasaum\/images\/13219891_10154065530332221_1473964311_n.jpg\"<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

<\/p>\n\n

[1]<\/a><\/a> Bu makale, “Toplumsal Cinsiyet E\u015fitli\u011fine Duyarl\u0131 Üniversite ve Kad\u0131n Dostu Kampüs” projesi taraf\u0131ndan KASAUM ad\u0131na 8 Mart 2016 günü At\u0131l\u0131m Üniversitesi Hukuk Fakültesi Orhan Zaim Konferans Salonu’nda 8 Mart Dünya Emekçi Kad\u0131nlar Günü dolay\u0131s\u0131yla gerçekle\u015ftirilen Kad\u0131nlar El Ele \u015eenli\u011fi kapsam\u0131nda sunulmu\u015ftur.<\/p>\n\n

[2]<\/a><\/a> Yi\u011fitcan Çankaya, At\u0131l\u0131m Üniversitesi Hukuk Fakültesi 4. s\u0131n\u0131f ö\u011frencisi, “Toplumsal Cinsiyet E\u015fitli\u011fine Duyarl\u0131 Üniversite ve Kad\u0131n Dostu Kampüs” projesinde ara\u015ft\u0131rmac\u0131, Hukuk ve Sanat Toplulu\u011fu üyesi.<\/p>\n\n

[3]<\/a><\/a> http:\/\/christineosazuwa.com\/portfolio\/gender-inequality-in-the-rock-pop-music-industry-breaking-the-glass-ceiling\/<\/em>  Son Eri\u015fim Tarihi: 17 May\u0131s 2016<\/em><\/p>\n\n

[4]<\/a><\/a> Caputi, J. (2003). Everyday Pornography. In G. Dines, & J. Humez, Gender, Race, and Class in Media: A Text Reader (pp. 61-66). Thousand Oaks: SAGE Publishers<\/em><\/p>\n\n

[5]<\/a><\/a> Lull, J. (2003). Hegemony. In G. Dines, & J. Humez, Gender, Race, and Class in Media: A Text Reader (pp. 61-66). Thousand Oaks: SAGE Publishers<\/em><\/p>\n\n

[6]<\/a><\/a> <\/em>suppra:<\/em> <\/em>http:\/\/christineosazuwa.com\/portfolio\/gender-inequality-in-the-rock-pop-music-industry-breaking-the-glass-ceiling\/<\/a><\/em> Son Eri\u015fim Tarihi: 17 May\u0131s 2016<\/p>\n\n

[7]<\/a><\/a> http:\/\/data.worldbank.org\/indicator\/SP.POP.TOTL.FE.ZS<\/a> Son Eri\u015fim Tarihi: 17 May\u0131s 2016<\/em><\/p>\n\n

[8]<\/a><\/a><\/em><\/strong> https:\/\/www.dol.gov\/wb\/factsheets\/qf-laborforce-10.htm<\/a> Son Eri\u015fim Tarihi: 17 May\u0131s 2016<\/em><\/p>\n\n

[9]<\/a><\/a><\/em><\/strong> http:\/\/www.huffingtonpost.com\/entry\/nearly-1-in-4-new-mothers-return-to-work-less-than-2-weeks-after-giving-birth_us_55d308aae4b0ab468d9e3e37<\/a> Son Eri\u015fim Tarihi: 17 May\u0131s 2016<\/em><\/p>\n\n

 <\/p>"}},{"title":"\u00d6\u011frenci Makalesi- G\u00fcld\u00fcnya'n\u0131n \u015eark\u0131s\u0131","content":{"type":"ckeditor","content":"

GÜLDÜNYA’NIN \u015eARKISI[1]<\/a><\/strong><\/strong><\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Yi\u011fitcan Çankaya[2]<\/a><\/strong><\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Müzik at<\/em>ö<\/em>lyesi kapsam\u0131nda üç hacimli bir <\/em>ç<\/em>al\u0131\u015fma metodu izlenmektedir ve bunlardan birisi de \u015fark\u0131lar\u0131n yaz\u0131lmas\u0131na, sebep olan, müzikte kendi yans\u0131mas\u0131n\u0131 bulan sosyal olaylar\u0131n incelenmesidir. Bu ba\u011flamda da 3-4 May\u0131s 2016’da ger<\/em>ç<\/em>ekle\u015ftirilen Hukuk ve Sanat Günleri’nin Müzik At<\/em>ö<\/em>lyesi<\/em> ç<\/em>al\u0131\u015fmas\u0131n\u0131n amac\u0131<\/em>, G<\/em>üldünya \u015eark\u0131lar\u0131’n\u0131n yaz\u0131lmas\u0131na sebep olan Güldünya T<\/em>ö<\/em>ren’in hikayesini incelemek oldu. Bu yaz\u0131<\/em>da G<\/em>üldünya T<\/em>ö<\/em>ren’in ya\u015fad\u0131klar\u0131 anlat\u0131ld\u0131ktan sonra genel bir perspektifte kad\u0131nlar\u0131n adalete eri\u015fimde ya\u015fad\u0131\u011f\u0131 sorunlar ve bunlar\u0131n nedenleri üzerinde durulacakt\u0131r.<\/em><\/p>\n\n

Güldünya Tören (1982) Bitlis ili, Mutki ilçesi, Erler köyünde ailesi ile ya\u015famakta iken gene orada ya\u015famakta olan ve köy koruculu\u011fu yapan öz amcas\u0131n\u0131n k\u0131z\u0131n\u0131n kocas\u0131 olan Servet Ta\u015f taraf\u0131ndan cinsel sald\u0131r\u0131ya u\u011frar ve bu ki\u015fiden hamile kal\u0131r.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Ailesi bu durumdan haberdar olunca a\u015firet karar\u0131 verilerek Güldünya’dan kuma olarak köyü terk etmesi istenir. Güldünya bunu kabul etmez bu s\u0131rada Servet Ta\u015f köyü terk eder. Bunun üzerine 2003 y\u0131l\u0131 Temmuz ay\u0131 içerisinde çocu\u011fun kürtaj yap\u0131larak al\u0131nmas\u0131 için Güldünya’n\u0131n hamileli\u011finin yedinci ay\u0131na gelmi\u015f olmas\u0131 dolay\u0131s\u0131yla bebek al\u0131namaz. Bunun üzerine babas\u0131 Güldünya’y\u0131 \u0130stanbul’da ikamet eden amcas\u0131 Mehmet Tören’in yan\u0131na b\u0131rakarak Bitlis’e geri döner.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Güldünya amcas\u0131 ile kal\u0131rken amcas\u0131n\u0131n kendisine ‘’ya sen kendini öldüreceksin ya da biz seni öldürece\u011fiz’’ demesi üzerine korkarak geceleyin kald\u0131\u011f\u0131 evin penceresinden kaçarak Fatih ilçe Emniyet Müdürlü\u011füne ba\u011fl\u0131 \u015eehremini Polis Merkezine ba\u015fvurur ve burada amcas\u0131 Mehmet Tören ve kendisine cinsel sald\u0131r\u0131da bulunan Servet Ta\u015f hakk\u0131nda \u015fikayette bulunur. Güldünya emniyetçe \u0130l Sosyal Hizmetler Kad\u0131n S\u0131\u011f\u0131nma Evine teslim edilir. Daha sonra Güldünya amcas\u0131 Mehmet Tören taraf\u0131ndan buradan al\u0131narak daha önce köylerinde imaml\u0131k yapan ve Küçükçekmece’de ikamet eden Alaattin Ceylan isimli \u015fahsa yan\u0131nda kals\u0131n diye teslim edilir.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

2003 y\u0131l\u0131 Aral\u0131k ay\u0131nda Güldünya ‘’Umut’’ ismini verdi\u011fi bir erkek çocu\u011fu dünyaya getirir. Bu çocuk bir aileye evlatl\u0131k olarak verilir.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Güldünya’n\u0131n \u0130stanbul’da ikamet eden a\u011fabeyi \u0130rfan Tören ve Bitlis’te ya\u015fayan küçük karde\u015fi Ferit Tören \u0130stanbul’da görü\u015fürler. \u0130rfan Tören, Alaattin Caylan’\u0131 telefonla arayarak ona Güldünya’y\u0131 haz\u0131rlamas\u0131n\u0131, gelip alaca\u011f\u0131n\u0131 ve Bursa’daki ikamet eden akrabalar\u0131n\u0131n yan\u0131na götürece\u011fini söyler.<\/p>\n\n

25.02.2004 günü saat 15.00 sular\u0131nda Alaattin Ceylan yan\u0131nda Güldünya ile Dörtyol kav\u015fa\u011f\u0131nda bulunan minibüs dura\u011f\u0131na giderler. \u0130rfan Tören sigara almak için bakkala gider bu s\u0131rada aniden ortaya ç\u0131kan Ferit Tören Güldünya’y\u0131 ruhsats\u0131z silah\u0131yla kalças\u0131ndan yaralar. Alaattin Ceylan yerde yatan Güldünya’y\u0131 korumak için üzerine kapan\u0131r. Pani\u011fe kap\u0131lan Ferit Tören olay yerinden kaçar, \u0130rfan Tören ise geri dönmez.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Güldünya Alaattin Ceylan taraf\u0131ndan Bak\u0131rköy Dr. Sadi Konuk E\u011fitim ve Ara\u015ft\u0131rma Hastahanesi’ne kald\u0131r\u0131l\u0131r. Güldünya ifadesinde kendisini yaralayan\u0131n Ferit Tören oldu\u011funu belirtir. Ancak 26.02.2005 tarihinde karde\u015fi Ferit Tören hastahaneye girmeyi ba\u015far\u0131r ve acilde yatmakta olan Güldünya’n\u0131n kafas\u0131na silahla iki el ate\u015f eder. Olaydan bir gün sonra tüm t\u0131bbi müdehalelere ra\u011fmen saat 13.00 sular\u0131nda Güldünya vefat eder.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Olaydan sonra emniyet güçlerinin çal\u0131\u015fmalar\u0131 neticesinde san\u0131klar \u0130rfan Tören ve Ferit Tören yakalan\u0131rlar. Ferit Tören 23 y\u0131l 4 ay hapis, \u0130rfan Tören müebbet hapis cezas\u0131na çarpt\u0131r\u0131l\u0131r. Amca Mehmet Tören ise ceza almaz.Tecavüz eden akrabas\u0131 Servet Ta\u015f 14 Ekim 2011'de sokak ortas\u0131nda Güldünya’n\u0131n babas\u0131 \u015eerif Tören taraf\u0131ndan kur\u015funlanarak öldürülmü\u015ftür.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Güldünya'y\u0131 öldürdü\u011fü için 23 y\u0131l 4 ay hapis cezas\u0131na çarpt\u0131r\u0131lan ve 8 y\u0131ld\u0131r cezaevinde olan karde\u015fi Ferit Tören de 29 \u015eubat 2012'de ölmü\u015ftür. Ölüm nedeni kalp krizi olarak aç\u0131klanm\u0131\u015ft\u0131r.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Baba \u015eerif Tören’in Servet Ta\u015f’\u0131 öldürmesi ile ilgili dava iki aileyi birbirine dü\u015fürmü\u015ftür. Kartal Adliyesi 13. A\u011f\u0131r Ceza Mahkemesi'ndeki davada b\u0131çak ve sopalarla kavga eden iki aileden 7'si a\u011f\u0131r 30 ki\u015fi yaralanm\u0131\u015ft\u0131r.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

\u0130ki aile aras\u0131nda süren kan davas\u0131, 6 Ocak 2013'te Zeytinburnu Yenido\u011fan Camii konferans salonunda yap\u0131lan bar\u0131\u015f yeme\u011fiyle sona erdirilmi\u015ftir. Sekiz y\u0131ld\u0131r süren kavgan\u0131n sonunda iki aileyi bar\u0131\u015ft\u0131ran dört maddelik bar\u0131\u015f antla\u015fmas\u0131na göre "Bu dava yüzü<\/em>nden hi<\/em>ç kimse topra\u011f\u0131n\u0131 satmayacak, k<\/em>ö<\/em>yde karde\u015fçe ya\u015fanacak, k<\/em>ö<\/em>yden ç\u0131k\u0131lmas\u0131 s<\/em>ö<\/em>z konusu olmayacak. T<\/em>ö<\/em>re denilen k<\/em>ö<\/em>tü ve<\/em> ç<\/em>irkin âdet terk edilecek.<\/em>". \u0130ki ailenin bireyleri birbirlerine kesme \u015feker ikram etmi\u015ftir. Kutsal kitaplar\u0131 alt\u0131ndan da geçen aileler birbiriyle öpü\u015füp bar\u0131\u015f yeme\u011fi yemi\u015ftir.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Güldünya’n\u0131n öldürüldükten 9 y\u0131l sonra cenaze namaz\u0131 k\u0131l\u0131nm\u0131\u015f, bar\u0131\u015f anla\u015fmas\u0131na imza atan aile büyükleri, kad\u0131nlara \u015fiddet uygulamayacaklar\u0131n\u0131 ve k\u0131z çocuklar\u0131n\u0131n e\u011fitimine önem vereceklerini taahhüt etmi\u015ftir. Baba \u015eerif Tören'in davas\u0131 sonuçland\u0131 ve müebbet hapis cezas\u0131na çarpt\u0131r\u0131lm\u0131\u015ft\u0131r.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Adalete eri\u015fim nedir?<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Adalete eris\u0327im, adli yard\u0131m, adli müzaheret gibi kurumlar\u0131n yaln\u0131zca bir parças\u0131 oldug\u0306u, çok boyutlu  ve birçok katman\u0131 olan, bir bireyin sosyoekonomik durumuyla yak\u0131ndan alakal\u0131 olan bir adalet meselesidir.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Adalete eris\u0327im Hukuk ve Toplum Hareketinin ana gündemlerinden biri olarak tart\u0131s\u0327\u0131lmaya bas\u0327- lanm\u0131s\u0327t\u0131r. Hukuk ve Toplum hareketiyle bag\u0306lant\u0131l\u0131 olarak, “bos\u0327luk çal\u0131s\u0327malar\u0131”, hukuk sosyolojisi çal\u0131s\u0327malar\u0131nda oldukça yer tutmus\u0327 ve teorideki hukukla gündelik hayattaki (pratikteki) hukukun birbiriyle örtü\u015fmeyi\u015finin gözlemlenmesi üzerine pek çok tart\u0131\u015fma noktas\u0131 olu\u015fturulmu\u015ftur.<\/p>\n\n

\u0130lk dalga adalete eri\u015fimde genellikle “yoksullar için hukuk” tart\u0131s\u0327mas\u0131 yürütülür. Bu dalgada adalete eris\u0327im dar bir anlama sahip olup mahkemelere ve avukatlara eris\u0327im olarak tasvir edilir. Yoksullar\u0131 avukatl\u0131k hizmetlerinden yararland\u0131racak adli yard\u0131m programlar\u0131, özellikle ceza davalar\u0131nda, zorunlu ve etkili araçlar olarak mütalaa edilir.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Birçok dalgay\u0131 gerisinde b\u0131rakarak günümüzde gelinen noktada bes\u0327inci dalga adalete eris\u0327im, hukuk sistemi içindeki tüm birimlere ve otoritelere tam ve eksiksiz \u015fekilde ulas\u0327\u0131labilmesi, dezavantajl\u0131 gruplar için es\u0327it f\u0131rsatlar sag\u0306lamak olarak kabul edilmektedir. Tüm birim ve otoriteler, hukuk eg\u0306itimine, yarg\u0131lama sistemine, polis dahil kamu hizmetlerine, Parlamento seçimlerine ulas\u0327abilmeyi kapsamaktad\u0131r. Ayn\u0131 zamanda bu süreçte vatandas\u0327lar\u0131n d\u0131s\u0327lanma, güçsüzlük, sayg\u0131 duyulmama hislerinin üstesinden gelmeye yönelik sistem deg\u0306is\u0327iklikleri tart\u0131s\u0327ma konular\u0131 aras\u0131ndad\u0131r. Sag\u0306l\u0131k, sosyal hizmetler, çal\u0131s\u0327ma, s\u0327iddet mag\u0306duriyeti ve medeni yarg\u0131lamaya ulas\u0327ma eksiklig\u0306i aras\u0131ndaki korelasyon, ileriye etkili adalete eris\u0327im sistemi konular\u0131 aras\u0131nda görülmektedir.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Adalete eri\u015fim üzerindeki engeller nelerdir ve kad\u0131nlar\u0131n adalete eri\u015fimde ya\u015fad\u0131\u011f\u0131 engeller neden farkl\u0131l\u0131k arz ediyor?<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Adli makamlara bas\u0327vuru, hukuki bilgiye ulas\u0327ma, dava açma süreçlerinde ekonomik kayg\u0131lar, kent içi ulas\u0327\u0131m olanaklar\u0131 vb; genel olarak yoksulluk, eg\u0306itim genel adalete eri\u015fim engelleri olarak; gündelik hayata ve kent yas\u0327am\u0131na kat\u0131lma gibi süreçlerde es\u0327itsizlik, kad\u0131nlar\u0131n, adalete eris\u0327im süreçlerindeki pozisyonlar\u0131n\u0131 farkl\u0131las\u0327t\u0131ran etkenler olarak görülebilir.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Az sonra bahsedilecek olan neredeyse tüm kategorilerde Güldünya’n\u0131n adalete eri\u015femeyi\u015finin nedenlerini görece\u011fiz. Böylece onun durumunu özel k\u0131lan sorunlar\u0131n ne oldu\u011funu tespit edebilmemiz mümkün olacak.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

-Kategorik hak sahipli\u011fi<\/strong><\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Kanun önünde es\u0327itlik ilkesinin de gösterdig\u0306i gibi, “kategorik hak sahiplig\u0306i”, yani adalete eris\u0327imdeki tarafs\u0131z ve ayr\u0131mc\u0131 olmayan düzenlemelerin yaratt\u0131g\u0306\u0131 kategoriler, kad\u0131nlar aç\u0131s\u0131ndan gerçek hayatta uygulan\u0131\u015f aç\u0131s\u0131ndan yapay kalma riski ta\u015f\u0131maktad\u0131r. Kad\u0131nlar\u0131n ve erkeklerin gündelik yas\u0327am deneyimleri aras\u0131ndaki farkl\u0131l\u0131k, bu tip “tarafs\u0131z” düzenlemelerin, kad\u0131nlar\u0131n aleyhine sonuçlanmas\u0131na sebep olabilir. Adli yard\u0131m hizmetlerine eris\u0327imde tarafs\u0131zl\u0131k, pratikte kad\u0131nlara, erkeklere göre daha az hizmet edebilir. Bunun nedeni olarak klasik liberalizm ele\u015ftirisini dayanak alabiliriz. Tarafs\u0131z ve devletten “kar\u0131\u015fmama”, “ayr\u0131mc\u0131l\u0131k yapmama” ödevini yerine getirmesini bekleyen düzenlemeler fiilî olarak e\u015fitsizliklerin önüne geçmek için hiçbir zaman yeterli olmam\u0131\u015ft\u0131r. Bu nedenle kategorik hak sahipli\u011fi de kad\u0131nlar\u0131n sosyoekonomik olarak fiilî farkl\u0131l\u0131klar\u0131n\u0131 göz ard\u0131 etti\u011fi nispette adalete eri\u015fimde e\u015fitli\u011fi sa\u011flamaya yetmeyecektir.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

-E\u015fitlik ve farkl\u0131l\u0131k ilkeleri<\/strong><\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Liberal adalet anlay\u0131s\u0327lar\u0131, kad\u0131nlara erkekler gibi es\u0327it hak ve özgürlükleri talep eden anlay\u0131s\u0327lar olarak kabul edilebilir. Bu anlay\u0131s\u0327\u0131n yetersizlig\u0306i en bas\u0327ta, kad\u0131nlar\u0131n erkeklerle ayn\u0131 haklara sahip olmalar\u0131n\u0131n, onlar\u0131 ger<\/em>ç<\/em>ek anlamda hak sahibi k\u0131lmayacag\u0306\u0131yla ilgilidir. Az <\/em>ö<\/em>nce de belirtildi\u011fi üzere, liberal bir anlay\u0131\u015ftan hareketle düzenlenen hak ve <\/em>ö<\/em>zgürlükler gündelik ya\u015fam\u0131n <\/em>ç<\/em>ok <\/em>ç<\/em>e\u015fitli fakt<\/em>ö<\/em>rlerinden kaynaklanan bir bi<\/em>ç<\/em>imde ka\u011f\u0131t üzerinde düzenlendi\u011fi \u015fekliyle uygulanma imkan\u0131 bulmaz.<\/em><\/p>\n\n

Bu konuda Martha Nussbaum, cinsiyet ve toplumsal cinsiyet hiyerars\u0327ileriyle ilgili feminist teorilerin, kad\u0131n ve erkeg\u0306e es\u0327it muamelenin yeterli olmad\u0131g\u0306\u0131n\u0131, güç ve f\u0131rsat hiyerars\u0327ilerini deg\u0306erlendirip onlar\u0131 kald\u0131rman\u0131n gerekli oldug\u0306unu belirttiklerini ileri sürmektedir. Örne\u011fin cinsel taciz alan\u0131nda da benzer muamele yerine, belki de Althusser’ci bir yakla\u015f\u0131mla hiyerars\u0327i ve bag\u0306\u0131ml\u0131l\u0131k üzerinde durulmas\u0131 gerekmektedir.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Kanun koyucunun e\u015fitlik ve farkl\u0131l\u0131k ilkelerini gözeterek yapaca\u011f\u0131 düzenlemelerde kamusal-özel alan ayr\u0131m\u0131n\u0131n da tart\u0131\u015f\u0131ld\u0131\u011f\u0131 görülmektedir. Örne\u011fin hukukun eve ne kadar kar\u0131s\u0327acag\u0306\u0131 bir ikilik olarak kalmakta ve bunun da kamusal-özel alan ayr\u0131m\u0131yla ilgili oldug\u0306u belirtilmektedir. Bu bag\u0306lamda da feminizmin “özel alan politiktir” slogan\u0131 önem tas\u0327\u0131makta ve yine ailedeki iktidar ve güç ilis\u0327kisini görmezden gelen liberalizmin hiyerar\u015fi ve ba\u011f\u0131ml\u0131l\u0131k üzerinde durmamas\u0131, kamusal-özel alan ayr\u0131m\u0131n\u0131 problemli k\u0131lmaktad\u0131r. Bu da neticeten bize e\u015fitlik ve farkl\u0131l\u0131k ilkeleri gözetilirken liberal bir anlay\u0131\u015ftan uzakla\u015f\u0131lmas\u0131 gereklili\u011fini bir kez daha göstermektedir.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

-Adalet kurumlar\u0131n\u0131n yap\u0131sal sorunlar\u0131<\/strong><\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Eril yarg\u0131lama ve güvenlik kurumlar\u0131, hakim, savc\u0131, polisler dahil erkek g<\/em>ö<\/em>revliler, özellikle ev i<\/em>ç<\/em>i s\u0327iddet ve <\/em><\/p>\n\n

cinsel sald\u0131r\u0131 gibi konularda, kad\u0131nlar\u0131n s\u0327ikayetini ya da sürecin takibini, utanç veya damgalanma gibi korkularla birlikte zorlas\u0327t\u0131rmakta, kad\u0131nlar\u0131n hak ihlallerine kar\u015f\u0131 gerekli duyarl\u0131l\u0131\u011f\u0131 g<\/em>ö<\/em>stermemektedir.<\/em> Özellikle yarg\u0131sal sürecin ba\u015flang\u0131c\u0131nda ve devam\u0131nda, kolluk görevlilerinin, savc\u0131lar\u0131n ve kurumlar\u0131n zay\u0131fl\u0131g\u0306\u0131, adalete eris\u0327imi engellemekte, üstünkörü sorus\u0327turmalar ve kan\u0131t toplamalar bunun somut örnekleri olmaktad\u0131r. Ayr\u0131ca belirtilmesi gerekir ki, verilen yarg\u0131 kararlar\u0131nda hakim ve savc\u0131lar\u0131n cinsiyetinin yan\u0131s\u0131ra (veya cinsiyetinden öte), cinsiyetçi bak\u0131s\u0327 aç\u0131lar\u0131 karar verme süreçlerini etkilemektedir.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Adalete eri\u015fimde adalete ili\u015fkin sistemsel sorunlar\u0131n yol açt\u0131\u011f\u0131 ma\u011fduriyetlere örnek verilecek olursa: CEDAW<\/em>’\u0131n 42. maddesi, eril kültürün hukuka yans\u0131mamas\u0131 bak\u0131m\u0131ndan önemli olup, cezai is\u0327lemlerde gelenek, kültür, din veya s<\/em>ö<\/em>zde namusun, davran\u0131s\u0327\u0131n nedeni olarak kabul edilmemesine ilis\u0327kin hukuki düzenlemelerin yap\u0131lmas\u0131 gerektig\u0306ini i<\/em>ç<\/em>ermektedir.<\/em> Buna göre, özellikle ceza davalar\u0131nda fiilin suça vücut verip vermeyece\u011fi ya da kusur oran\u0131n\u0131n nas\u0131l belirlenece\u011finde çok önemli iki kavram olan haks\u0131z tahrik ve r\u0131za, Türk yarg\u0131s\u0131nda kötü yorumlamalarla uygulanmaktad\u0131r. Cinsel suçlar bak\u0131m\u0131ndan en problemli kavramlardan biri r\u0131za olup, bu terimin eril perspektiften ve önyarg\u0131lara dayal\u0131 olarak anlas\u0327\u0131lmas\u0131, hukuk uygulamas\u0131nda aç\u0131kça kendini göstermekte, cinsel sald\u0131r\u0131 veya taciz ma\u011fdurlar\u0131 adalete eri\u015fimde sert engellere tak\u0131lmaktad\u0131r. Örne\u011fin I\u0307nsan Haklar\u0131 Derneg\u0306i’nin “Kad\u0131na Yönelik s\u0327iddette Yarg\u0131n\u0131n Rolü” bas\u0327l\u0131kl\u0131 çal\u0131s\u0327mas\u0131nda 10.000’den fazla dosya taramas\u0131 yap\u0131lm\u0131s\u0327, Trabzon’da da, Mug\u0306la’da da, 18 yas\u0327 alt\u0131 taciz ve s\u0327iddet olaylar\u0131nda mahkeme kararlar\u0131na “kendi r\u0131zalar\u0131yla” fikrinin yans\u0131d\u0131g\u0306\u0131 tespit edilmis\u0327tir.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Adalet sistemleri, sorunlar\u0131na çözüm sag\u0306lamak için te\u015fkilatland\u0131klar\u0131 toplumlar\u0131n deg\u0306erlerini, örf ve adetlerini kat\u0131 bir \u015fekilde sistem d\u0131\u015f\u0131 b\u0131rakmaz. Özellikle ayr\u0131mc\u0131 toplumsal kurallar ve toplumsal cinsiyete ilis\u0327kin yorumlamalar, adalet sistemlerinin gelis\u0327imini etkiler. Patriarkal karakterli adalet sistemleri, polis ve yarg\u0131lama makamlar\u0131 dahil, adalet hizmeti sunan unsurlar\u0131n toplumsal cinsiyet bak\u0131m\u0131ndan olumsuz ön yarg\u0131lar\u0131na ve ayr\u0131mc\u0131 tutumlar\u0131na yol açabilir.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

-Toplumsal engeller<\/strong><\/p>\n\n

Toplumsal engeller de kad\u0131nlar\u0131n adalete eris\u0327imini zorlas\u0327t\u0131rmaktad\u0131r. Tarihsel<\/em> ç<\/em>er<\/em>ç<\/em>evede hukuk normlar\u0131n\u0131n önyarg\u0131lar\u0131 besleyen ve süreklilig\u0306ini sag\u0306layan ataerkil ideolojiden türetildig\u0306ini g<\/em>ö<\/em>rmekteyiz. Esasen tarihsel materyalist bir yakla\u015f\u0131mla altyap\u0131 olan ataerkil kapitalizmin hukukun düzenlenmesinde normlara kaynakl\u0131k etti\u011fi yorumu da getirilebilir.<\/em><\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Düzenlenmi\u015f olan bu normlar\u0131n uygulamas\u0131na gelindig\u0306inde ise, ataerkil ideoloji kaynakl\u0131 perspektifin hukuk uygulamas\u0131na hakim oldug\u0306u görülmektedir. Bu da, hukukun adaletsiz bir kurum olarak varl\u0131g\u0306\u0131n\u0131 sürdürmesine neden olmaktad\u0131r. O kadar dog\u0306al olarak kabullenilmis\u0327tir ki bu durum, ilk bas\u0327larda üzerinde düs\u0327ünmek dahi reddedilir veya gereksiz bulunur ve bunlar “gerçeklik” olarak korunmak istenir.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

-Yoksulluk ve finansal kaynaklar\u0131n eksikli\u011fi<\/strong><\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Yoksulluk ve finansal kaynaklar\u0131n eksiklig\u0306i gibi sebepler de, kad\u0131nlar\u0131n adalete eris\u0327imi önündeki fiilî ve ekonomik engellerdendir. Özellikle ev i<\/em>ç<\/em>i s\u0327iddet durumlar\u0131nda, kad\u0131nlar ihlallerden ve s\u0327iddetten korunmak i<\/em>ç<\/em>in hukuk yollar\u0131<\/em>na ba<\/em>\u015fvuramamaktad\u0131r çünkü çog\u0306u durumda, mali olarak yiyecek, bar\u0131nma, toplumsal konum gibi durumlar aç\u0131s\u0131<\/em>ndan faile<\/em> ba\u011f\u0131ml\u0131d\u0131r.<\/em><\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Adalete eris\u0327imde önemli bir unsur olarak avukatl\u0131k hizmetine eris\u0327imin maliyeti de kad\u0131nlar aç\u0131s\u0131ndan yüksektir. Çal\u0131\u015fma ya\u015fam\u0131na kat\u0131lma aç\u0131s\u0131ndan kad\u0131n istihdam\u0131n\u0131n toplam istihdam içindeki pay\u0131 2013 y\u0131l\u0131nda %29,9’dur. Kentte kad\u0131n istihdam oran\u0131, erkeg\u0306e k\u0131yasla çok düs\u0327ük seyretmektedir; 2013’te bu oran %23,4’tür. Ayr\u0131ca çal\u0131s\u0327an kad\u0131nlar\u0131n ücretleri, erkeklere göre daha düs\u0327üktür. Özellikle eg\u0306itim durumuna göre, kad\u0131nlar ve erkekler aras\u0131ndaki ücret fark\u0131 deg\u0306is\u0327mektedir.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Bu yoksullug\u0306un ve yoksunlug\u0306un etkilerini adalet sisteminde çözmenin araçlar\u0131ndan biri olarak adli yard\u0131m kurumu olu\u015fturulmu\u015ftur. Ancak adli yard\u0131m sistemi, ceza davas\u0131 d\u0131s\u0327\u0131ndaki alanlara ilis\u0327kindir ve Baro taraf\u0131ndan yürütülen adli yard\u0131m hizmeti, talep edene avukatl\u0131k hizmetini ücretsiz vermekle s\u0131n\u0131rl\u0131d\u0131r. Görevlendirilen avukata, göreve bas\u0327lamas\u0131yla birlikte, avukatl\u0131k asgari ücret tarifesine göre ücret ödenir. Dolay\u0131s\u0131yla Barolar\u0131n verdig\u0306i adli yard\u0131m hizmeti HMK düzenlemesindeki s\u0327ekliyle yarg\u0131lama giderlerini ve dig\u0306er yarg\u0131sal masraflar\u0131 kapsamamaktad\u0131r.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Kad\u0131nlar\u0131n sosyal ve ekonomik yönden bulundu\u011fu durum, ihlalciye olan ba\u011f\u0131ml\u0131l\u0131\u011f\u0131 ve adli yard\u0131m sisteminin kad\u0131n\u0131 her türlü maddi külfetten koruyacak \u015fekilde olu\u015fturulmamas\u0131 nedeniyle yoksulluk ve finansal kaynaklar\u0131n eksikli\u011fi, kad\u0131nlar\u0131n adalete eri\u015fiminde gerçek bir engel olarak kabul edilmektedir.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

-Kad\u0131nlar\u0131n mahkemelere fiziki eris\u0327imi ve maddi eris\u0327imindeki s\u0131k\u0131nt\u0131lar<\/strong><\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Mahkemede dava a<\/em>ç<\/em>mak ya da savc\u0131l\u0131g\u0306a s\u0327ikayette bulunmak i<\/em>ç<\/em>in adliyeye gelme zorunlulug\u0306u vard\u0131r.<\/em> Davada taraf ya da tan\u0131k olan kad\u0131n çal\u0131s\u0327masa bile, durus\u0327malar için evden adliyeye gelmesi, hem zaman gerektirir hem de maliyetlidir. Çal\u0131\u015fanlar için de davada taraf veya tan\u0131k olarak durus\u0327maya kat\u0131lmak için neredeyse tüm gün is\u0327yerinden izin almak gerekmektedir.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Adliyede çocuklar\u0131n b\u0131rak\u0131lacag\u0306\u0131 yerlerin olmamas\u0131 ve bekleme alanlar\u0131n\u0131n k\u0131s\u0131tl\u0131l\u0131g\u0306\u0131 da, çocuklar\u0131na kendisi bakan kad\u0131nlar\u0131n adliye içi deneyimlerini ve adliyeye eris\u0327imlerini zorlas\u0327t\u0131rmaktad\u0131r. CEDAW BM Komitesi de seyahat etmekteki zorluklar\u0131n, mali durumun ve<\/em> ç<\/em>ocuk bak\u0131m\u0131n\u0131n kad\u0131nlar\u0131n adalete eris\u0327<\/em>imi a<\/em>ç\u0131s\u0131ndan sorun tes\u0327kil ettig\u0306ini vurgulamaktad\u0131r.<\/em><\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

-Mahkeme kararlar\u0131n\u0131n uygulan(a)mamas\u0131<\/strong><\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Kis\u0327ilerin ve toplumun somut bir olay üzerine adalet duygular\u0131n\u0131 tatmin eden kararlar\u0131n verilmesi ve bu kararlar\u0131n hayata geçmesi, adalete eris\u0327im sürecinin son as\u0327amas\u0131 olarak görülebilir. Zira art\u0131k adalete eri\u015fime ili\u015fkin di\u011fer engeller a\u015f\u0131lm\u0131\u015f, hak arama özgürlü\u011fü kullan\u0131lm\u0131\u015f, makul bir yarg\u0131lama sürecinden geçilmi\u015f ve tatmin edici bir karar al\u0131nm\u0131\u015ft\u0131r. Oysaki kad\u0131nlar\u0131n u\u011frad\u0131\u011f\u0131 hak ihlalleri neticesinde tüm engelleri a\u015farak ba\u015flatt\u0131klar\u0131 yarg\u0131lama süreci lehlerine sonuçlansa dahi yeterince efektif olmayan veya efektif olsa dahi uygulanmayan kararlar ortaya ç\u0131kmaktad\u0131r.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Kad\u0131nlar\u0131n zarar\u0131n\u0131 kars\u0327\u0131layacak uygun tazminat veya koruma bi<\/em>ç<\/em>imlerinin yoklug\u0306u, ayr\u0131mc\u0131 olmayan, önleyici, vaktinde, orant\u0131l\u0131 ya da d<\/em>ö<\/em>nüs\u0327türücü çözümlere eris\u0327<\/em>imi sag<\/em>\u0306<\/em>lamakta bas\u0327ar\u0131s\u0131z bir adalet sistemi, kad\u0131nlar\u0131n adalete eris\u0327imindeki engelleri yaratmaya devam eder.<\/em> Örne\u011fin \u015fiddet gören kad\u0131nlar\u0131n ald\u0131g\u0306\u0131 koruma ya da tedbir kararlar\u0131n\u0131n etkisizlig\u0306i de önemli bir sorundur. Çog\u0306u kad\u0131n, defalarca uzaklas\u0327t\u0131rma karar\u0131 almas\u0131na rag\u0306men, partnerlerinin s\u0327iddetinden korunamamaktan s\u0327ikayetçidir. Ne kadar çok koruma karar\u0131 verilirse verilsin, bu kararlar\u0131n etkin s\u0327ekilde uygulanmamas\u0131, özellikle s\u0327iddet durumlar\u0131nda iki kez ma\u011fduriyet yaratmaktad\u0131r.
\n
\nDolay\u0131s\u0131yla adalete eri\u015fimin son halkas\u0131 olarak görülebilecek karar\u0131n icras\u0131 bak\u0131m\u0131ndan, ilk olarak tatmin edici ve efektif kararlar verilmeli, ard\u0131ndan bu kararlar\u0131n istisnas\u0131z ve olmas\u0131 gerekti\u011fi gibi uygulanmas\u0131 sa\u011flanmal\u0131d\u0131r. Aksi hâlde adalete eri\u015fim hakk\u0131 bir kez daha ihlal edilmi\u015f olur.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Sonuç<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Sonuç olarak, hukuk normlar\u0131 getirmenin yeterli olmad\u0131\u011f\u0131 ve toplumsal cinsiyet e\u015fitsizli\u011fi ile birlikte kad\u0131nlar\u0131n toplumda yer alan dinamiklerdeki patriarkal motiften kaynaklanan durumu göz önüne al\u0131nd\u0131\u011f\u0131nda, adalete eri\u015fim aç\u0131s\u0131ndan sistematik ve kategorik bir sorunlar zinciri oldu\u011fu görülebilir. Bu nedenle az önce anlatt\u0131\u011f\u0131m ve kad\u0131nlar\u0131n kar\u015f\u0131la\u015ft\u0131klar\u0131 adalete eri\u015fim engellerinin kald\u0131r\u0131labilmesi ve Güldünya’n\u0131n bir kez daha ölmemesi için adaletsizli\u011fi fark edebilmemiz, patriarkal zincirin k\u0131r\u0131lmas\u0131 ve sorunun sistematik olarak kademeli biçimde çözülmesi gerekir.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Kaynaklar<\/p>\n\n

1. Martha C. Nussbaum, “Challenge of Gender Justice”, Against Injustice: New Economics of Amartya Sen, Cambridge University Press, 2009<\/p>\n\n

2. Prof. Dr. Gülriz Uygur, “Toplumsal Cinsiyet ve Adalet: Hukuk Adaletsizdir”, Ankara Barosu Dergisi, 2015\/4<\/p>\n\n

3. Ars\u0327. Gör. Duygu Hat\u0131po\u011flu Ayd\u0131n, “Kad\u0131nlar\u0131n Adalete Eris\u0327imi”,  Ankara Barosu Dergisi, 2015\/4<\/p>\n\n

4. “Legal Framework and Access to Justice”, http:\/\/www.gsdrc.org\/go\/topic-guides\/gender\/ legal-framework-and-access-to-justice#intl, E.T. 05.09.2015<\/p>\n\n

5. Mary Jane Mossman, “Gender Equality, Family Law and Access to Justice,” International Journal of Law and the Family 8 (1994): 36.
\n6. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanl\u0131g\u0306\u0131 Kad\u0131n\u0131n Statüsü Genel Müdürlüg\u0306ü, Türkiye’de Kad\u0131n I\u0307s\u0327gücü Profili ve I\u0307statistiklerinin Analizi, 2014, Ankara, 26.
\n <\/p>\n\n

<\/p>\n\n

[1]<\/a> Bu metin, 4 May\u0131s 2016 tarihinde gerçekle\u015ftirilen II. Hukuk ve Sanat Günleri kapsam\u0131nda Yi\u011fitcan Çankaya ve Aylin Yavuz taraf\u0131ndan sunulan “Müzik At<\/em>ö<\/em>lyesi: Güldanya’n\u0131n \u015eark\u0131s\u0131<\/em>” ba\u015fl\u0131kl\u0131 sunumdur.<\/p>\n\n

[2]<\/a> Yi\u011fitcan Çankaya, At\u0131l\u0131m Üniversitesi Hukuk Fakültesi 4. s\u0131n\u0131f ö\u011frencisi, Hukuk ve Sanat Toplulu\u011fu Üyesi.<\/p>"}},{"title":"\u00d6\u011frenci Makalesi- E\u015fitlik \u00c7ok G\u00fczel Gelsene","content":{"type":"ckeditor","content":"

E\u015e\u0130TL\u0130K Ç<\/strong>OK G<\/strong>ÜZEL GELSENE: ATILIM KASAUM L<\/strong>\u0130<\/strong>SANS ARA<\/strong>\u015e<\/strong>TIRMA PROJES<\/strong>\u0130N\u0130N KAZANDIRDIKLARI<\/strong>[1]<\/a><\/strong><\/p>\n\n

Ay\u015fe Ceren Tonyal\u0131o\u011flu<\/p>\n\n

At\u0131l\u0131m Üniversitesi Hukuk Fakültesi<\/p>\n\n

2. S\u0131n\u0131f Ö\u011frencisi<\/p>\n\n

\"http:\/\/retired-kasaum.atilim.edu.tr\/shares\/kasaum\/images\/Resim6(1).jpg\"<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

At\u0131l\u0131m Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2. S\u0131n\u0131f ö\u011frencisiyim.  Geçen gün ya\u015fad\u0131\u011f\u0131m bir olaydan bahsetmek istiyorum. Geçenlerde hayat\u0131mda ilk defa makarna yapt\u0131\u011f\u0131mda \u015fehir d\u0131\u015f\u0131nda olan ailemi aram\u0131\u015ft\u0131m ve onlara da haber vermek istemi\u015ftim. Ailem bunu duyunca çok sevinmi\u015f ve heyecanlanm\u0131\u015ft\u0131. Oysa Lisans Ara\u015ft\u0131rma Proje \u015eenli\u011fi öncesi ailemi aray\u0131p bir projede yer ald\u0131\u011f\u0131mdan ve bu projenin sahne sunumunu benim gerçekle\u015ftirece\u011fimden bahsetti\u011fimde ayn\u0131 \u015fekilde sevinmediklerini ve heyecanlanmad\u0131klar\u0131n\u0131 fark ettim. Ba\u015fka bir deyi\u015fle ailem, benim bu sunumum için bir makarna kadar heyecanlanmad\u0131. Sonra bunun neden böyle oldu\u011funu dü\u015fünmeye ba\u015flad\u0131m. Bu gibi olay ve durumlarla pek çok kad\u0131n arkada\u015f\u0131m\u0131n kar\u015f\u0131la\u015ft\u0131\u011f\u0131n\u0131 biliyorum. \u0130\u015fte bu yaz\u0131da projemizin sahne sunumundan yola ç\u0131karak bu sorunun da cevab\u0131n\u0131 vermeye çal\u0131\u015faca\u011f\u0131m.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Öncelikle projemizin ad\u0131 Toplumsal Cinsiyet E\u015fitli\u011fine Duyarl\u0131 Üniversite ve Kad\u0131n Dostu Kampüs. Peki o zaman toplumsal cinsiyet nedir? Hepimiz küçükken büyüdü\u011fümüzde istedi\u011fimiz her \u015feyi yapabilece\u011fimizi, hayallerimizi gerçekle\u015ftirebilece\u011fimizi, kendi hikayemizin kahraman\u0131 olabilece\u011fimizi dü\u015fünürüz. Oysa büyüdü\u011fümüzde bize sadece toplumsal cinsiyet rollerinden kaynakl\u0131 belli kal\u0131p roller verilir ve bu rollere uygun davranmam\u0131z beklenir. Dolay\u0131s\u0131yla toplumsal cinsiyet bizim hayallerimizi gerçekle\u015ftirmemizin önünde bir engel olarak kar\u015f\u0131m\u0131za ç\u0131k\u0131yor.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

O zaman toplumsal cinsiyet e\u015fitli\u011fi ne demek? Bir insan\u0131n cinsiyeti ne olursa olsun hayatta e\u015fit \u015fekilde görünmesi demektir. Buna örnek olarak dünyan\u0131n en önemli siyasi toplant\u0131lar\u0131ndan e\u011fer erkekleri ç\u0131kart\u0131rsak nas\u0131l bir görüntü ortaya ç\u0131k\u0131yor bunu göstermek istiyorum. G8 liderlerinden bir foto\u011fraf, \u0130ngiliz Parlamentosundan bir foto\u011fraf, BM Kad\u0131n Haklar\u0131 toplant\u0131s\u0131ndan bir foto\u011fraf, Obama’n\u0131n Beyaz Sarayda düzenledi\u011fi bir toplant\u0131dan foto\u011fraf ve en son olarak da Türkiye’nin kaymakam adaylar\u0131n\u0131n yer ald\u0131\u011f\u0131 foto\u011fraf. Hepsinin ortak özelli\u011fi bu görsellerde kad\u0131nlar\u0131n azl\u0131\u011f\u0131. TBMM’de sadece %15’i kad\u0131nlardan olu\u015fmaktad\u0131r. Biz istiyoruz ki hem bu say\u0131 arts\u0131n hem de bu mevkilerde bulunan erkekler toplumsal cinsiyet e\u015fitli\u011fine duyarl\u0131 olsunlar.<\/p>\n\n

\"http:\/\/retired-kasaum.atilim.edu.tr\/shares\/kasaum\/images\/Resim2.png\"\"http:\/\/retired-kasaum.atilim.edu.tr\/shares\/kasaum\/images\/Resim3.png\"<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Peki ayn\u0131 zamanda neden kad\u0131n dostu kampüs? Çünkü bir insan\u0131n ileride i\u015f hayat\u0131nda ve gündelik ya\u015fant\u0131s\u0131nda sergileyece\u011fi tutum, ald\u0131\u011f\u0131 e\u011fitim ile do\u011fru orant\u0131l\u0131d\u0131r. Demek oluyor ki daha e\u015fitlikçi ve güvenli bir üniversite hayat\u0131 daha e\u015fitlikçi bireyler anlam\u0131na geliyor. Buna çarpan Etkisi diyoruz.<\/p>\n\n

Bu çerçevede At\u0131l\u0131m Üniversitesi, 2015 y\u0131l\u0131nda YÖK’ün haz\u0131rlad\u0131\u011f\u0131 Tutum Belgesi’nden daha önce davranarak 2010 y\u0131l\u0131ndan bu yana bu konuda çal\u0131\u015fmalar\u0131n\u0131 yürütmektedir. Okulumda kad\u0131n destek birimi AKADEM, daha e\u015fitlikçi bir üniversite için KASAUM ve çal\u0131\u015fma gruplar\u0131 yer almakta olup ayr\u0131ca Toplumsal Cinsiyet ve Kad\u0131n Haklar\u0131 seçmeli dersi verilmektedir. Ayr\u0131ca Üniversitemizin akademik birimin % 52’si, idari birimin % 35’i kad\u0131nlardan olu\u015fmaktad\u0131r.<\/p>\n\n

\"http:\/\/retired-kasaum.atilim.edu.tr\/shares\/kasaum\/images\/Resim5.jpg\"<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Biz de proje ekibi olarak istedik ki neden bunu bir ad\u0131m öteye ta\u015f\u0131mayal\u0131m. Bu kapsamda öncelikle atölye çal\u0131\u015fmalar\u0131 düzenledik. Kampüs içi saha çal\u0131\u015fmas\u0131 yapt\u0131k, 400 ö\u011frenciye anket uygulad\u0131k. 8 Mart Dünya Kad\u0131nlar günü için büyük bir \u015fenlik organize ettik. ‘Kad\u0131nlar el ele’ slogan\u0131 ile kad\u0131n dayan\u0131\u015fmas\u0131n\u0131 vurgularken, ‘kad\u0131nlarla el ele’ slogan\u0131 ile erkekleri de bu dayan\u0131\u015fmaya katmak istedik. Gün içinde çe\u015fitli konferanslar düzenledik, Hukuk Fakültesinden At\u0131l\u0131m Meydan’a 8 Mart Korteji olu\u015fturduk. At\u0131l\u0131m Meydan’\u0131 gün boyu standlar\u0131m\u0131z, müzik etkinlerimiz ve ikramlar\u0131m\u0131zla hareketlendirdik. Gün boyu hat\u0131ra foto\u011fraflar\u0131 çektirdik. Ayr\u0131ca Yenimahalle Kad\u0131n S\u0131\u011f\u0131nma Evi için kampanya düzenleyerek büyük miktarda yard\u0131m toplad\u0131k. Tüm bu çal\u0131\u015fmalar\u0131m\u0131z kapsam\u0131nda Birle\u015fmi\u015f Milletler HeforShe kampanyas\u0131n\u0131n aktif üyesi olduk. ‘E\u015fitlik çok güzel gelsene’ bizim slogan\u0131m\u0131z oldu.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Projemiz \u015fimdiden örnek olarak gösterilmeye ba\u015fland\u0131. \u0130stanbul’da düzenlenen Türkiye KASAUM’lar toplant\u0131s\u0131nda projemiz büyük ilgi gördü ve di\u011fer üniversiteler kendi kampüslerinde uygulayabilmek için bizden çal\u0131\u015fmalar\u0131m\u0131z\u0131n raporlar\u0131n\u0131 istediler. Projemiz ayn\u0131 zamanda sürdürülebilir bir projedir. Amac\u0131m\u0131z bunun uzun soluklu olmas\u0131 ve bu kapsamda çal\u0131\u015fmalar\u0131m\u0131za devam etmektir. \u0130leriye yönelik k\u0131sa ve uzun vadeli planlar\u0131m\u0131z bulunmaktad\u0131r. Bu tür çal\u0131\u015fmalar\u0131n iyi bir makarna tarifi kadar kadar heyecan uyand\u0131rmas\u0131 dile\u011fimle..<\/p>\n\n

\"http:\/\/retired-kasaum.atilim.edu.tr\/shares\/kasaum\/images\/Resim1(1).jpg\"<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

<\/p>\n\n

[1]<\/a> Bu yaz\u0131 At\u0131l\u0131m KASAUM LAP Sahne Sunumu metninin gözden geçirilmi\u015f halidir.<\/p>"}},{"title":"\u00d6\u011frenci Haberi- Kad\u0131na Y\u00f6nelik \u015eiddetle Uluslararas\u0131 M\u00fccadele G\u00fcn\u00fc Konferans\u0131","content":{"type":"rich_content","content":{"blocks":[{"class_":["col-lg-12","col-md-12","col-sm-12","col-xs-12"],"modules":[{"type":"html","content":"

KASAUM<\/strong> KADINA YÖ<\/strong>NEL<\/strong>\u0130K \u015e\u0130<\/strong>DDETLE<\/strong>  ULUSLARARASI M<\/strong>Ü<\/strong>CADELE G<\/strong>Ü<\/strong>NÜ <\/strong>KONFERANSI<\/strong><\/p>\n\n

*\u015eeyma Kesim<\/strong><\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

At\u0131l\u0131m Üniversitesi’nin 20.y\u0131l\u0131 kapsam\u0131nda KASAUM taraf\u0131ndan gerçekle\u015ftirilen etkinliklerin ilki tüm dünyada ses getiren eylemler, toplu gösteri ve yürüyü\u015flerle önemi hat\u0131rlat\u0131lan bir kad\u0131n hareketine dairdi: Kad\u0131na yönelik \u015eiddete Kar\u015f\u0131 Uluslararas\u0131 Mücadele Günü.<\/p>\n\n

25 Kas\u0131m 1960 tarihinde Dominik Cumhuriyeti’nde, Trujillo diktatörlü\u011füne kar\u015f\u0131 mücadele eden Patria, Minerva ve Maria Mirebel karde\u015fler tecavüze u\u011fray\u0131p öldürüldü ve bu tarih toplumsal cinsiyet e\u015fitsizli\u011fine, ayr\u0131mc\u0131l\u0131\u011fa, ataerkil toplumsal \u015fiddete, aile içi \u015fiddete, sava\u015fa, \u0131rkç\u0131l\u0131\u011fa kar\u015f\u0131 toplumsal hareketin simgesi haline geldi.<\/p>\n\n

Mirebel k\u0131z karde\u015flerden birinin kod ad\u0131n\u0131n kelebek olmas\u0131ndan da esinlenilerek; o günden sonra bu üç k\u0131z karde\u015f, gerek Dominik'te gerek dünyada "kelebekler<\/em>" ad\u0131yla efsanele\u015ftirilerek an\u0131lmaya ba\u015fland\u0131. 1981 y\u0131l\u0131nda toplanan Latin Amerika Kad\u0131n Kurultay\u0131 taraf\u0131ndan, Mirebel karde\u015fler an\u0131s\u0131na "Kad\u0131na Yönelik \u015eiddete Kar\u015f\u0131 Mücadele Günü" ilan edilmesiyle bu tarih sadece bir anma etkinli\u011fi olmakla kalmay\u0131p toplumsal bir kad\u0131n hareketine evrildi. 1985 y\u0131l\u0131nda Birle\u015fmi\u015f Milletler taraf\u0131ndan "Kad\u0131na Yönelik \u015eiddete Kar\u015f\u0131 \u0130çin Uluslararas\u0131 Mücadele Günü" ad\u0131 verildi\u011finde ise tüm dünyada kad\u0131n haklar\u0131 aktivizmine dair en önemli tarihlerden biri haline geldi.<\/p>\n\n

*****<\/p>\n\n

Bu kapsamda At\u0131l\u0131m Üniversitesi’nde KASAUM taraf\u0131ndan düzenlenen Kad\u0131na Yönelik \u015eiddete Kar\u015f\u0131 \u0130çin Uluslararas\u0131 Mücadele Günü Konferans\u0131 ile ba\u015fta ö\u011frenci ve akademisyenler olmak üzere pek çok kesimi bir araya getiren önemli bir etkinlik gerçekle\u015ftirildi. Toplumsal cinsiyet kavram\u0131 ve kad\u0131na \u015fiddet üzerine yo\u011funla\u015f\u0131lan konferansta alan\u0131nda uzman isimler kat\u0131l\u0131mc\u0131larla bulu\u015ftu. Konferans\u0131n yan\u0131 s\u0131ra Kadriye Zaim Kütüphanesi içinde At\u0131l\u0131m Üniversitesi Kad\u0131n Haklar\u0131 Toplulu\u011fu ve KASAUM taraf\u0131ndan olu\u015fturulan standlarda kat\u0131lanlara toplumsal cinsiyet e\u015fitli\u011fine dair bilinçlendirici hediyeler da\u011f\u0131t\u0131l\u0131p, konuya ili\u015fkin bilgilendirmeler yap\u0131larak birebir diyaloglar ile bu konuda bilinçlenmenin önemi hat\u0131rlat\u0131ld\u0131. Karikatür sergisinin gerçekle\u015ftirildi\u011fi ve Yenimahalle Belediyesi Kad\u0131n S\u0131\u011f\u0131nma Evi Ba\u011f\u0131\u015f Kumbaras\u0131n\u0131n da kuruldu\u011fu fuaye alan\u0131na kat\u0131l\u0131mc\u0131lar\u0131n ilgisi yo\u011fundu.<\/p>\n\n

*****<\/p>\n\n

Her y\u0131l yapt\u0131\u011f\u0131 etkinliklerle ö\u011frencileri alan\u0131nda uzman isimlerle bulu\u015fturan KASAUM, bu y\u0131lki etkinliklerinin ilk ad\u0131m\u0131 olarak üyesi Ö\u011fr. Gör. Damla Songur düzenleyicili\u011finde KASAUM Ba\u015far\u0131y\u0131 Payla\u015f\u0131m Program\u0131 ö\u011frencileri ile birlikte kad\u0131n ve çocuk haklar\u0131 savunucusu Avukat Feyza Altun ve BM Toplumsal Cinsiyet Uzman\u0131 Zeliha Ünald\u0131 ile bir konferans gerçekle\u015ftirdi. Ba\u015fta At\u0131l\u0131m Üniversitesi olmak üzere pek çok üniversiteden kat\u0131l\u0131mc\u0131n\u0131n yo\u011fun ilgi gösterdi\u011fi konferans, KASAUM Müdürü Doç. Dr. Gül Güne\u015f’in aç\u0131l\u0131\u015f konu\u015fmas\u0131yla ba\u015flad\u0131. Toplumsal cinsiyet alg\u0131s\u0131 üzerine bilgi veren ve an\u0131lar\u0131n\u0131 kat\u0131l\u0131mc\u0131larla payla\u015fan Avukat Feyza Altun, toplumsal ya\u015famda özellikle kad\u0131n, çocuk ve LGBT\u0130 bireylerin kar\u015f\u0131la\u015ft\u0131\u011f\u0131 cinsiyet ayr\u0131mc\u0131l\u0131\u011f\u0131ndan ve buna tepki verilmesi gerekti\u011fi konusunda bilinçlenmenin öneminden bahsetti. Kad\u0131na yönelik \u015fiddette uluslararas\u0131 çal\u0131\u015fma ve i\u015fbirli\u011finin öneminden bahseden Zeliha Ünald\u0131 ise \u015fiddetin temel sebebinin toplumsal cinsiyet e\u015fitsizli\u011finden kaynakland\u0131\u011f\u0131n\u0131 \u015fu cümleyle belirtti:  ’’Kad\u0131na \u015fiddet bir salg\u0131n ise, e\u015fitsizlik de onun mikrobudur.’’<\/p>\n\n

*****<\/p>\n\n

Avukat Feyza Altun kendi an\u0131lar\u0131ndan bahsederken ‘’Kad\u0131n\u0131n Fenni’’ kitab\u0131n\u0131 yazmas\u0131nda ba\u015frolün babas\u0131na ait oldu\u011fundan bahsetti. Babas\u0131n\u0131n aile içindeki ataerkil tavr\u0131n\u0131n onu ba\u015fta kendi haklar\u0131 olmak üzere zamanla tüm ülke ve dünya kad\u0131nlar\u0131n\u0131n haklar\u0131 için mücadele etmeye itti\u011fini belirten Altun, “Bir ki\u015fi, bir ki\u015fidir.<\/em>’’ diyerek bugün ülkede ya\u015fanan kad\u0131n haklar\u0131 ihlallerinin temelinde özellikle ailenin rol oynad\u0131\u011f\u0131n\u0131 ve e\u011fer bir birey bile bilinçlenirse domino ta\u015f\u0131 etkisiyle di\u011fer bireyleri etkileyece\u011fini ve bunun zamanla toplumun da bilinçlenmesine katk\u0131 sa\u011flayaca\u011f\u0131n\u0131 ifade etti. Kad\u0131nlar\u0131n bu konudaki bilincinin olu\u015fmas\u0131nda en büyük etkinin aktivist hareketlere ait oldu\u011funu belirten Altun “Önemli olan <\/em>ö<\/em>nce kad\u0131nlardaki aile, okul, i\u015fyeri ve toplumca olu\u015fturulmu\u015f önyarg\u0131lar\u0131 k\u0131rmak ve onlar\u0131n da kendi kabu\u011funu k\u0131rmas\u0131n\u0131 sa\u011flamak i<\/em>ç<\/em>in bilin<\/em>ç<\/em>lendirme hareketleri olu\u015fturmakt\u0131r<\/em>.” dedi. Kat\u0131l\u0131mc\u0131lar\u0131n kendisine yöneltti\u011fi sorularda yarg\u0131 kararlar\u0131n\u0131n toplum alg\u0131s\u0131n\u0131 büyük oranda etkiledi\u011fini belirtti. \u015eiddete yasalar ve yarg\u0131 kararlar\u0131yla me\u015fru zemin haz\u0131rlanmas\u0131na toplumun tüm kesimlerince tepki gösterilmesinin önemini belirtti. Bu konuda iktidar partisi milletvekillerince verilen önergenin toplum tepkisiyle geri çekildi\u011finin hat\u0131rlatan Altun “Bir ki\u015fi bir ki\u015fidir ve bir ki\u015fi asl\u0131nda herkestir.”<\/em> diyerek, ki\u015filerin birbirlerinden ald\u0131\u011f\u0131 güç ile bir toplumsal hareket yaratt\u0131\u011f\u0131n\u0131 vurgulad\u0131.<\/p>\n\n

Konferans\u0131n bir di\u011fer konu\u011fu BM Toplumsal Cinsiyet E\u015fitli\u011fi Uzman\u0131 Zeliha Ünald\u0131 ise bu alanda uzmanla\u015fmas\u0131n\u0131n hikâyesini kat\u0131l\u0131mc\u0131larla payla\u015ft\u0131. ODTÜ’yü kazand\u0131\u011f\u0131nda \u015fehir d\u0131\u015f\u0131nda tek ba\u015f\u0131na ya\u015faman\u0131n bir kad\u0131n için zor oldu\u011fu ve uygun biriyle evlenirse Ankara gibi büyük bir \u015fehirde daha rahat edece\u011fini iddia eden çevresiyle mücadelesinden bahseden Ünald\u0131 toplumsal cinsiyet e\u015fitli\u011fi bilincinin olu\u015fmas\u0131nda ailenin etkisini vurgulad\u0131. Kendisinin hikâyesinin, ona sonuna kadar güvenip destekleyen ve çevresinin evlilik tavsiyelerine kar\u015f\u0131 ç\u0131kan babas\u0131n\u0131n bu bilinçli tavr\u0131 ile ba\u015flad\u0131\u011f\u0131n\u0131 belirtti. Ayr\u0131ca üyesi oldu\u011fu kurulu\u015fun (BM) kad\u0131n haklar\u0131 ve sorunlar\u0131 kapsam\u0131nda pek çok etkin alt biriminin oldu\u011fundan bahseden Ünald\u0131 her bir kad\u0131n sorunun alt\u0131nda toplumsal cinsiyet e\u015fitsizli\u011finin yatt\u0131\u011f\u0131n\u0131 ve olu\u015fan kad\u0131n haklar\u0131n\u0131n ise kayna\u011f\u0131n\u0131 e\u015fitlikten ald\u0131\u011f\u0131n\u0131 belirtti. Kad\u0131nlar\u0131n toplumsal hayatta pozitif ayr\u0131mc\u0131l\u0131k veya üstünlük beklemedi\u011fini sadece e\u015fitlik için mücadele etti\u011fini vurgulayan Ünald\u0131 henüz siyasette dahi kad\u0131n etkisinin bu denli az olu\u015fu söz konusuyken katedilecek yolun uzun oldu\u011funu fakat Birle\u015fmi\u015f Milletler’in bu konuda oldukça etkin çal\u0131\u015ft\u0131\u011f\u0131n\u0131 bildirdi. Bu y\u0131l “Dünyay\u0131 Turuncuya Boyayal\u0131m<\/em>” slogan\u0131yla yola ç\u0131kt\u0131klar\u0131n\u0131 belirten Ünald\u0131 kampanyan\u0131n içeri\u011fini kat\u0131l\u0131mc\u0131larla payla\u015ft\u0131.  “Dünyay\u0131 Turuncuya Boyayal\u0131m Kad\u0131na ve K\u0131z Çocuklar\u0131na Y<\/em>ö<\/em>nelik \u015eiddet Son Bulsun<\/em>” küresel giri\u015fimi, Birle\u015fmi\u015f Milletler Genel Sekreteri’nin Kad\u0131na Yönelik \u015eiddeti Sonland\u0131rmak için B\u0130<\/em><\/strong>RLE<\/em><\/strong>\u015e\u0130N<\/em><\/strong> isimli küresel kampanyas\u0131 ad\u0131na UN Women’\u0131n öncülü\u011fünde gerçekle\u015ftiriliyor. Kampanya için, kad\u0131na yönelik \u015fiddetin olmad\u0131\u011f\u0131 daha parlak bir gelece\u011fi temsil eden turuncu rengi seçildi. 16 günlük aktivizm boyunca dünyan\u0131n her yerinde etkinlikler düzenleniyor. Kampanya 10 Aral\u0131k \u0130nsan Haklar\u0131 Gününde sona erecek.<\/p>\n\n

*****<\/p>\n\n

Konferans kat\u0131l\u0131mc\u0131lar ve konu\u015fmac\u0131lar\u0131n soru, cevap etkinli\u011fiyle sonland\u0131. Sonras\u0131nda “Kad\u0131n\u0131n Fenni” kitab\u0131 için olu\u015fturulan stantta Avukat Feyza Altun okuyucular\u0131 için kitaplar\u0131n\u0131 imzalad\u0131. Hem konu\u015fmac\u0131lar hem de kat\u0131l\u0131mc\u0131lar\u0131n büyük bir mutlulukla ayr\u0131ld\u0131\u011f\u0131 konferans için te\u015fekkürleri kabul eden KASAUM güzel bir etkinli\u011fin daha haberini verdi.  Buna göre, At\u0131l\u0131m Üniversitesi Kad\u0131n Sorunlar\u0131 Ara\u015ft\u0131rma ve Uygulama Merkezi 2015-2016 LAP etkinlikleri kapsam\u0131nda Birle\u015fmi\u015f Milletler (BM) ile kurmu\u015f oldu\u011fu diyalo\u011fun önemli bir geri bildirimi olarak Kad\u0131na Kar\u015f\u0131 \u015eiddetle Mücadelede Birle\u015fmis Milletler "Dünyay\u0131 Turuncuya Boyayal\u0131m" 16 Günlük Aktivizm Kampanyas\u0131’nda payda\u015flardan biri olarak yer alarak; 16 gün boyunca çe\u015fitli etkinlikler düzenleyecek.<\/p>"}]},{"class_":["col-lg-12","col-md-12","col-sm-12","col-xs-12"],"modules":[{"type":"image_gallery","module_type":"owl-carousel","images":{"initialPreview":["\/uploads\/pages\/merkez-yayinlari-1538035867\/1538044705-yayin11.jpg","\/uploads\/pages\/merkez-yayinlari-1538035867\/1538044705-yayin12.jpg","\/uploads\/pages\/merkez-yayinlari-1538035867\/1538044705-yayin13.jpg","\/uploads\/pages\/merkez-yayinlari-1538035867\/1538044705-yayin14.jpg","\/uploads\/pages\/merkez-yayinlari-1538035867\/1538044705-yayin15.jpg","\/uploads\/pages\/merkez-yayinlari-1538035867\/1538044705-yayin16.jpg","\/uploads\/pages\/merkez-yayinlari-1538035867\/1538044705-yayin17.jpg"],"initialPreviewConfig":[{"type":"image","size":70991,"extra":{"file":"\/uploads\/pages\/merkez-yayinlari-1538035867\/1538044705-yayin11.jpg"},"caption":"1538044705-yayin11.jpg","width":"720px","height":"960px","key":0,"target_url":"\/uploads\/pages\/merkez-yayinlari-1538035867\/1538044705-yayin11.jpg","lightbox":false},{"type":"image","size":117799,"extra":{"file":"\/uploads\/pages\/merkez-yayinlari-1538035867\/1538044705-yayin12.jpg"},"caption":"1538044705-yayin12.jpg","width":"960px","height":"922px","key":1,"target_url":"\/uploads\/pages\/merkez-yayinlari-1538035867\/1538044705-yayin12.jpg","lightbox":false},{"type":"image","size":197033,"extra":{"file":"\/uploads\/pages\/merkez-yayinlari-1538035867\/1538044705-yayin13.jpg"},"caption":"1538044705-yayin13.jpg","width":"960px","height":"960px","key":2,"target_url":"\/uploads\/pages\/merkez-yayinlari-1538035867\/1538044705-yayin13.jpg","lightbox":false},{"type":"image","size":92174,"extra":{"file":"\/uploads\/pages\/merkez-yayinlari-1538035867\/1538044705-yayin14.jpg"},"caption":"1538044705-yayin14.jpg","width":"960px","height":"720px","key":3,"target_url":"\/uploads\/pages\/merkez-yayinlari-1538035867\/1538044705-yayin14.jpg","lightbox":false},{"type":"image","size":114820,"extra":{"file":"\/uploads\/pages\/merkez-yayinlari-1538035867\/1538044705-yayin15.jpg"},"caption":"1538044705-yayin15.jpg","width":"960px","height":"720px","key":4,"target_url":"\/uploads\/pages\/merkez-yayinlari-1538035867\/1538044705-yayin15.jpg","lightbox":false},{"type":"image","size":98459,"extra":{"file":"\/uploads\/pages\/merkez-yayinlari-1538035867\/1538044705-yayin16.jpg"},"caption":"1538044705-yayin16.jpg","width":"960px","height":"720px","key":5,"target_url":"\/uploads\/pages\/merkez-yayinlari-1538035867\/1538044705-yayin16.jpg","lightbox":false},{"type":"image","size":110674,"extra":{"file":"\/uploads\/pages\/merkez-yayinlari-1538035867\/1538044705-yayin17.jpg"},"caption":"1538044705-yayin17.jpg","width":"960px","height":"720px","key":6,"target_url":"\/uploads\/pages\/merkez-yayinlari-1538035867\/1538044705-yayin17.jpg","lightbox":false}]},"settings":{"items":3,"padding":0,"margin":0,"responsive":[],"autoplay":false,"autoplayTimeout":5000,"center":false,"mouseDrag":true,"touchDrag":true,"pullDrag":true,"freeDrag":false,"stagePadding":0,"merge":false,"mergeFit":true,"autoWidth":false,"startPosition":0,"URLhashListener":false,"nav":false,"rewind":true,"dots":true,"dotsEach":false,"autoplayHoverPause":false,"loop":false,"width":960,"height":720,"process":"fit"}}]}]}}},{"title":"\u00d6\u011frenci Makalesi- Orlando, Bir 'Kad\u0131n' Do\u011fdu!","content":{"type":"ckeditor","content":"

Orlando, Bir ‘Kad\u0131n’ <\/strong>Do<\/strong>\u011fdu!*<\/strong><\/p>\n\n

 
\nKübra Bulut** <\/p>\n\n

\"http:\/\/retired-kasaum.atilim.edu.tr\/shares\/kasaum\/images\/15369877_10154653309592221_1083877621_o.jpg\"<\/p>\n\n


\nMizahi, fantastik ve co\u015fkulu bir anlat\u0131m\u0131 olan Orlando, Virginia Woolf’un özgün eseridir. Roman, Orlando’nun hayat\u0131ndaki de\u011fi\u015fiklikler, karamsar iç dünyas\u0131 ve hayat\u0131na giren insanlar ile \u015fekillenir. Yazar, ‘ya\u015fam öykücü’ s\u0131fat\u0131 ile olaylar\u0131n seyrine s\u0131k s\u0131k müdahale etmekte ve yorum yapmaktad\u0131r. Orlando’nun gözünden ve yer yer ya\u015fam öykücünün gözünden yaz\u0131lan romanda, kahraman ve ilahi bak\u0131\u015f aç\u0131lar\u0131 kullan\u0131lm\u0131\u015ft\u0131r. Romanda çevre ve insan betimlemelerine s\u0131k s\u0131k yer verilmi\u015ftir ve yazar bu yol ile bizlere dönemin tüm özelliklerini yans\u0131t\u0131r.
\n <\/p>\n\n

Orlando \u015fairane ruhlu, zarif bir adamd\u0131r. Üç yüz altm\u0131\u015f odal\u0131 \u015fatosunda yan\u0131nda çal\u0131\u015fan hizmetlileri Orlando’yu, edebiyat a\u015fk\u0131na tutulmu\u015f bir beyzade, diye betimlerler fakat dönemin toplumu Orlando’nun edebiyat sevdas\u0131n\u0131 yan\u0131nda çal\u0131\u015fan hizmetlileri kadar ho\u015fgörülü kar\u015f\u0131lamaz. Edebiyat, soylular\u0131n u\u011fra\u015fmamas\u0131 gereken, insan\u0131 delirten bir alt s\u0131n\u0131f u\u011fra\u015f\u0131d\u0131r. Oysa Orlando’ya göre, soylu atalar\u0131ndan geriye kalan sadece iskelet olmas\u0131na ra\u011fmen, \u015fiir kitaplar\u0131 y\u0131llara meydan okur. 
\nBu dü\u015fünceden yola ç\u0131karak bir kitap yazar ama dönemin ünlü kitap yorumcusunun kendisiyle dalga geçmesi üzerine edebiyata küser. Ya\u015fam öykücü bu küsü\u015fü, kitab\u0131yla alay edilmesi o’nu prensesin a\u015fk\u0131yla alay etmesi kadar incitmi\u015fti, diye yorumlar. 
\n <\/p>\n\n

Edebiyata küsen Orlando, ülkesine hizmet etmek ister ve Kral\u0131n elçisi olarak \u0130stanbul’a gelir. Türkiye’ye geldi\u011fi zaman fantastik bir \u015fekilde de\u011fi\u015fime u\u011frar ve otuz ya\u015f\u0131ndayken bir sabah kalkt\u0131\u011f\u0131nda kad\u0131na dönü\u015für. Bu de\u011fi\u015fimi, sadece vücudum de\u011fi\u015fti, ben hala ayn\u0131 benim diye yorumlar, zira kad\u0131n olmak dolgun meme ve iri kalçadan daha fazlas\u0131d\u0131r. Henüz toplumun kad\u0131nlara olan davran\u0131\u015f\u0131n\u0131 görmemi\u015f, 19. yy’in kad\u0131nlara biçti\u011fi rolün içine girmemi\u015ftir. K\u0131sa bir süre sonra sokakta istedi\u011fi gibi tek ba\u015f\u0131na dola\u015famayacak hale gelece\u011finden henüz haberi yoktur. \u0130ffetini korumas\u0131, sürekli kibar olmas\u0131 ve kendisine üstünlük taslayan beylere gülümseyerek çay servisi yapmas\u0131 gerekince kad\u0131n Orlando ile erkek Orlando aras\u0131nda bir fark olmad\u0131\u011f\u0131 dü\u015füncesi do\u011frulu\u011funu yitirecektir. 
\n <\/p>\n\n

Orlando de\u011fi\u015fiminden sonra \u0130ngiltere’ye dönünce bir ak\u015fam rahatlamak için tek ba\u015f\u0131na dola\u015fmaya ç\u0131kar ve evine dönebilece\u011fi en berbat ruh hali ile döner. Havas\u0131zl\u0131ktan bo\u011fulmas\u0131na ramak kalmadan, kendisine zümrütlerle i\u015flenmi\u015f bir kurba\u011fa hediye edilmeden ve bir ar\u015fidükten evlenme teklifi almadan yürüyü\u015fe ç\u0131kamayacak m\u0131d\u0131r? Hay\u0131r. Çünkü art\u0131k o bir kad\u0131nd\u0131r. 
\n <\/p>\n\n

Orlando, 19. Yy’in kad\u0131nlara biçti\u011fi rolün içinde bo\u011fulacak gibi olur. Ancak ayk\u0131r\u0131 ve güçlü ki\u015fili\u011finin yard\u0131m\u0131yla ya\u015fam\u0131ndaki büyük dönü\u015fümün üstesinden gelmeyi ba\u015far\u0131r. Roman 1928 tarihinde sona erer. Otuz ya\u015f\u0131nda kad\u0131na dönü\u015füp dört yüz y\u0131l ya\u015fayan Orlando, roman\u0131n sonunda boyun e\u011fmez ça\u011fda\u015fl\u0131\u011f\u0131 ile dimdik ayaktad\u0131r.
\n <\/p>\n\n

Bir insan\u0131n dünyaya gelmesi mucizevi bir ba\u015flang\u0131çt\u0131r. Fakat bir insan\u0131n ‘kad\u0131n’ olarak dünyaya gelmesi bir biti\u015ftir. Bu noktada ba\u015flang\u0131ç ile biti\u015fin kesi\u015fti\u011fini görece\u011fiz. Günümüzde iki insan konu\u015furken konu\u015facak bir \u015fey kalmaz ve bir sessizlik olursa, ‘k\u0131z çocuk do\u011fdu’ denir. Çünkü derin sessizlikler k\u0131z çocuk do\u011funca, büyük \u015fenlikler erkek çocuk do\u011funca olur. Bu dünyada kad\u0131n olarak dünyaya gelmek beraberinde kocaman bir sessizlik do\u011furur ve büyüyen k\u0131z çocu\u011fu hayat\u0131n\u0131n sonuna kadar ta\u015f\u0131r bu sessizli\u011fi. Sessizce iffetini korumal\u0131, kocas\u0131n\u0131 sessizce alttan almal\u0131d\u0131r. Dayak yiyen kad\u0131n ba\u011f\u0131rmaz, yüzündeki morluklar\u0131 göstermeye sessizce utan\u0131r evden ç\u0131kamaz. Sessizce sad\u0131k olmal\u0131d\u0131r günümüzde kad\u0131n. Sessizce görmezden gelmelidir kocas\u0131n\u0131n sadakatsizli\u011fini çünkü erkektir, yapabilir. Dönece\u011fi yer yine evidir.  Çocuklar\u0131n\u0131 sessizce okula göndermelidir. Anne olmal\u0131d\u0131r, çocuk do\u011furmal\u0131 ve çocuklar\u0131 için sessizce gö\u011füs germelidir ba\u015f\u0131na gelenlere ve muhtemelen geleceklere. Bu roller ona do\u011fumunda biçilmi\u015ftir. Do\u011fumundan ölümüne kadar giymek zorunda oldu\u011fu bir k\u0131yafettir kad\u0131n\u0131n sessizli\u011fi. S\u0131rf kad\u0131n oldu\u011fu için giymek zorunda kald\u0131\u011f\u0131 bir elbisedir.
\n <\/p>\n\n

Kad\u0131na biçilen roller, kad\u0131n bedeninin üzerine allan\u0131p pullan\u0131p çok çekici bir elbise gibi geçirilmi\u015ftir ve kad\u0131n bu rollerden biçilmi\u015f elbiseyi ona ne kadar a\u011f\u0131r gelse de ç\u0131kar\u0131p atamaz. Çünkü o elbise olmadan ‘ç\u0131plak’ kal\u0131r. Ç\u0131plak bir kad\u0131n, toplum taraf\u0131ndan kabul edilmez, d\u0131\u015flan\u0131r. Ç\u0131plak kad\u0131n namussuzdur ve namus bekçileri taraf\u0131ndan azarlan\u0131r. Toplum, benim namusumun bekçisidir. Öfkelidir, eli a\u011f\u0131r, dili serttir.  Özgürlük isteyip sokaklarda ko\u015famaz günümüzde kad\u0131n, ay\u0131pt\u0131r. Çok sesli gülemez. Ne\u015feli ise, ‘iffetsiz’ olabilir.
\n <\/p>\n\n

Toplum; sokaklarda ak\u015fam alt\u0131dan sonra dola\u015fmay\u0131 kabul etmeyen, k\u0131z torununu okula gönderirken erkek ö\u011fretmeninin gözüne bakmamas\u0131n\u0131 nasihat eden ya\u015fl\u0131 bir dededir.  Toplum…
\n <\/p>\n\n

Bu saçmal\u0131klara daha fazla devam etmeyece\u011fim. Toplum biziz. Toplum; bizzat benimdir. Toplum, benim do\u011facak çocuklar\u0131md\u0131r. Benim annemdir, babamd\u0131r, ö\u011fretmenim ve arkada\u015flar\u0131md\u0131r. Toplum kad\u0131n Orlando ve erkek Orlando’dur. Toplum, sessiz kalan kad\u0131nlar, \u015fiddet ma\u011fduru çocuklard\u0131r. Özgürlü\u011fü için sava\u015fan da toplumdur, özgürlükle sava\u015fana sava\u015f açan da… Bizler, bu karanl\u0131k toplumun ayd\u0131nl\u0131k parçalar\u0131y\u0131z. Bu ayd\u0131nl\u0131\u011f\u0131 karanl\u0131\u011fa da\u011f\u0131tmazsak karanl\u0131kta ya kaybolacak ya hapsolaca\u011f\u0131z. Yakt\u0131\u011f\u0131m\u0131z ufac\u0131k \u0131\u015f\u0131k süreklilik sa\u011flayamazsa sönecek ve biz yolumuzu \u015fa\u015f\u0131raca\u011f\u0131z. Yüzy\u0131llard\u0131r süregelen bu saçmal\u0131klar\u0131 de\u011fi\u015ftirecek olan, bizleriz. Bizler bu de\u011fi\u015fimi sessizli\u011fimizi bozarak, mücadele ederek, e\u011fitim ile gerçekle\u015ftirece\u011fiz. Hepimiz bir roman kahraman\u0131y\u0131z ve roman bitti\u011finde kad\u0131n Orlando gibi boyun e\u011fmez ça\u011fda\u015fl\u0131\u011f\u0131m\u0131zla dimdik ayakta durmal\u0131y\u0131z. Bize biçilen kal\u0131ba girmeyecek, bize kal\u0131p biçeni de\u011fi\u015ftirece\u011fiz.<\/p>\n\n

----------------------------------------------------------<\/p>\n\n

* Bu kitap de\u011ferlendirmesi, At\u0131l\u0131m Üniversitesi KASAUM’un payda\u015flar\u0131ndan biri oldu\u011fu “BM Kad\u0131n ve K\u0131z Çocuklar\u0131na Yönelik \u015eiddete Son Vermek \u0130çin Dünyay\u0131 Turuncuya Boya!” kampanyas\u0131 kapsam\u0131nda haz\u0131rlanm\u0131\u015ft\u0131r. Yay\u0131mlanmadan önce Ö\u011fr. Gör. Damla Songur taraf\u0131ndan gözden geçirilmi\u015ftir.<\/p>\n\n

** Kübra Bulut, At\u0131l\u0131m Üniversitesi Hukuk Fakültesi 2. s\u0131n\u0131f ö\u011frencisi.<\/p>"}},{"title":"\u00d6\u011frenci Makalesi- Orlando: Zamans\u0131z Bir Ruh","content":{"type":"ckeditor","content":"

Orlando: Zamans\u0131z Bir Ruh*<\/strong><\/p>\n\n

Tutku Mavi Erk\u0131l\u0131ç**<\/strong><\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Virginia Woolf<\/strong> hayat verdi\u011fi karakterleri zihninin alg\u0131lad\u0131klar\u0131 üzerinden çizer. Aktard\u0131\u011f\u0131 izlenimler aras\u0131nda organik bir ba\u011f vard\u0131r. Orlando, temas\u0131 zaman\u0131n çok katmanl\u0131l\u0131\u011f\u0131, formu ise \u015fiirsel düzyaz\u0131 olan 1928 do\u011fumlu roman\u0131d\u0131r. Zaman\u0131 kronolojik olarak olanaks\u0131z bir geni\u015flikte kullanmakla kalmaz, dönemler aras\u0131nda s\u0131n\u0131rlar çizmeden dola\u015f\u0131r. Karakterlerin psikolojisi mekânlarla birlikte görünür hale gelir,  jestler ve sözler do\u011fall\u0131klar\u0131n\u0131 korur. Geleneklerle çat\u0131\u015fan insan, zaman\u0131n ruhunun daha güçlü bir biçimde görünmesini sa\u011flar. Woolf’un dünyadan göçmesi zaman\u0131n\u0131n ruhuna ayak uyduramamas\u0131ndand\u0131r ancak Orlando zaman\u0131 s\u0131n\u0131rs\u0131zca ya\u015farken Woolf’u da beraberinde ta\u015f\u0131r. Orlando (1928) ve Kendine Ait Bir Oda (1929) romanlar\u0131 ayn\u0131 dönemlerde yarat\u0131lm\u0131\u015f olmas\u0131n\u0131n yan\u0131 s\u0131ra tematik aç\u0131dan paralellikler ta\u015f\u0131r: \u0130lki zaman\u0131n s\u0131n\u0131rlamad\u0131\u011f\u0131 bir özgürle\u015fmeyi arzulayan bir fantezi iken ikincisi yazarl\u0131\u011f\u0131n yarat\u0131c\u0131 do\u011fas\u0131 üzerinden özgürle\u015fmenin ö\u011fretisine odaklan\u0131r.  Woolf, “Kendine Ait Bir Oda”dan erkek egemen dünyaya seslenir, feminist harekete klasik bir eser b\u0131rak\u0131r.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Woolf<\/strong>’un “<\/strong>Orlando<\/strong>”su üzerine…<\/strong> Uygarl\u0131\u011f\u0131n barbarl\u0131k, bar\u0131\u015f\u0131n sava\u015f, a\u015fk\u0131n zay\u0131fl\u0131k, çekicili\u011fin yetersizlik, özentinin çaresizlik ve güzelli\u011fin yoksunlukla olan ili\u015fkisini bir kez daha görmü\u015f ve bu kavramlar\u0131n ço\u011funlukla birbirinin yerine kullan\u0131lageldi\u011fini bir kez daha anlam\u0131\u015ft\u0131m. Ya\u015fam bir yan\u0131lg\u0131lar yuma\u011f\u0131yd\u0131 ve ya\u015fam\u0131 bir krizler güncesine çevirmemek için görmemek duymamak ve dü\u015fünmemek gerekiyordu. Oysa ya\u015fama kar\u015f\u0131 ba\u015fkald\u0131rmadan ve gerçe\u011fe kar\u015f\u0131 düzlükler kurmadan Orlandolar var olamazd\u0131.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

\u0130ngiltere’nin en soylu ve nüfuzlu ailelerinden birinin mirasç\u0131s\u0131 olan \u015fair ruhlu Orlando serüven dolu ya\u015fant\u0131s\u0131na Kraliçe I. Elizabeth’in gözdesi olarak ba\u015flar. Aray\u0131\u015flar içinde geçen ini\u015fli ç\u0131k\u0131\u015fl\u0131 dört yüzy\u0131ll\u0131k ya\u015fam\u0131n\u0131n orta yerinde bir dönü\u015füme u\u011frar.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

“<\/em>Orlando<\/em>”<\/em> roman\u0131,  roman a clef<\/em> (gerçek ki\u015fi ve olaylar\u0131n kurmaca görünümü alt\u0131nda sunulmas\u0131) türündedir. Roman Woolf<\/em>’<\/em>’un gösteri\u015fli Vita Sackville-West’e yazd\u0131\u011f\u0131, poetik düzyaz\u0131 formunda bir a\u015fk ilan\u0131d\u0131r.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

1949 y\u0131l\u0131nda Londra’da do\u011fan Sally Potter<\/strong>’<\/strong>\u0131n kamerayla ilk tan\u0131\u015fmas\u0131 1963 y\u0131l\u0131na rastlar. 1974 y\u0131l\u0131nda dans grubu kurar ve koreograf olarak ünlenir. 1979’da Puccini’nin “La Boheme” operas\u0131n\u0131n serbest bir uyarlamas\u0131 olan “Thriller” adl\u0131 k\u0131sa filmle yönetmenli\u011fe ad\u0131m atar. Potter’in filmografisinde öne ç\u0131kan filmler \u015funlard\u0131r: “The Gold Diggers” (1981), “Women in Soviet Cinema” (1988), “The Tango Lesson” (1997) ve “The Man Who Cried” (2000).<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Ve Orlando<\/strong>…<\/strong><\/p>\n\n

Yönetmen: Sally Potter<\/p>\n\n

Senaryo: Sally Potter (Kaynak Roman: Virginia Woolf)<\/p>\n\n

Görüntü: Aleksei Rodionov<\/p>\n\n

Müzik: Potter & David Motion (Handel) (Lirikler: Potter)<\/p>\n\n

Kurgu: Herve Schneid<\/p>\n\n

Oyuncu: Tilda Swinton (Orlando), Quentin Crisp (Kraliçe I. Elizabeth ), Charlotte Vandery (Aleksandra Menchikova), Lothaire Bluteau (Khan), Billy Zane (Shelmerdine), John Wood (Archduke Harry), Jessica Swinton (Orlando’nun K\u0131z\u0131)<\/p>\n\n

Yap\u0131mc\u0131: Sally Potter                                      <\/p>\n\n

Yap\u0131m: UK-Rus-Ita-Fra<\/p>\n\n

Marseille 1992 Best Film & Best Actress<\/p>\n\n

Venedik 1992 \u0130zleyici En \u0130yi Film<\/p>\n\n

Selanik 1992 Best Film & Best Actress<\/p>\n\n

Felix 1993 Young European Film<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Orlando’nun 400 y\u0131ll\u0131k yolculu\u011fu arac\u0131l\u0131\u011f\u0131yla \u0130ngiliz kültürünün kökenlerine, cinsel devrim tarihine, salon edebiyat\u0131n\u0131n inceliklerine, sava\u015f ve bar\u0131\u015f\u0131n çok bilinmeyenli denklemine, cinsiyet ve kimlik ili\u015fkisine odaklan\u0131r\u0131z. Yüzy\u0131llar içinde dekor, jest, kostüm ve aksesuar kombinasyonu içinde yol al\u0131r\u0131z. Potter kendi deyimiyle dönemleri kostüm, müzik ve \u015fiirle aktar\u0131r. Tarihsel dönemler yedi ana sekans blo\u011fu olmak üzere belirtilir.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

1600 (ÖLÜM):  Eliza parças\u0131n\u0131n androjen tarzda seslendirilmesi Kraliçe’nin de\u011ferini azaltmasa da cinsiyetçi ve ironik bir dokundurmad\u0131r. Parça kraliçeyi güzel ve kutsal olarak sunsa da Eliza ço\u015fku uyand\u0131racak durumda de\u011fildir, bu durum görkemli teknenin önemli yolcusunun kimli\u011fini ele verir. Elizabeth’in (oyuncu Quentin Crisp, bir erkek!) içinde elini y\u0131kad\u0131\u011f\u0131 ve Orlando’nun ta\u015f\u0131d\u0131\u011f\u0131 kase ar\u0131nmaya vurgu yapar, bundan böyle Orlando geçmi\u015finden ar\u0131n\u0131r ve Elizabeth’in gözdesi olarak sadece ona ait olur. Eliza müzi\u011fi yolculu\u011fu boyunca Orlando’ya e\u015flik eder ki bu durum Elizabeth’in koruyucu, güven verici ve kutsay\u0131c\u0131 varl\u0131\u011f\u0131n\u0131n Orlando’da yer etti\u011fine dönük bir göndermedir.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

I.Elizabeth çevresi hizmetçiler ve asilzadelerle çevrili mülkünü, sarar\u0131p solmamas\u0131 ko\u015fuluyla Orlando’ya b\u0131rak\u0131r ve gözdesi oldu\u011funu ilan eder. Kraliçe’nin köpeklerini gezdirmesine izin verilmesi Orlando için \u015feref ve ayr\u0131cal\u0131kl\u0131 konumunu gösteren bir göstergedir. Elizabeth’in en s\u0131k kulland\u0131\u011f\u0131 kelime olan “Come!” kraliyetin emir kipi olarak pozisyonu dolay\u0131s\u0131yla s\u0131radanla\u015fm\u0131\u015f karakterlerle özde\u015fle\u015fir. Elizabeth dönemi canl\u0131 ve ça\u011f\u0131ran renklerle verilir, sonbahar atmosferi bask\u0131nd\u0131r: K\u0131rm\u0131z\u0131 ve alt\u0131n renkleri gücün simgesidir.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

1610 (SEVG\u0130):  Victorian stili bir resimde Orlando’nun buz alt\u0131nda donmu\u015f çiçekler ve meyveler aras\u0131nda kad\u0131na dönü\u015fmü\u015f bir \u015fekilde görünmesi a\u015fk kurban\u0131 oldu\u011funu ça\u011fr\u0131\u015ft\u0131r\u0131r. Kraliçenin ve ailesinin ölümünün ard\u0131ndan Orlando Favilla ile ni\u015fanl\u0131 olmas\u0131na ra\u011fmen gönlünü Rus prenses Aleksandra’ya kapt\u0131r\u0131r.  I. James döneminde donan Thames nehri bu a\u015fka kucak açar. “A\u015fk\u0131n\u0131z için tav\u015fan yerine kurt avlar, viski yerine votka içerim”, Orlando’nun bu mecaz\u0131na Aleksandra somurtarak cevap vererek ho\u015fnutlu\u011funu saklamasa da çabay\u0131 yetersiz buldu\u011funu gösterir. “Bir erkek yüre\u011finin pe\u015finden gitmeli” sözü Orlando’nun kad\u0131ns\u0131l\u0131\u011f\u0131n\u0131 ortaya koyar. Favilla tüm bu olanlardan sonra Orlando’yu rezil ederek terk eder.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Panay\u0131rda Musa’y\u0131 denizk\u0131zlar\u0131yla yatakta gösteren tablo hem arzuyu hem okyanuslar\u0131 a\u015fma arzusuna gönderme yapar. Aleksandra’ya erkek çocukmu\u015f gibi Sasha denmesi de cinsiyetçi bir \u015faka olsa gerek: Sasha’n\u0131n Londra’da bulunmas\u0131n\u0131n nedeni erkek karde\u015finin olmamas\u0131d\u0131r.<\/p>\n\n

 Aleksandra son bulu\u015fmalar\u0131na gelmez. Kalbi k\u0131r\u0131k ve eli bo\u015f kalan Orlando derin bir uykuya dalar. <\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

1650 (\u015e\u0130\u0130R): Orlando uyan\u0131r ve kalbini teskin etmek için kendini \u015fiire verir ama yetene\u011fi olmay\u0131nca sonuç berbatt\u0131r. Dönemin \u015fair geçinenlerinden biri olan, Orlando’ya kol kanat geren ve tek derdi ayl\u0131\u011fa ba\u011flanmak olan Nick Greene’in alay etti\u011fi çocuk \u015fiirleri yazar.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

1700 (POL\u0130T\u0130KA): Orlando politikaya at\u0131l\u0131r: William of Orange ünvan\u0131yla Orta Asya büyükelçisi olarak atan\u0131r. Khan ile ahbapl\u0131\u011f\u0131 sayesinde do\u011fu kültürüne uyum sa\u011flar. Archduke Harry onu kral ad\u0131na ödüllendirir ama genç Khan ondan askeri destek ister.  Bunun d\u0131\u015f\u0131nda, Do\u011fu her ko\u015fulda teslimiyet ve ba\u011fl\u0131l\u0131\u011f\u0131 \u015fart ko\u015farken, Bat\u0131 için öteki gördükleri insan bile de\u011fildir. Orlando ölme ve öldürme aras\u0131nda bir taraf olmak yerine uyumay\u0131 seçer çünkü kad\u0131nl\u0131k içgüdüsü hayattan yanad\u0131r. Uykusundan bir kad\u0131n olarak uyan\u0131r. Yata\u011f\u0131n\u0131 çevreleyen hakim renk, reenkarnasyona yönelik simgesel bir gösterge olarak kullan\u0131lan \u015fafak mavisidir. Lady Orlando’nun kad\u0131nl\u0131\u011f\u0131n\u0131 ele veren sadece bedeni de\u011fildir, boynunu ve bak\u0131\u015flar\u0131n\u0131 bir kad\u0131n olarak kullanmay\u0131 çabucak ö\u011frenir. Bu sahnede \u0130talyan ressam Botticelli’nin “Birth of Venus” tablosuna esprili bir gönderme vard\u0131r.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

1750 (TOPLUM): Orlando bir salon güzeli olarak kat\u0131ld\u0131\u011f\u0131 Londra partilerinde a\u015fa\u011f\u0131lan\u0131r. Yer yer elbisesinden ta\u015fan vücudu d\u0131\u015f\u0131nda sahip oldu\u011fu bir \u015fey yok gibidir. Lady Orlando’nun döndü\u011fü Londra’da giydi\u011fi elbiseler uygulanan bask\u0131 ve s\u0131n\u0131rlamalar\u0131n simgesi olur. Orlando yeni kimli\u011fiyle Londra’ya döndü\u011fünde ünlü salon gevezeleri aras\u0131nda can s\u0131k\u0131nt\u0131s\u0131ndan patlar.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

\u0130ngiltere ve \u0130ngiliz toplumu üzerine ironik ta\u015flamalar\u0131n hedefinde salon entelleri vard\u0131r: Guliver’in yarat\u0131c\u0131s\u0131 Jonathan Swift<\/strong> <\/strong>ve \u015fair Alexander<\/strong> Pope<\/strong>. \u0130ki konu\u015fan kafan\u0131n ortak gevezelik alan\u0131 kad\u0131nlard\u0131r: ‘Kad\u0131nlar\u0131n arzular\u0131 yoktur, sadece nazlan\u0131rlar.’ ‘Kad\u0131nlar çocuklar\u0131n büyümü\u015f halidir.’ ‘Kad\u0131n dedi\u011fin süslerle donanm\u0131\u015f aptal bir hayvand\u0131r.’ Orlando bu çevre kirlili\u011fine duyars\u0131z kalamaz: ‘Siz \u015fairler, her biriniz içinizdeki kad\u0131ns\u0131l\u0131\u011f\u0131n verdi\u011fi ilhamla konu\u015ftunuz.’ Film Woolf’u s\u0131kça dumura u\u011fratan kendi zaman\u0131n\u0131n entelektüel lafazanlar\u0131na da bir gönderme yapar.<\/p>\n\n

Çulsuz olmak riski ta\u015f\u0131yan Orlando, onun evde kalm\u0131\u015f ve ac\u0131 çeken bir k\u0131z kurusu olarak ortal\u0131kta kald\u0131\u011f\u0131n\u0131 dü\u015fünen Harry’den evlilik teklifi al\u0131r. Böylece kad\u0131nl\u0131\u011f\u0131 pazarl\u0131k konusu edilir. Orlando kendini d\u0131\u015far\u0131 atar, bahçede ko\u015fturmaya ba\u015flar. Ancak o ye\u015fil labirentte kaybolmak yerine kendini yeniden bulur. Metafor nettir: Her karma\u015fan\u0131n ard\u0131ndan sakinlik gelir.<\/p>\n\n

   <\/p>\n\n

1850 (C\u0130NS\u0130YET): Orlando bask\u0131c\u0131 ve ku\u015fkuyla bak\u0131lan Victoria döneminde rüyalar\u0131n\u0131n erke\u011fi Shelmerdine ile tan\u0131\u015f\u0131r. Takip eden sahnede tren sesi duyulur, tren içinde bulunulan ça\u011f\u0131 simgeler, metonomi vard\u0131r: Tren görünmese bile trenin varl\u0131\u011f\u0131n\u0131 sesinden anlar\u0131z. Orlando’ya yolculuk üzerine sarf etti\u011fi sözlerine bak\u0131l\u0131rsa Shelmerdine için bir kad\u0131n serüvenci ve sorgulay\u0131c\u0131 olamaz. Anla\u015f\u0131lan o ki Victoria döneminin kad\u0131n\u0131, yak\u0131\u015f\u0131kl\u0131 romantik erkek taraf\u0131ndan korunan ve kollanan, ak\u0131l verilmeye çal\u0131\u015f\u0131lan melodram kad\u0131n\u0131d\u0131r.<\/p>\n\n

Orlando’nun Shelmerdine’in aya\u011f\u0131n\u0131 y\u0131kamas\u0131 ba\u011fl\u0131l\u0131k, fantezi ve a\u015fk\u0131 temsil eder. Ama Orlando evlenmek ve her \u015feyini yitirmek ikilemi aras\u0131nda kal\u0131r. Victoria yasalar\u0131na göre bir o\u011fula sahip olmad\u0131kça mülk sahipli\u011fini sürdürmesine olanak yoktur.  Orlando sallant\u0131daki a\u015fk ve güç sa\u011flayan miras yerine kendini tercih eder. Shelmerdine için gitmek gelece\u011fe yol almak, kalmak ise geçmi\u015fte ya\u015famay\u0131 sürdürmektir,  özgürlü\u011fü için sava\u015fmay\u0131 seçer ve gider.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

1900’LER: Orlando sava\u015f ortam\u0131nda hamile kal\u0131r.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

1992 (DO\u011eUM): Orlando s\u0131radan, orta s\u0131n\u0131f ama ba\u011f\u0131ms\u0131z bir kad\u0131n olarak k\u0131z\u0131yla birlikte ya\u015far. Yazd\u0131\u011f\u0131 roman\u0131 yay\u0131nevine sunar. Roman\u0131nda çocuk erkektir ve bu vasiyetin devam\u0131 için gereken ko\u015fuldur. Yazd\u0131\u011f\u0131 metin üzerinde de\u011fi\u015fiklikler istenmesi, Orlando konusunda Potter’\u0131n çekti\u011fi zorluklara dönük bir gönderme olarak da okunmal\u0131.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Orlando y\u0131llar önce ya\u015fad\u0131\u011f\u0131 malikâneyi ziyaret eder. Malikânenin kapal\u0131 olmas\u0131 ve bahçesinin örtülerle koruma alt\u0131na al\u0131nm\u0131\u015f olmas\u0131 geçmi\u015fin müzelik olarak görüldü\u011fünü ve art\u0131k ancak sergi amaçl\u0131 kullan\u0131labilece\u011fini söyler gibidir.  <\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Küçük k\u0131z\u0131n kamerayla çekim yapmas\u0131 ça\u011f\u0131m\u0131z\u0131n görsel kültürüne dönük bir göndermedir. Ve Jarman sinemas\u0131na özgü bir motif olan \u015fark\u0131 söyleyen androjen melek Jarman’a selam yollar.<\/p>\n\n

Final sahnesinde duyulan \u015fark\u0131 adeta Orlando’nun özgürlü\u011fünün tutkulu bir ç\u0131\u011fl\u0131\u011f\u0131d\u0131r. Orlando’nun kendi kaderini kendi çizmesi, kendine yetebilmesinin yaratt\u0131\u011f\u0131 co\u015fku bu \u015fark\u0131yla hissedilir. As\u0131rlar\u0131 a\u015fan yolculu\u011fu nedeniyle yorgun dü\u015fse de kendisinin ve çocu\u011funun gelece\u011fi için umut besler. Gökyüzüne çevrilen bak\u0131\u015f, ya\u015fan\u0131lan an\u0131n verdi\u011fi esriklik, kendinden geçme duygusuna i\u015faret eder. Orlando ayn\u0131 a\u011fac\u0131n alt\u0131nda a\u011flar, mutluluk gözya\u015flar\u0131 döker!<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Filmin öyküsü kadar ilginç olan yap\u0131m öyküsü ile ilgili notlar\u0131m\u0131 da payla\u015fmak isterim:<\/p>\n\n

 Film Woolf’un zamana\u015f\u0131r\u0131 tarihsel fantezisinin serbest bir okumas\u0131d\u0131r. Roman 1928’de, film 1992’de noktalansa da fantezi sona ermez. Bu gerekçe ile Woolf klasik dönemde ya\u015fayan bir Sappho olarak okunursa, günümüzde de Potter için modern bir Sappho tan\u0131mlamas\u0131 yapmak mümkün olur. Hayat\u0131 yeniden ve ba\u015fka bir bedende ya\u015faman\u0131n bu zaman a\u015f\u0131m\u0131 öyküsünü en iyi karakterize eden tercihlerden biri de anlat\u0131da geçen ve uyan\u0131\u015fa \/ ergenli\u011fe vurgu yapan Me\u015fe A\u011fac\u0131<\/em><\/strong> \u015fiiri Sackville-West<\/strong>’in kitab\u0131ndan al\u0131nm\u0131\u015ft\u0131r.                                                                                                    <\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Orlando, tasar\u0131m\u0131yla Potter’\u0131 Greenaway<\/strong> ve Jarman<\/strong> dünyas\u0131na yak\u0131nla\u015ft\u0131r\u0131r. Potter, Greenaway’\u0131n yap\u0131m tasar\u0131mc\u0131lar\u0131 ile çal\u0131\u015f\u0131r: Ben Van Ons<\/strong> ve Jan Roelfs<\/strong>. Tilda Swinton<\/strong> bir Jarman oyuncusu olarak tan\u0131n\u0131r. Potter, Tilda’y\u0131 Wollen’\u0131n Friendship’s Death filminde izledim ve seçtim, der. Kostüm tasar\u0131mc\u0131s\u0131 Sandy Powell<\/strong> da Jarman ve Greenaway kadrosundan seçilir. \u0130lginç bir paralellik: Tilda<\/strong> Swinton<\/strong> \u0130skoçyal\u0131 ünlü bir aileden geliyor ve 38 ku\u015fa\u011f\u0131n tarih oldu\u011fu 800 y\u0131ll\u0131k bir malikanede ya\u015f\u0131yor. Orlando karakteri için Swinton’dan daha iyi bir seçenek bulma çabas\u0131n\u0131n önünde do\u011fal bir engel.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Orlando stilistik bir kolaj olarak okunabilir: Hiciv, fantezi, an\u0131, biyografi, serüven. Filmde sanatsal dönemler aras\u0131nda yolculuk yap\u0131l\u0131r: Rönesans, barok, rokoko, romantizm, modernizm. A\u011f\u0131rl\u0131kl\u0131 olarak avantgarde-modernist bir söylemle yol alan film, giderek klasik bir anlat\u0131ya do\u011fru evrilir. 7 ana sekans blo\u011fu (a\u015fk, \u015fiir, seks, do\u011fum, politika, toplum, ölüm) ve 6 reenkarnasyonel insert olmak üzere toplam on üç parçal\u0131 yap\u0131n\u0131n her biri bir müzik parças\u0131 ile temsil edilir.<\/p>\n\n

 <\/p>\n\n

Erkek veya kad\u0131n olmak, toplumsal cinsiyetin görünür ve görünmez yapt\u0131r\u0131m tehditleri kar\u015f\u0131s\u0131nda güçlüklerle, s\u0131n\u0131rlamalarla ve tehlikelerle ya\u015famay\u0131 ö\u011frenmek demektir. Özgür olabilmemiz için toplumsal cinsiyet kural ve yapt\u0131r\u0131mlar\u0131 taraf\u0131ndan ku\u015fat\u0131lm\u0131\u015fl\u0131\u011f\u0131m\u0131z\u0131 ve psiko-fiziksel cinsiyetimize dair kurgusal pozisyonumuzu a\u015farak cinsiyetsiz bir öz-kimlik edinmeliyiz. Toplumsal cinsiyetin bask\u0131c\u0131 kültürel söylemini etkisiz k\u0131labilmek için bireyin gizil ve cinsiyetsiz insani özüne ula\u015fmas\u0131 gerekir.<\/p>\n\n

----------------------------------------------------------<\/p>\n\n

* Bu film de\u011ferlendirmesi, At\u0131l\u0131m Üniversitesi KASAUM’un payda\u015flar\u0131ndan biri oldu\u011fu “BM Kad\u0131n ve K\u0131z Çocuklar\u0131na Yönelik \u015eiddete Son Vermek \u0130çin Dünyay\u0131 Turuncuya Boya!” kampanyas\u0131 kapsam\u0131nda haz\u0131rlanm\u0131\u015ft\u0131r. Yay\u0131mlanmadan önce Ö\u011fr. Gör. Damla Songur taraf\u0131ndan gözden geçirilmi\u015ftir.<\/p>\n\n

**Tutku Mavi Erk\u0131l\u0131ç, Hukuk Fakültesi 2. s\u0131n\u0131f ö\u011frencisi, tutkumavierkilic@gmail.com<\/p>"}}],"closeAll":true}]}]}} [content_en] => [content_ru] => [content_ar] => [gallery] => {"initialPreview":[],"initialPreviewConfig":[]} [site_id] => 52 [start] => [end] => [created_at] => 2018-09-27 08:11:48 [updated_at] => 2019-10-31 08:45:51 [parent_id] => 4118 [lft] => 44 [rgt] => 45 [depth] => 1 [employee_id] => [external_link] => [external_link_tr] => [external_link_en] => [external_link_ru] => [external_link_ar] => [status] => 1 [blank] => 0 [hide_side_menu] => 0 [program_id] => [department_id] => [lesson_page] => [hide_on_side_menu] => 0 [content_page_id] => [media_dir] => merkez-yayinlari-1538035867 [meta_desc_tr] => [meta_desc_en] => [meta_desc_ru] => [meta_desc_ar] => ) [casts:protected] => Array ( ) [dates:protected] => Array ( ) [dateFormat:protected] => [appends:protected] => Array ( ) [events:protected] => Array ( ) [observables:protected] => Array ( ) [relations:protected] => Array ( [site] => App\Site Object ( [connection:protected] => mysql [parentColumn:protected] => parent_id [leftColumn:protected] => lft [rightColumn:protected] => rgt [depthColumn:protected] => depth [orderColumn:protected] => [guarded:protected] => Array ( [0] => id [1] => parent_id [2] => lft [3] => rgt [4] => depth ) [scoped:protected] => Array ( ) [table:protected] => [primaryKey:protected] => id [keyType:protected] => int [incrementing] => 1 [with:protected] => Array ( ) [withCount:protected] => Array ( ) [perPage:protected] => 15 [exists] => 1 [wasRecentlyCreated] => [attributes:protected] => Array ( [id] => 52 [url] => kasaum [name_tr] => Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi [type_id] => 13 [parent_id] => 257 [lft] => 180 [rgt] => 181 [depth] => 3 ) [original:protected] => Array ( [id] => 52 [url] => kasaum [name_tr] => Kadın Sorunları Araştırma ve Uygulama Merkezi [type_id] => 13 [parent_id] => 257 [lft] => 180 [rgt] => 181 [depth] => 3 ) [casts:protected] => Array ( ) [dates:protected] => Array ( ) [dateFormat:protected] => [appends:protected] => Array ( ) [events:protected] => Array ( ) [observables:protected] => Array ( ) [relations:protected] => Array ( ) [touches:protected] => Array ( ) [timestamps] => 1 [hidden:protected] => Array ( ) [visible:protected] => Array ( ) [fillable:protected] => Array ( ) ) [employee] => [program] => [department] => ) [touches:protected] => Array ( ) [timestamps] => 1 [hidden:protected] => Array ( ) [visible:protected] => Array ( ) [fillable:protected] => Array ( ) ) 1